İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

radikal: İsa´nın tutkusu, bizim çilemiz

Nur Çintay A.

Mel Gibson o eski aksiyonlarındaki terli ‘cesuryürek’ olarak mı kalsaymış, bu işlere hiç mi soyunmasaymış, o zaman onu daha mı çok severmişim, bir film insanı bu kadar mı sıkarmış, şeytanın peruğunu çıkarmasından daha absürd bir sahneye hiç tanık oldum mu, bir insanın mezbaha kaldırırlığı nereye kadardır… Bu ve benzeri beyin fırtınalandırmaları nihayetinde geldim, klavyenin başına çöktüm, emrinizdeyim.

Daha önce de başka filmler vesilesiyle itiraf etmiştim: Kana gelir bir tipim var. Yani öyle iki damla kan görünce bayılayım, şeytantırnağı görünce mikrocerrahinin sınırlarını araştırayım, yok öyle çıtkırıldımlığımız çok şükür.

Filmlerde de kan revan görüntülerinden içim kalkmaz. Bakamayayım, gözümü kaçırayım, zarifçe yanımdaki erkeğe sığınayım, yarısında dayanamayarak çıkayım ve üç gün etkisinden çıkamayayım, böyle teatral hislenmeler olmuyor.

Fakat bu iki saatlik işkence töreninden hakikaten yorgun ve daha da mühimi, fevkalade bıkkın, sıkkın çıktım.

‘Tutku: Hz. İsa’nın Çilesi’ tartışmalarını hep beraber, oradan buradan takip ettik. Ama yazılanlardan, filmi izlerkenki çilenin bu derece yoğun olacağını anlamamışım, anlaşılan.

Konuda sürpriz yok; Hz. İsa’nın o en acılı son 12 saati.

Farklı bir yorum, incelikli ayrıntılar, zekice bir numara, büyüleyici efektler, pes dedirtecek oyunculuk… Aramayınız. Zira yok.

Film size, en sado-mazo etkinliklerde göreceğiniz şiddette (ki onlarda hiç değilse ilginç bir yan olur genellikle) bir saatlik kırbaçlanma, normal kırbaçtan çengelli kırbaç aşamasına geçme, bitmez tükenmez tekmelenme, sürüklenme, çivilenme, etten et kopması, litrelerce kan boşalımı, işte kısaca toplam iki saatlik işkence sunuyor. İsa’nın çilesi, sizin de çileniz oluyor. Bitmiyor, bitmiyor.

Peki keçiboynuzu efekti var mı? Bir lokma bal için onca çileyi çekelim…

Ben şimdi ne diyeyim? Varsa kaderinizde, gidin çekin çilenizi.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: