İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Özzz gündem dini hezeyanı

Perihan Mağden

Rahşan Ecevit gündemi bombalamak için olsa gerek: “Din elden gidiyor,” buyurmuşlar.

Müslümanlığını doya doya yaşamak ister iken; önce bu türbandır, baş örtüsüdür tutturan cahil cühela yüzünden, sonra tabii muhtelif başka engeller de çıkabiliyor köktendevletçilerin tekelci zihniyetleriyle kendi icadı dinlerini/imanlarını doya doya/kana kana yaşamak arzularının karşısına-

Bir kere onların ‘yoğurdu yiyişleri bile apayrı’; pek tabii ki kendi esracengiz yöntemleriyle yaşamak isteyecekler dinlerini imanlarını. Her şeyden önce nevi şahsına münhasır din tanımlarını öyle önüne gelenle paylaşmak filan da, istemeyeceklerdir. Kolay değildir!

Ama pek göz önünde, bariz olan bir husus var ise, o da ‘Gündem Taşı Bağımlılığı’dır pek çok müptelanın. İnsan, Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin girmesine karşı olabilir pek tabii ki. Olamaz mı?

Birkaç yıl öncesinde sol tandanslı bir arkadaşımın ‘Avrupa Birliği karşıtlığı yalnızca Cem Uzan’a mı terk edilmeli be kardeşim?’ yollu haykırışını hatırlarım.

Kanundışılığın dünya tarihini yazmış bulunan Uzan Familyası’nın Ecevit/Bahçeli/Yılmaz koalisyonlaması tarafından nasıl korunup kollandığını hatırlayalım bir. Ve Baba Uzan’ın nasıl Baba Demirel tarafından yaratıklandırıldığını. Neden-sonuç ilişkilerinden pek de hazzetmeyen bir topluluğuz.

Ve solculuk adına ezelden beri hiçbir söylem ve eylem üretemeyenlerin, eninde sonunda sığındıkları Gündem Limanı’nın ultramilliyetçilik ve pseudo-dincilik olması farsına bakalım bir-iki.

Derhal Veliaht Başkan Zeki bey de atılıp: “Aynen haklıdır Rahşan hanım. Biz söylemekteydik de ne zamandır, bir türlü tanınamadığımız için sesimizi duyuramamaktaydık,” benzeri laflar yuvarlıyorlar.

Kemik laikçi Rahşan hanımı Gündem Taşı olarak (bir nevi, hiçbir ilaç ve tedaviyle bünyeden atılamayan böbrek taşı muadili rahatsızlık) orta yerimize düşüren olay da, Hıristiyan misyonerlerin sokaklarımızda İncil dağıtıp apartman dairelerinde açtıkları kiliselerinde dinlerini yayma gayretkeşlikleri.

Geçenlerde yeşil plastik kaplı bir İncil benim de elime tutuşturuldu İstiklal Caddesi’nde. Başka köşesanlar da benzer hissiyatlanmalara kartopulanmışlar; gayet makul karşıladım.

Ben bir adet Türk Dinsizi olarak vakti zamanında okuyup oldukça sıkıcı ve beni hiçbir yere sevk etmeyen temiz bir eser olduğunu düşünmüş idim İncil’in. Anlayanlar Tevrat’ın çok daha grafik ve iddialı bir eser olduğunu söylerler. Ve kendinden sonra gelen iki esere de şiddetle damgasını vurduğunu.

Hıristiyanların bir kısmının misyonerlik gibi bir derdi var: İlla billa yayacaklar dinlerini.

Benim bildiğim İslamiyet’te bulunmayan bir derttir bu. Ama Gülen cemaati, Yeşil Kuşak teorilemesi altında kimi süper güçlerin teveccühüyle bir çeşit misyonerlik sürdürmekteler epey zamandır. Gülen cemaatine en çok arka çıkmış politikacı çiftimizin de kemik laik ve nitekim çok özel Müslümanlar olduğunu, özellikle son çıkışşş’la öğrenmiş bulunduğumuz Ecevitler olduğunu eski gün(dem)lerden biliyoruz.

Bence ne solla, ne sağla, her şeyden önce rasyonaliteyle hiçbir bağlantıları kalmayan, sermayeyi ultramilliyetçilik ve başka hezeyan modellerine yükleyen bu çiftin sorunu, daha ziyade psikolojiktir.

Son zamanlarda içinde yer aldığı hiçbir ‘proje’ muvaffak olmamasına rağmen inat ve bağımlılıkla gündemi işgal etmekte ayak direyen, arada bir kendilerini yapmak zorunda hissettikleri çıkıntılıklar ve yumurtlamak mecburiyetinde oldukları polemiklerle Gündem Taşı olarak magazin anallarımıza düşüren eskinin şimal yıldızlarından, fuzulilerinden, şimdinin taze demodelerinden ve onların biteviye taktiklerinden ayrı bir kategoride değerlendirilmeyi de, ciddiye alınmayı da, hiçbir şekilde hak etmemektedir.

Tüm mesele budur: Emekliye ayrılmayı bilmek ya da bilmemek. Yan rollere geçmeyi kabullenmek ya da kabullenmemek. Mesleki deformasyonun hazin bir karşılığı olarak bizatihi kendini, vakti zamanındaki pozisyonundan ibaret görmek ya da görmemek. Günbatımı Bulvarı’nda yalnız ve meczup ve patetik ısrarcılıkta bir ‘şöhret’ olarak ikamet etmek ya da efendi bir Greta Garbo gibi yalnızlığının dairesine çekilebilmek. Mesele tamamen budur. Vakti zamanında gündemi belirleyen büyük şöhretlerin, yeni yerlerini içine sindirebilenine Türkiye topraklarında rastlanamamaktadır.

Şöhret (gündem) bağımlılığı da, bir açgözlülük modelidir. Ve açgözlülük İncil’de de, Budizm’de de günahtır. Kişiye ve çevresine zarardır.

Ziyandır. Dindarlık her şeyden önce kanaat etmeyi bilmektir. Dilerim, böyledir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: