İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

radikal: Kutsal haç İstanbul´da mı?

Avni ÖZGÜREL

Rahmetli Şevket Rado’nun tarih merakının kütüphanemize kazandırdığı yüzlerce eser var. Onun el yazması nüshasını bulup hakkında makale neşrettiği kitaplardan biri 1600’lü yıllarda yaşamış (Ölümü 1678) Hezarefen Hüseyin Çelebi’nin ‘Tarihi Devleti Rumiye’si.

Tıp, astronomi, matematik, askerlik gibi değişik alanlarda derin bilgi sahibi olduğu için ‘Hezarefen’ lakabıyla anılan Hüseyin Çelebi’nin diğer Osmanlı tarih yazıcılarından farklı bir özelliği var. Osmanlı tarihçileri genelde Latin ve Yunan dillerine yabancı, kendilerini Arapça ve Farsça kaynaklarla sınırlamış oldukları için imparatorluk coğrafyası dışındaki toprakların mazisine ve Türk-İslam tarihi dışında bir konuya ilgi duymamışlar. İstanbul, Bizans İmparatorluğu’na son veren fetihle ele geçirildiği ve başkent haline getirildiği halde, Osmanlı kalem erbabı, üzerinde oturduğu kentin tarihi üzerine bir şeyler yazmaya yeltenmedi. Bu bakımdan Hüseyin Çelebi’nin Bizans tarihi yazmış olması önemli.

‘Nasıl yazdım?’

‘Tarihi Devleti Rumiye’ adlı eserin girişinde Hezarefen Hüseyin Çelebi kitabı kaleme alma gerekçesini şöyle açıklıyor:

“Dünya beldeleri arasında bir ikincisi olmayan İstanbul şehrinin kurucusu Konstantin’in zuhurunu ve ne sebeple gelip İstanbul’u bina eylediğini, ne miktar zaman Rum kayserlerinin hükümet sürdüğünü, büyük Ayasofya’yı
kimin yaptırdığını vesair eski eserler hakkındaki rivayetlerin hangisinin doğru olduğunu tarih kitaplarında bulamadım. Bu sebeple İstanbul’un banisinden ta Sultan Mehmed’in tahtına kadar burada oturan doksan adet kayserin zamanlarında Yunan ve Latin lisanları üzerine yazılmış tarih kitaplarına sahip Osmanlı Devleti’nin baş tercümanı Panayot adındaki Hıristiyan’dan bu kitapları aldım ve Türkçeye tercümesine tevessül ettim. Ayrıca haremi hastan sipahiliğe çıkıp sonra ikinci tercüman olan Ali Babek adındaki kişiyle de ahbap oldum. Bu şahıs Yunan ve Latin dillerini bilmenin yanında onları Türkçeye tercüme edecek bilgiye sahipti. Elde ettiğim kitapları ona okutturup anlattırdıktan sonra hicretin 1081. senesi Şaban ayının ortalarında (Miladi 1670) işe başlayıp diğer İslam kitaplarından da ilaveler yaparak eserimi vücuda getirdim.”

Eserin Çemberlitaş’ın dikilme sebebinin anlatıldığı bölümü ilginç. Bu, İstanbul gezi notlarını yazarken “Şehir sakini Hıristiyanlar Çemberlitaş’ın önünden geçerken durup haç çıkarmalarının sebebi burada Hz.
İsa’nın gerildiği haçtan parçaların gömülü olmasıdır” diyen Mis. Pardo’nun izlenimini akla getiriyor. Aynı iddiayı ünlü Bizantolog A. Vasilyev de ‘Bizans İmparatorluğu Tarihi’ adlı eserinde ileri sürmüştü.

Konstantin kim?

Hezarefen Hüseyin Çelebi, eserinde Çemberlitaş’ın öyküsünü anlattığı bölümde şunları söylüyor: “İlk defa İstanbul’un temelini atıp burayı taht şehri yapan muzaffer Konstantin’dir. Rum, Yunan ve Latin tarihçiler
onun hikâyesini anlatırken Konstantin’in Portekiz, İspanya, Fransa ve İngiltere’nin padişahı olan Konstantiyus adında putperest bir hükümdarın oğlu olduğunu naklediyorlar.

Konstantin’in öyküsü

Babası ölünce yirmi üç yaşındayken Miladı Hazreti İsa Aleyhisselam’ın üçyüzdokuzuncu senesinde babasının yerine Portekiz’de tahta çıkmış. Üçüncü seneden sonra Roma’da ellibirinci kayser olan Maksentius zamanında
onun gayet zalim ve habis bir adam olması, halkın haremine tecavüz ve ekabirleri haksız yere katledip mallarını alması yüzünden ahalinin ondan yüz çevirmesi Konstantin’i akıllara getirdi. Ona hediyelerle adamlar gönderip, Roma’yı bu zalimin elinden kurtarması istendi. Konstantin bir yığın askerle Maksentius’un üzerine vardı. Maksentius, Roma’nın içindeki Tiber Nehri’ne yaptırdığı köprüde ona karşı çıktı. Savaş sürerken ve Maksentius yenilmişken izdihamdan köprü yıkıldı ve zalim hükümdar askerleriyle birlikte sulara gömüldü. Konstantin büyük merasimle Roma’ya girdi ve tahta oturdu. Miladı Hazreti İsa’nın üçyüzonikinci yılında Rum padişahı oldu.

Beşinci senesinde vücudunda lekeler peyda eden bir hastalığa yakalandı. Hekimleri çağırıp “Benim hastalığıma ilaç bulun” dedi. Hekimler “Bu şehrin meme emen çocuklarını toplayıp boğazladıktan sonra kanlarını büyük bir kazana doldurup kan sıcakken içine oturmazsanız bu hastalık geçmez” deyince emir verdi ve şehrin bütün meme emen çocuklarını analarıyla birlikte toplattı. Ama Konstantin anaların feryatlarını görünce çocuklara merhamet edip “Ben bu marazdan helak olursam olayım. Nahak yere bunca çocuğun kanına girmeyeyim. Analar ikişer altın versinler ve evlerine dönsünler” dedi.

O gece rüyasında bir ses ona “Ümmeti İsa’dan Silyostros adındaki ermiş kişiyi bulursan hastalığından kurtulacaksın” dedi.

Uyandığında hemen bu şahsın bulunmasını emretti. Bulup getirdiler. Ermiş Silyostros ona “Eğer putlarını terk edip bundan sonra Hz.
İsa’yı hak peygamber bilir şeriatını tasdik edersen ilacını veririm” dedi. O an Konstantin imana geldi. Hz. İsa’nın emrettiklerini ve yasakladıklarını
kabul edip putları inkâr etti ve hepsini kırdı. Bunun üzerine Silyostros
ilacı sundu ve o da hastalığından kurtuldu.

İstanbul’a geliş..

Hüseyin Çelebi’nin tatlı anlatımıyla devam ediyoruz. Konstantin’in rüyalarla şekillenen hayat serüveni İstanbul’a vücut veriyor:
“Saltanatının on sekizinci senesinde rüyasında işitti ki, bir münasip ve büyük şehir inşa ettir, diye. O sebeple Roma’dan çıkıp diyar diyar gezmeye başladı. Selanik’e geldiğinde buranın havasını beğenip orada karar kıldı. Kiliseler ve hamamlar yaptırdı, sular getirdi. Ama iki sene sonra büyük bir hastalık salgını başladı. Askerlerinin yarısı helak oldu. Afet bittiğinde Şapur adındaki Acem şahı üzerine sefere çıktığında Anadolu’ya geçerken o zaman adına Halkedoyn denilen Kadıköy’e geldi. Acemlerin tahrip ettikleri bu şehrin tamirini ve imarını emretti. Orada oturan ekabirden ermiş bir kişi olarak bilinen İhvayis adında bir kişi ona “Hükümdarım şehrin binasını Vizantio denilen yere yaparsan daha münasip olur, daha ihtişamlı görünür” deyince Konstantin İstanbul tarafına geçip buranın havasını beğendi, şehir olmaya münasip gördü. Miladı İsa’nın üçyüzyirmidördüncü senesinde temelini attı ve inşaatların başına İhvayis ile Fradis adındaki kişileri mutemet olarak tayin etti. Dört senede, kale, saray, askerlere yetecek kadar bina, ekabirler için evler, çarşılar ve hamamlar tamamlandı. Şehrin adı Kostantiniye kondu. Bundan sonra Roma’dan, vesair vilayetlerden ekabirler, tüccarlar getirtildi ve şehir mamur edildi.”

Gemiler yürüyünceye kadar…

Çelebi’nin kutsal haçın bulunması ve Çamberlitaş’a getirilmesiyle ilgili anlatımları ise şöyle: “O zamanlar Valent adında üstat bir müneccim vardı. Yıldız ilminde gayet mahirdi. Kostantin ona ‘Şehrin ve tahtın talihini tuttur’ dediğinde adam ‘Bu şehir, taht ve saltanat senin nesline mübarek ve bakidir, ta ki gemiler karadan yürüyünceye kadar’ dedi.

Konstantin ve çevresindeki devlet erkânı bu sözden ‘Kıyamete kadar baki olunacağı’ manasını çıkardılar ve memnun oldular. Konstantin gidip sarayına yerleşti. Miladın üçyüzyirmidokuzuncu senesinde Tavuk Pazarı’ndaki kırmızı dikilitaş oraya kondu. Sebebi şudur: Konstantin’in validesi Helena adında bir kadındı. Kudüsü Şerif ziyaretine gittiğinde orada Kemame adlı kiliseyi inşa ettirdi. Hıristiyanlar da ona kendilerince mukaddes olan Hz. İsa’nın üzerine gerildiği salibin parçalarını, ellerine ve ayaklarına vurulan mıhları (çivileri) ve bazı mucizelere ait eserleri getirip verdiler. O da bunları alıp oğlu Kostantin’e hediye olarak götürdü. Konstantin tazimle bunları alıp hazinesinde sakladı.

Zamanla kendisinden sonra gelecek hükümdarların bu mübarek eserlerin kadrini bilmeyip saygıda kusur edebilecekleri, bunun da büyük günah olacağı aklına geldi. Yerin altına taştan sağlam bir hücre inşa edilmesini
ve bu eserlerin oraya konulmasını emretti. Sonra da üzerine halen mevcut olan dik taşı işaret olması için koydurdu.

Çerçeve

Heykeller bir bir yıkılıyor

Asırlar öncesinin liderlerine ait heykeller günümüzde müzeleri süslüyor. Ama son 150 yılda devletleri için sembol olmuş liderler arasında sadece Mustafa Kemal ve belki birkaç isim dışında hepsinin heykelleri yerle bir oldu. İbret levhası gibi bu köşedeki fotoğraflar. Saddam Hüseyin bunlar-
ın sonuncusu. Ama siz Güney Amerika’ ülkelerinden, Afrika’dan ve uzakdoğudan daha onlarca yıkılmış heykel ekleyebilirsiniz yanlarına.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: