İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Pakize Barışta: Topik, Havidz, Anuşabur ve uskumru dolmasının muhabbeti… – Gazetem.net

Saat kimbilir kaç oldu, uykum geldi, göz
kapaklarımı güçlükle açık tutuyorum ama inat ettim; Tovmasyan’ın’ın Takuhi
yayasının, Kel Tomos’un oğlu Gazaros Efendi’yle yaptığı evliliğin serüvenini
bitirmeden kendimi uykuya bırakmaya niyetim yok. Serüven öyle dokunaklı, öyle
acı verici ve öyle de sade anlatılmış ki…

Gazaros Efendi, Sofik adında, boylu boslu, hareli yeşil gözlü, güzel bir
kadınla evliymiş; Garbis, Ağavni ve Mardik adında birbirinden güzel üç de
evlatları varmış. Genç anne veremden ölünce Gazaros Efendi üç çocuğuyla dul
kalmış. İkinci kez evlenmek için İstanbul’da hangi kızı istemişse de “üç çocuklu
dul bir adam” olduğu için reddedilmiş. Üç çocuğun bakımının zorluğu bir yandan,
reddedilmişliğin verdiği acı öbür yandan , Gazaros Efendi pek bir zor durumda
kalınca, gelin adayını köylerinde, yani Çorlu’da aramaya başlamış. Sözünün eri,
dediğim dedik, azıcık da inatçılığıyla ünlü Çorlulu Sarmısaklıyan ailesinin kızı
Takuhi’yi razı edip söz kesmiş. Gelin hanım; telini, duvağını, gelinliğini
çıkardığında öğrenebilmiş evlendiği adamın iki değil de üç çocuğu olduğunu.
Gazaros Efendi, reddedilme endişesiyle, -yazarın tabiriyle- çocukların sayısında
iskonto yapmış. Sarmısaklıların Takuhi’si, sözünün eri bir kadın olduğu için
karşısındakinden de aynı dürüstlüğü beklermiş ama bunu göremeyince: “İki çocuk
dediniz kabul ettim, üç de deseydiniz ederdim, yeter ki beni kandırmasaydınız.
Bu ikisine kendi evladım gibi seve seve bakarım ama üçüncüyü istemem” demiş.
Düğün ertesi, büyük oğlanla, kızı alıkoymuş, küçük Mardik’i büyükanne ve
büyükbabasıyla Çorlu’ya göndermiş.

Küçük Mardik ne yazık ki, Çorlu’da büyüme fırsatını bulamamış. Dedesi,
büyükannesi ve diğer akrabalarıyla birlikte Tehcir yolculuğuna çıkmak zorunda
bırakılmış ve bir daha kendisinden hiçbir haber alınamamış.

Bu size anlattığım hikaye, benim bir türlü elimden bırakamadığım bir kitabın
“İrmik Helvası” başlıklı bölümüne ait. Şaşırmayın, bu kitabın yazarı hep böyle
yapıyor, bir karakteri, bazen çok trajik bir hikayeyi bile bir yemekle
buluşturuyor ve yemek tarifiyle sonlandırıyor.

Kitabın adı: “Sofranız Şen Olsun”.

Yazarı: Takuhi Tovmasyan. Yukarıda adı geçen Takuhi Sarmısaklıyan, onun
yayası, yani babaannesi. Yazar Tovmasyan, aslında irmik helvasını tarif etmek
için kaleme aldığı bu bölümde babaannesi Takuhi’nin, üvey oğlu küçük Mardik’i
Çorlu’ya gönderdikten sonra bir ömür boyu, -80 yaşında ölünceye kadar- nasıl
vicdan azabı çektiğini, Mardik’i bulma düşüncesinin, nasıl anasından babasına
miras kaldığını, onlarca yıl –ölmüş olabileceğini hiç akıllarına getirmeden-
bıkıp usanmadan onu nasıl aradıklarını ve nihayetinde kendisine de aynı mirasın
intikal edişini anlatıyor. Ve sonra da Mardik’in canı için bir irmik helvası
kavuruyor işte. Yazarın kitapta verdiği yemek tarifleri, geniş bir aile
hikayesinin içinden çıkıyor. Aslında geniş bir aile hikayesinin içinden dışarıya
bir şelale gibi, coşkuyla fışkırıyor demek daha doğru olabilir.

Takuhi Tovmasyan’ın kitabı bana yılbaşı hediyesi olarak verildi. Ermeni
mutfağına oldum olası ilgi duyarım. 1 Ocak günü, tatil rehaveti içindeyken,
yemek tariflerine bakmak, şöyle bir karıştırmak amacıyla kitabı elime aldım.
Daha ilk satırlarında elimdeki kitabın bir yemek kitabından çok daha fazla bir
şey olduğunu hissettim. ‘Yemek ve anı’ diyordu kitabın kapağında ama, bir
dünyanın,
en saf, en yalın haliyle anlatılmasıydı bu.. sanki uzaklardan bir
yerlerden, belki çocukluğumdan, bana çok da yabancı olmayan bir duyarlılığın
hikayesiydi bu…

Yemek manzaralarıyla insan manzaralarını hiç rastlamadığımız bir şekilde
içiçe geçirmiş Tovmasyan. Bir karakteri, bir yemekle buluşturarak anlatıyor
çoğunlukla demiştik. Mesela Dedesi Gazinocu Gazaros Efendi’yi anlatırken,
fasulye pilakisi aracılık yapıyor bunu. Gazaros Efendi, 20. yüzyılın ilk
yarısında Yedikule Kale Kapısı’nda gazino işletiyor. Karısı Takuhi’ye, evine,
çocuklarına bağlı biri o ama, Samatya’da oturan Ersinya adlı bir dulun ve
çocuklarının da ekmeğe ve şefkate ihtiyaçları olduğunu düşünmeden edemeyip, ara
sıra onları da ziyarete gidiyor. Ersinya, fasuyle pilakisini, Takuhi’den daha
lezzetli pişirdiğinden, her ziyarette biraz da telaşla bu fasulyelerden bolca
atıştırıyor Gazaros efendi. Böyle olunca da, gecenin bir saatinde kör kütük
sarhoş eve vardığında, karısı tarafından soyulup, yatağına yatırılırken, yerken
üstüne başına döktüğü fasulye ve havuç taneleri saçılıveriyor etrafa. Yazar
Tovmasyan tam burada bir fasulye pilakisinin tarifine geçiyor.. ama bu
babaannesi Takuhi’nin pişirdiği fasulye pilasikinin tarifi mi, yoksa
Ersinya’nınki mi, yorumu size kalmış…

Yazısını, mutfaktan sofraya, sofradan insana, insandan aileye, aileden
sülaleye, akıtmış Tovmasyan. Yazısı akıp gidiyor ve sizi de sürüklüyor öylece.
Hayatın edebi dilini yakalamış adeta. Öyle duru, öyle saf ve öyle sıcak bir
anlatım ki… Kelimeleri, cümleleri, düşünceleri pişiriyor adeta yazarken, en
olgun haliyle de kağıda döküyor. Bir de öyle lezzetli anlatıyor ki yemek
tariflerini, hemen pişirip, yiyesiniz geliyor.

“Yemek bahane” diyor, “asıl olan muhabbettir”. Ama bütün püf noktalarıyla
öyle yemek tarifleri veriyor ki Takuhi Tovmasyan, aynı zamanda olağanüstü bir de
ahçı olduğunu anlıyoruz onun.

“Yemek bahane, asıl olan muhabbet”… Bu söz Batı’da pek bir şey ifade etmez.
Orada yemeğin, sofranın, kendi ritüeli vardır çünkü. Buralarda ise yemeğin
ritüeli yerine, sofradaki duygunun ritüeli vardır, bu da, hesapsız, kalıpsız bir
ritüeldir aslında ve bu sofra hep açıktır bildiğiniz gibi…

“Sofranız Şen Olsun” Takuhi Tovmasyan. Aras Yayınları

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: