İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye zorlanacak

M. ABDUL HAFIZ

Bir zamanlar Avrupa’nın fatihleri olan Osmanlılar ancak Viyana kapılarından geri çevrilebilmişti. Avrupa’nın asırlarca patronluğunu yapan Osmanlıların bugünkü torunlarının 40 yıldan bu yana Avrupa’nın kapısını çalmaları bir ironi. Avrupalı liderler ve kamuoyları, laik bir anayasaya sahip olmasına rağmen Müslüman olduğu gerekçesiyle 70 milyon nüfuslu Türkiye’ye üyelik konusunda ayrımcılık yapıyor. Sosyo- ekonomik gelişimi açısından Türkiye, Avrupa’nın en hızlı gelişen ekonomilerinden birine sahip. Türkiye’nin jeopolitik konumu da Avrupa için değer taşıyor. Ayrıca AB, Türkiye’nin üyeliğiyle Avrupa’da yaşayan 15 milyon Müslüman’la köprü de kuracak.

Ancak AB liderlerinin 16-17 Aralık’ta Türkiye’ye verdikleri müzakerelerin başlama tarihiyle birlikte ileri sürdükleri Rum egemenliğindeki Kıbrıs’ın tanınması, işgücünün serbest dolaşımının kısıtlanması, siyasi reformlar aksadığı takdirde müzakerelerin durdurulacağı yolundaki koşulların yerine getirilmesi zor olacak.

Bazı gözlemcilere göre geçen yılın mayıs ayında Slovakya ve Estonya’yı üye kabul eden, 2007 yılında da Bulgaristan ve Romanya’yı üye alacak olan AB’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerinin muhtemelen 2015’e kadar sürecek olmasını söylemesi Türkler için ‘beterin beteri’ bir durum.

Erdoğan’ın partisi İslami olmakla birlikte Erbakan’ın aşırılık yanlısı politikalarını bırakıp ılımlı politikalara yöneldi. Bu, Türkiye’nin geçtiğimiz ekim ayında Avrupa Komisyonu’ndan ‘evet’ cevabı almasında etkili oldu. Hal böyle olmakla beraber Avrupa, hissiyatı ve önyargıyı rasyonel tartışmanın önüne koydu. Schröder desteklerken Türkiye’nin üyeliğine en güçlü itiraz, Türklerin ülkelerini sanki istila edeceklerinden korkan ve halen 3 milyon Türk’ün yaşamakta olduğu Almanya’dan geldi. Chirac da Türkiye’nin üyeliğini desteklerken Fransa’nın Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık tanınmasını istiyor.

11 Eylül hadisesinden sonra Avrupa’da ortaya çıkan İslamiyet ve Müslümanlık tartışmalarıyla birlikte, Türkler hakkında şüpheleri olan önyargılı Avrupalıların, Ermenilere karşı işlenen günahların itiraf edilmesini istemeleri de müzakereleri zorlaştıracak. Öte yandan eski Avrupa Komisyonu üyesi Frit Bolkenstein, Türkiye’nin üye alınmasının, Türklerin Viyana kapılarından püskürtüldüklerinin inkârı anlamına geleceğini ileri sürüyor. Eski Fransa lideri Valery Giscard d’Estaing Avrupa içerisindeki Türkiye’nin, Avrupa blokunun daha güçlü birlik rüyasının sonu olacağını söylüyor. Erdoğan’ın AB üyeliği uğruna Türkiye’nin sosyal ve kültürel değerlerini pazarlık konusu yapmasının söz konusu olmadığını kategorik biçimde açıklamasıyla her iki tarafın tutumu daha da sertleşti.

Müttefik sayısı da az değil

Bununla beraber, Türkiye Blair, Schröder, İspanya ve İtalya liderleri gibi güveneceği güçlü dost ve müttefiklere sahip. Geçtiğimiz ekim ayında Ankara’nın AB standartlarında demokrasi ve insan haklarına kavuştuğunu savunan Avrupa Komisyonu da Türkiye’den yana. Esasta Asyalı olan ve topraklarının sadece yüzde 3’ü Avrupa’da bulunan Türkiye’nin, 41 yıl beklediği Avrupa Birliği’nin gururlu bir üyesi olduğunu görmek ilginç olacak. Türkiye sonunda üye olsa bile üyeliğe giden yol zorlu olacak. (Lübnan gazetesi, 3 Ocak 2005)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: