İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İsmet Berkan: Şarkılar birleştirir

Sahne binlerce yıllık. O binlerce yıllık sahnedeki ufak tefek ama dev kadın, bardaktan değil kovadan boşanırcasına üstümüze dökülmekte olan yağmur için, “Belki de” diyor, “Tanrı da sevincinden ağlıyor.” Sonra hemen yağan yağmura, ıslanan ses tesisatından çıkan cızırtılara rağmen beraberindeki koroyla ‘Tekbir ve Salavat’ı okumaya başlıyor.

Pazar sabahı otele ilk haber geldiğinde bir telaş başlamıştı. Antalya’yı sel götürüyordu. Ama sadece 35 kilometre uzaktaki Belek günlük güneşlikti. İki gün önce Efes’te konser vermişti Sezen Aksu ve arkadaşları, o akşam da tarihi Aspendos Tiyatrosu’nda sahneye çıkacaklardı. Ama yağmur korkutuyordu.

Yağmurdan başka konuşulan bir şey daha vardı: Efes’teki konserle ilgili olarak Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon’un sözleri. Konserlerin yapımcısı Beşiktaş Kültür Merkezi’nin yöneticisi Necati Akpınar,

“Evet ama” diyordu, “tarihi biz belirlemedik ki, Kültür Bakanlığı verdi bize tarihi.” Aynı şey, Aspendos konseri için de geçerliydi.

1 Eylül de Dünya Barış Günü’ydü.

Ben Efes’te yoktum, onun için anlatanların yalancısıyım. Kapılar saat 19.00’da açılmış, konser ise 21.00’de başlayacak. Oysa ilk andan itibaren koca antik tiyatro dolmuş bile. Bekleyen seyirciler, önce kendiliklerinden hani Dünya Kupalarında gördüğümüz ‘Meksika dalgası’nı yapmışlar birkaç kez, ardından nasıl olmuşsa ‘Dağ Başını Duman Almış’ ve ’10. Yıl’ marşlarını söylemeye başlamışlar. 30 Ağustos daha içten, daha samimi nasıl kutlanır?

Her öküzün altında bir buzağı aramaktan ne zaman kurtulacağız? Şarkılarımızı bile şöyle normal, sıradan bir şey yapıyormuş gibi söyleyemeyecek miyiz? Neden illa da bölünelim, neden illa da her şeyin arkasında bir sembol arayalım?

MHP’li Mehmet Gül gibilerin anlamakta zorlandığı şeylerin başında, bu topraklarda yaşayan insanları birleştiren şeyler geliyor. Mesela ’10. Yıl Marşı’, belli ki insanları birleştiren, hep bir ağızdan kolaylıkla söylenebilen şarkıların başında geliyor. Kimse belki çok farkında değil ama bu ülkenin vatandaşlarının hepbir ağızdan paylaştıkları şarkıların başında Sezen Aksu şarkıları geliyor. Etrafınıza bir bakın, belki gerçekten farkında değilsiniz ama en azından 3 Sezen Aksu şarkısını ezbere biliyorsunuz aslında. Bunu, mesela ‘Sen Ağlama’yı binlerce insanın hepbir ağızdan söylediğine en az 10 defa tanık olmuş biri olarak söylüyorum.

Sonuçta Sezen Aksu’nun önce Efes’te, ardından Aspendos’ta yaptığı ve önümüzdeki hafta da İstanbul’da yapacağı konserler, pop müzik konserleri. Bu, bir siyasi propaganda değil, eğitim amaçlı konser hiç değil.

Gidenler oraya eğlenmeye gidiyor, konseri verenler de eğlenmek istiyor kuşkusuz.

Konserde İstanbullu Yahudilerin, Rumların pop müzik topluluklarının bulunması, Ermeni kilise korosunun tam kadro sahnede yer alması ve Diyarbakır Belediyesi Çocuk Korosu’nun Kürtçe türküler söylemesi, Enderun müzik topluluğunun dini müzik ve saray müziğinden örnekler vermesi hep tek bir amaca yönelik: Bizi birleştiren şarkılarla, bu toprakların şarkılarıyla eğlenmek.

Aspendos’ta yağmur önce ufak ufak yokladı. Kimse aldırmadı. Ne en ön sırada aralarında birkaç koltuk farkla oturan Diyarbakır’ın HADEP’li belediye başkanı Feridun Çelik ne de ANAP lideri Mesut Yılmaz’ın bu konser için özel uçakla Antalya’ya gelen eşi Berna Yılmaz.

Ama birazdan yağmur ciddiyetini hissettirince önce Ozan Doğulu’nun piyanosunun kapağı kapatıldı, üstüne örtü geçirildi, ardından sahnedeki değerli Arp yağmurdan kaçırıldı.

O sırada sahnede Sezen Aksu, “Yağmur konserden sonra yağacak” diyordu kendine güvenle. Ama yağmur onu dinlemedi.

Biraz sonra sahnedeki Diyarbakırlı küçük çocuklar sırılsıklamdı, ‘Sezen Abla’larıyla birlikte türkü söylerken. Türkü bitti, görevliler teknik aletleri yağmurdan korumak için sahneye üşüştü. Antik tiyatrodaki 7 bin kişi ise yerinden kıpırdamıyordu. Taa ki Sezen gelip ‘Tekbir ve Salavat’ı söyleyene ve sonra da mecburiyetten el sallayıp gidene kadar.
Doğa bu kadarına izin veriyordu. Konserin son yarım saati yapılamayacaktı.

***

Arto Tunçboyacıyan’ın ‘Armenian Nayv Band’ adlı orkestrası birkaç yıl önce İstanbul’da konser vermek istediğinde, birileri ‘İsimlerini değiştirsinler öyle’ demiş. Kimsenin aklına gelmemiş, Ermenistan’ın denize kıyısının olmadığı, dolayısıyla bir donanmasının olmadığı ve ‘Ermenistan Bahriye Bandosu’ isminin bir şakadan ibaret olduğu. Bugün Armenian Nayv Band yılda birkaç konser için İstanbul’a geliyor.

Birilerinin cesaret edip yolu açması gerekiyor. Düşünün öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, şarkılardan bile korkuyoruz. Oysa o şarkılar bizi bir arada tutan, bizi bize benzeten unsurların başında geliyor.
Sezen Aksu’nun söylediği gibi ‘Şarkı söylemek lazım avaz avaz…’

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: