İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Özdemir İnce: Patent hakkı – Hürriyet

Özdemir İnce

“Mercenaire” soykırım tarihçisi Taner Akçam’dan benimle ince bir biçimde alay ettiğini sanan bir mesaj aldım. Olduğu gibi aktarıyorum:

“Sayın Özdemir İnce,

Aslında köşe yazarlarına lüzumlu lüzumsuz yazı yazıp rahatsız etmeyi pek sevmem. Ama soykırım tanımınızı okuyunca yüzüme hafif bir gülümseme yayıldı.

Tanımınızı tekrar etmekte fayda gördüm: ‘Ancak şunu söyleyeyim: Soykırım’ın kabul edilmiş bir tanımı var. Bu tanıma göre soykırıma uğradığını ileri süren tarafın ‘bağımsızlık, özerlik’ gibi politik iddialarının bulunmaması, bir ülkenin topraklarının bir bölümünü ayırmak gibi politikaları olmaması, savaş halinde düşmanla işbirliği yapmaması ve silah kullanmaması gerekiyor.’

Bu tanımınızı, eğer bir merci biliyorsanız başvuracak (bence Birleşmiş Milletler de olabilir), başvurup bir patent hakkı almanızı tavsiye edecektim. İlgi alanım olduğu için, çok soykırım tanımları okudum ama sizin tanımınızla ilk defa karşılaştığımı itiraf etmeliyim. Bunu cahilliğime vermenizi de kabul ederim.

Sakın alay ettiğim gibi intibaya kapılmayınız. Bu tanım çok orijinaldir ve bu tanıma göre, dünyada pek soykırım olarak tanımlanacak olay olmadığını da ispata kalkabilirim (hatta Yahudilere yapılanın soykırım olmadığını da ispat edebilirim, çünkü saydığınız kriterlerin en az yarısına uygun davranış içindeydiler, maalesef).

Bir tek sorun var ortada. 1948 BM tanımı, çitası düşük bir çok başka tanımın yanında, çitası yüksek en yaygın kabul gören tanım sayılır. (Çita yüksekliğinden kastım, üzerinden atlamayı başaracak olaylara ilişkindir. Örneğin Kamboçya, Rusya-Ukrayna soykırımları BM tanımına göre soykırım sayılmazlar. Ama ben bunları soykırım olarak tanımlamayan bilim adamına daha rastlamadım. Belki vardır. Ben bir Türk’ün tanım yapamayacağı, bu tanımın adlı sanlı otoritelerce yapılabileceği gibi, Türklere yönelik aşağılık kompleksi ile malul aydınlarımızdan değilim. Bir Türk’ün bilim dünyasına bu tür katkılar yapmasından onur ve gurur duyarım. Bence, sizin tek bir probleminiz vardır. Bu tanımınızı bilim dünyasında çoğunluk haline getirmeniz, ki bu konuda biraz daha yazıp bizi aydınlatmanız gerekir. Sosyal bilime bu ilginç katkınızdan dolayı sizi kutlarım.

Taner Akçam”

***

Taner Akçam aklı sıra tereciye tere satacak ve benimle dalga geçecek. İstediği kadar benimle dalga geçebilir. Soykırım tanımım, bu “mercenaire” soykırım uzmanını beni gırgıra alacak kadar tedirgin etmiş demek ki…

Tanım, bizim eskilerin söylediği gibi “Agyarını mani efradını cami” olacak, yani tanımlanacak nesneyi sınırlandıracak. “Soykırım” nasıl sınırlandırılacak? Hangi eyleme soykırım denir hangisine denmez? Soykırım tanımının olumsuz koşullarını sıralayalım: Soykırıma uğradığını ileri süren kitlenin hiçbir politik iddiada bulunmaması, ayrılıkçı girişimlerde bulunmaması, silahlı ayaklanmamaya kalkışmaması, savaş durumunda toplu halde düşmanla işbirliği yapmaması, karşı tarafı nefis müdafasına zorlamaması gerek. Soykırım yaptığı iddia edilen toplumda soykırımın kültürel zeminin bulunması ve idari teşkilatın genel ve düzenli bir biçimde bu yönde uygulamalar yapması… Tabii bu yorumsal tanım, Birleşmiş Milletlerin soykırım tanımına da sınırlama getiriyor. Bu sınırlama olmazsa, her savaşta, her silahlı çatışmada yenilgiye uğrayan taraf, her isyanda kaybedenler soykırıma uğradığını ileri sürebilir.

***

Birleşmiş Milletler’in 1948 tarihli karar-tanımını canınızın istediği gibi kullanamazsınız. Söz konusu tanım geriye yürüyen (makablini şamil, rétroactif) bir karar değildir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: