İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Zeki Coşkun: Bizi bu şarkılar bölecek

Şu takvimlere önceden bakalım, ne olur ne olmaz. 20 Eylül’ün ‘tarihte bugün’ anlamında özel, netameli bir karşılığı var mı? Sesimizi, repertuvarımızı, kadromuzu ona göre ayarlayalım.

30 Ağustos’tan ağzımız yandı, malum. Bir kere daha ‘Bizi bu şarkılar bölecek’ derdine düşmemek için baştan bilelim tarihsel, siyasal gündemi. Türkiye şarkıları bir kez daha ‘Vaaay, ne oluyoruz’ dedirtmesin kimseye. Sezen Aksu ve ekibi haftaya bugün; 20 Eylül’de İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda.
Niye bölüyor, niye bölecek bu şarkılar bizi?

Bazıları için durum çok açık: Hem ‘Türkiye Şarkıları’ diyor, hem de Rumları, Ermenileri, Yahudileri, Kürtleri çıkarıyorsunuz sahneye, onlara kendi şarkılarını, ilahilerini, türkülerini kendi dillerinden söyletiyorsunuz. Hem de ne zaman? ‘Büyük Zafer’in yıldönümünde, 30 Ağustos’ta. Nerede yapıyorsunuz bunu? Düşmanın denize döküldüğü İzmir’de ve Yunan’dan kalma Efes Antik Tiyatro’da. Daha ne olsun. Amaç, mesaj ve teşebbüs çok açık!

***

Herkes gözünü, kulağını ‘Türkiye Şarkıları’na dikmişken vatana ihanetin bir başka örneği Sivas’ta cereyan etti. Bakın, yine çok özel, belli amaçlarla seçilmiş bir yer Sivas. Kurtuluş Savaşı’nın karargahlarından, 4 Eylül Kongresi’nin mekânı. İşte o kongrenin yıldönümü vesilesiyle bir dizi etkinlik düzenleniyor Sivas’ta. Bunlardan biri de Barış İçin Diyalog Dinlerin Bir Arada Yaşamaya Katkısı’ başlıklı sempozyum. Hindistan Budizm temsilcisi, Vatikan temsilcisi, Türkiye Patrikliği, Süryani Kilisesi, Fener Rum Patrikhanesi, Türkiye Hahambaşılığı, Türkiye Katolikleri Temsilcisi, bilcümle ‘yabancı’ ve ‘öteki’ler katılıyor sempozyuma, Diyanet İşleri ve üniversiteler de ortak edilmiş bu teşebbüse.

Ve yine tabii müzik var işin içinde. Tuluyhan Uğurlu’yu ayartmışlar. Uğurlu, iki konser veriyor orada. İlki, tam da Amerika (ve dünyanın) küçük kıyamet yaşadığı 11 Eylül’de. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin özel himayeleriyle vücut bulan ‘Senfoni Türk’ü seslendiren Uğurlu, ikinci konserde üç büyük din ve Budizm’i anlattığı ‘Mukaddes Doğu’nun Mabetleri’ adlı çalışmasını sunuyor. Her iki konserin finalinde din adamları sahneye çıkıp kardeşlik mesajları veriyorlar.
Görüldüğü üzere, Sezen Aksu’nun yaptığı başka başka biçimlerde yol oluyor, yayılıyor. Bölecek bu şarkılar bizi, bölecek.

Aslında bütün bu işlerin kökü dışarıda. İşte en son örneği Time dergisinde. Dünyaca ünlü orkestra şefi Daniel Barenboim’le (Musevi), bilim adamı-yazar Edward Said öncülüğünde bir müzik topluluğu kurulmuş. Yaşları 13-26 arasında değişen 78 kişilik topluluğun adı West-Eastern Divan. 78 kişinin yarısı Musevi, yarısı Arap. ‘Doğu-Batı Divanı’nın isim babası ise Goethe! 60’ından sonra Arapça öğrenmeye niyetlenen Batı şiirinin büyük ustası kitabını Doğulu klasik formla adlandırmıştı.
Musevi ve Araplardan -düşman kardeşlerden- oluşan West-Eastern Divan topluluğu eylül başında Berlin’de, Strasbourg’da Beethoven’in 5. Senfoni’sini seslendiriyor. Bu arada, Daniel Barenboim Nazilerin gözbebeği Wagner’i İsrail’de çalma gibi bir ihanetin de temsilcisi!
Bizdekiler onlara mı özeniyor, yoksa büyük büyük, küresel bir komplo mu var, nedir!

FASL-I GÜL

MHP istanbul Milletvekili Mehmet Gül aradı. Yazımdaki ‘her tür lüzumsuz laga luganın gediklisi’ ifadesinin siyasi kimliğine saldırı olduğunu söyledi. Gül, Sezen Aksu’nun ‘Türkiye Şarkıları’nı ‘Ermeni kökenli Onno Tunç’la sevgili, dost olması’na dayandırarak eleştirmişti. Gül, daha sonra katıldığı çeşitli yayınlarda bu sözleri etmemesi gerektiğini, yanlış olduğunu belirttiğini ve Aksu’dan özür dilediğini, bu açıklamalarının ise basında yer almadığını kaydetti.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: