İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

sabah: Barlas aldı götürdü..

Mehmet Barlas 1950’lerde dansı anlatıyordu geçen gün.. Necmi Rıza, ünlü dans hocası Panosyan’a ne paralar vermiş, dans etmeyi öğrenmek için.. Gene de edemeyince Vasfi Rıza dalga geçmiş üstadla.. Necmi Rıza “Panosyan beni aldattı. Kendisi hep kavalye oldu. Beni dam yerine koyup dans ettirdi” diye ağlamış..

Aldı beni nerelere götürdü, Barlas..

Mülkiye günleri.. 50’lerin sonları.. Kızlarla buluşmak için iki gecemiz var. Sonbahar Mülkiye Balosu.. İlkbahar Kolej Balosu..

Balo demek dans demek.. Dans demek kıza sarılmak demek.. Senede iki kez.. İki gece..

Ama kızı dansa kaldırmanın şartı var.. Dans etmeyi bileceksin..

O zamanlar öyle kız senden 40 metre ötede, aklına estiği gibi sallanıp çırpınmak diye bir dans yok.. Bin dans var.. Hepsinin figürleri ayrı.. Ve sen erkek olarak, (O zaman kavalye idi adı, şövalye yani.. Şimdi nerde şövalyelik) dansı yöneteceğin için bu figürleri en iyi bilmek zorundasın..

O zaman plak yok.. Canlı orkestra ile müzik var.. Orkestra slow ile başlar.. Yani yavaş dans.. Hatta dans bile değil.. Kıza sarılacaksın.. Annesi, babası da baloya gelmemişse hatta bir iki saniye yanak yanağa olma şansın bile var.. Öyle iki yana minicik adımlar atarak sallanacaksın.. Kızın sıcaklığını, kızın kokusunu, kızın yumuşaklığını bu birkaç slow dansta öyle hissedeceksin ki, sana gelecek baloya kadar yetecek.

Peki amaç slowsa, ve o da bu kadar kolaysa, o zaman öteki dansları bilmeye ne gerek var?..

Şu gerek var..

Bir defa öyle müzik başlar başlamaz, ayağa kalkılıp ceket iliklenip, kız dansa davet edilmez.. Isınacaksın.. Cesaretini toplayacaksın.. “Ya refüze ederse” korkusundan durmadan karar değiştireceksin. Sen tam kararını vermişken bir bakacaksın, başkası gelmiş, kızın önünde dikilmiş bile.. Yeniden sıranı bekleyeceksin.. Sonunda “Ya dans, ya ölüm” deyip dünyanın en zor üç kelimesini kekeleyerek, fısıldayarak söyleyeceksin..

“Benimle dans eder misin?..”

Gözlerinin içi gülerek, hatta “Sabahtan beri seni bekliyordum, nerede kaldın mesajlarını vücudu ile vererek “Evet”leyecek..

Kalkacaksınız.. Ve orkestranın hain şefi Durul Gence, tam o sırada işaret verip, slowdan Ça Ça’ya geçecek..

“Ben bunu bilmem, oturalım” diyeceğine, tuvalete git, kendini kemerinle as daha iyi..

Yani..

Ya bütün dansları bileceksin.. Ya da baloda yerinden kıpırdamayacaksın.. Ağzından sular akarken.. İçin kan ağlarken..

Dans dediğin de tonla..

Ça ça.. Mambo, Samba, Calipso, Rumba, Tango, Vals.. Çarliston bile var.. Durmadan da yenileri geliyor.. Rock’n Roll.. Twist.. Shake.. Daha yığınla..

Kızlar nerden nasıl öğrenirler bilmem.. Hepsi ruh gibi ediyor en yeni dansları, Serpil’den biliyorum..

Biz erkekler sopa.. Ne olacak peki..

Ahmet’le (Kışlalı) her balo öncesi, Ankara’nın Panosyan’ı Cavga Dans vardı. Oraya yazılırdık, yeni dansları öğrenmek için..

İlk gittiğimde nasıl hayal kırıklığına uğramıştım.. Ders mers.. Bahane ile bir kıza sarılacağız.. Hocamıza..

Gittik ki, hoca erkek.. Demek o yıllarda kadın hoca bulunmazmış.. Allahtan bizim Usta, Panosyan gibi kavalye değil, dam rolünde.. Bize dansı yönetmeyi de öğretirdi..

Vallahi hepsini öğrendik.. Hatta hiç unutmam Eskrim Kulübünde bir yarışmada Twist Kralı da oldum.. Damımın kulüp başkanı Muslihittin Yılmaz Mete’nin kızı olması, jüriyi hiç etkilemedi tabii..

Ama içimde hala ukdedir, Rock’n Roll’u bir türlü öğrenemedim.. Geçen gün bu ukdeyi anlatıyordum da, Tolgahan “Ben sana öğretirim söz” dedi.. Vallahi akademisine gideceğim. Bir Rock’n Roll yapmadan gidersem, gözüm açık kalır, billahi..

Hiç unutmam..

Gene Cavga’ya eşek yükü ile para verip, en yeni dansları öğrendik Ahmet’le.. Cumartesi gecesi balo var.. Nasıl heyecanla bekliyoruz..

Sabah bir kalktım.. Felaket.. Boynum nasıl tutulmuş.. Gergedan gibiyim.. Ağrıyı geç.. Başımı kıpırdatamıyorum.. Siz hiç dans eden gergedan gördünüz mü?.. Yattı bir yıllık hayaller.. İçim hüngür şakır.. Çıktım evden.. Kızılay’a yürüyorum.. Karşıdan Cahit Önel geliyor.. Atletizm milli takımı kaptanı.. Yakın dostum. “Bu ne hal Hıncal” dedi.. “Karadeniz’de gemiler gitmiş galiba..”

“Baksana kafamı oynatamıyorum” dedim.. “Oysa bu gece hayatımın gecesi olacaktı.. Kolejli sevgilimle baloda..”

“Gel benimle” dedi.. Bir taksiye atladık.. Doğru atletizm sahasına..

Yeni bir alet gelmiş.. Enfra ruj ışıkla falan tutulan adaleleri hallediyormuş.. Cahit lambanın altına oturttu beni bir süre.. Sonra bir de çeşitli yağlarla masaj yaptı, omzuma, boynuma..

Bir çıktım, dünyaya yeni gelmiş gibi..

Gece mi?..

Ah alçak Durul ah.. Bir de dostum, kardeşim olacak.. Bir de rica ettim önceden.. “Beni pistte görünce slowdan başka bir şey çalma” diye..

Ne zaman kalksam, daha kıza sarılmadan, hatta en romantik aşk şarkısını yarıda kesip Rock’n Roll’a geçti, kıskanç herif..

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: