İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ermeni edebiyatının son örneği:Yitik Evin Vârisleri


Aras Yayıncılık, Ermeni edebiyatının seçkin örneklerini Türkiye okuyucusuna
kazandırmaya devam ediyor. Bunun son örneği, Vahan Totovents’in “Yitik Evin
Vârisleri”
kitabı.


Kitapla ilgili eleştirilerden birinde; bu yapıtın Totovents’in en başarılı
yapıtı olduğu belirtiliyor. Bu iddia, ancak, yazarın diğer kitapları Türkçe’ye
çevrildiğinde değerlendirilebilecek.


Kitabın, 20 yüzyıl başında Harput’taki Ermeni Mahallesi’nin fotoğrafının
bulunduğu kapağında “anı-roman” yazıyor. Yazar, anılarını, akıcı aynı zamanda
şiirsel bir dille anlatıyor. Yazarın çocukluk anıları, yapıtın edebî değerini
oluşturuyor. Ama bu anıların anlatımı sırasında dile getirilen gerçeklerle,
okuyucu, trajik bir tarihle karşı karşıya kalıyor. Bir başka söyleyişle yazar,
anılarını edebî bir dille anlatırken öyle gerçeklerden söz ediyor ki okuyucunun
içi acıyor.


Kitaptaki anılar, “Yılbaşı gecesi, biz çocuklar Noel Baba’nın yeni yıl
hediyelerini beklerken ölüm kapımızı çaldı, babamın elini tuttu. Dostça
tokalaştılar. Evden kol kola çıktılar, bembeyaz karların üzerinde yürüyüp gözden
kayboldular. Gittiler, bir daha da geri dönmediler…”
bölümündeki kadar
edebî bir üslûpla kaleme alınmış. Edebiyatçı olsun, şair olsun bir insan,
kendisini acıya boğan bir olayı, babasının ölümünü, bundan daha güzel nasıl
anlatabilir ki?..

Kitaba roman olma özelliği
kazandıran “Teyzemin kızı Rebeka, iri yapılı, sağlıklı, çalışkan, akıllı,
şair ruhlu bir kızdı. Sırf kocaman mavi gözleri bile yıkılan gökyüzünü tastaman
onarmaya yeterdi. O gök, henüz şafağını süren Rebeka’nın boy atmış beyaz
zambaklarının üzerine yıkılıverdi. Rebeka’yı Arap çöllerine götürdüler… Onun
güneşten alnına ve yanaklarına benler kazıdılar. Bütün bunları duyunca yüreğim
dağlandı. Rebeka, senin korkunç alın yazın önünde eğiliyorum. Kardeşinin
gözyaşlarını kabul et…”
gibi bölümlerinde ise bütün çıplaklığıyla yaşanmış
gerçek olaylar anlatılıyor.


Aras Yayınevi’nin diğer anı-öykü kitaplarına kıyasla Totovents’in kitabının bir
özelliği de anlatılanların 1890’lı yıllardan başlayıp 1908’e kadarki dönemi
içermesi. Yapıtın ele aldığı dönemin özelliği, 1915 faciasının henüz yaşanmadığı
ve Ermeniler’in Anadolu’da büyük bir nüfus oranıyla “yerli halk” olarak
yaşamlarını sürdürdükleri dönem olmasından kaynaklanıyor. Bu durum, sonraki
yıllarda ortadan kalktığı için kitabın, 20. yüzyıl başı Elazığ Ermenileri’ni
anlatma gibi bir tarihsel özelliği bulunuyor ve bu özelliği, edebî özelliğinin
önüne geçebiliyor. Aktarılanlardan, kitabın kişilerinin 1915 “azınlık olma
psikolojisi” içinde olmadıkları anlaşılıyor. Her ne kadar sözü geçen dönemde
1894-96 katliamları yaşansa da yazar, 5-6 yaşında bir çocuk olması nedeniyle bu
katliamları anılarına kaydetmemiş. 


Rahat ve keyif verici bir üslûpla kaleme alınan kitabın betimlemeleri de aynı
güzellikte: “Kadın severse ruhunda bir dağın ağırlığını bile taşıyabilir.”


Sistematik bir sıralama içermeyen kitapta Harput’ta Ermenilerin yaşamlarından
kesitler veriliyor. Bunlar arasında Anadolu’da yakın zamana kadar süren “beşik
kertmesi” ve “kız isteme” uygulaması; kız-erkek ilişkileri, çocuk oyunları,
fahişeleri, delileri, feodal ilişkiler bulunuyor. Öleceğini anlayan babanın, eve
dülger çağırarak tabutunu yaptırması, olup olmadığını kontrol etmek için içine
yatması; bir doğu geleneği olan kuşbazlık, yazarın ağabeyinin sevdalandığı at
Maran gibi ayrıntılarla anılar aktarılıyor.

Son dönemde bazı aklı
evvellerce gereğinden fazla gündeme getirilen misyonerlerin yüz yıl önce de var
olduğunu anlatan kitapta o dönemde Hıristiyanlar arasında çalışan bu kişilerin
bazılarının sahtekarlıklar yaptığı vurgulanıyor.

 

***

Yazarın yaşamı:

Vahan Totovents, 1889’da
Mezre’de (Elazığ) doğdu. Doğumunu, kitapta; “Annem ineği sağmak için ahıra
inmiş ve uzun süre dönmemiş. Halam birden haykırmış: ‘Kız geline ne oldu? Ahıra
bir gitti bir daha da gelmedi!’ Hemen ahıra koşmuşlar ve ineğin yanında oturan
annemi görmüşler, kucağında da mavi gözlü bir bebek. İşte o bebek bendim.”

sözleriyle anlatıyor.

Mezre’de okudu. “Ardosri
Galyagner” (Gözyaşı taneleri) adlı ilk şiiri 1907 yılında İzmir’de “Arevalyan
Mamul” (Doğu Matbuatı) gazetesinde yayımlandı. Ertesi yıl ilk kitabı “Averag”
(Yıkıntı) İstanbul’da basıldı. 1909’da Paris’e oradan da New York’a gitti.
1912’de Wisconsin Üniversitesi’ne kabul edildi. Edebiyat, tarih ve felsefe
eğitimi aldı. İngilizce ve Fransızca öğrendi. 

1915’te Kafkasya’ya gitti.
Tiflis’de “Hayasdan” (Ermenistan) gazetesini yönetti. 1922’de Sovyet
Ermenistan’ına yerleşti. 1923-26 yılları arasında Erivan Üniversitesi’nde
İngiliz dili ve dünya edebiyatı dersleri verdi. Roman, öykü, şiir, deneme, oyun
türlerinde eserler verdi. Nor Püzantiyon (Yeni Bizans) adlı oyunu Sovyetler
Birliği büyük ödülünü kazandı (1925).1934’te 1. Sovyet Yazarlar Konferansı’na
katıldı.

1936-37’de Stalin
kovuşturmaları sırasında tutuklandı. Bir süre tutuklu kaldı. Daha sonra
kendisinden haber alınamadı. Bu arada son çalışması olan bin sayfalık tarihi
romanın el yazmaları ve devlet basımevine teslim etmiş olduğu Dzirani Dzarı
(Kayısı ağacı) öykü derlemesi de basılmadan kayboldu.

 

Yitik Evin Vârisleri, Aras
Yayıncılık, Temmuz 2002, 172 sayfa.

 

 

Bu kitabı online olarak IDéEFIXE’den satın alabilirsiniz.



 % 20   i n d i r i m l i


Yitik Evin Varisleri
(Giyankı Hin Hırovmeagan Canabarhi Vıra)

Vahan Totovents

Etiket Fiyatı: 6.000.000 TL
IDéEFIXE Fiyatı: 4.800.000 TL
Temin Süresi: 3 Gün

O eski ülkede güneş meyvelerle haykırır, toprak bitip tükenmeyen bitki
örtüsüyle nefes alırdı; ırmaklar çağıldılar, şafaklar alabildiğine söker ve
günbatımları alevden kollarıyla inerdi; ağzına kadar taze sütle dolu gümüş bir
tas yükselip maviliklerde yüzer, geceler yıldızların sesiyle çınlar, ağaçlar
gökyüzüne doğru süzülür ve bütün çiçekler titreşip fısıldardı.

Sokağımız, Roma’dan başlayıp eski Bizans başkentine uzanan, oradan da doğuya
doğru ilerleyen kadim yolun üzerindeydi. Yol, Bizans’ta mavi denizle kısa bir
mola verdikten sonra Anadolu’yu baştan başa kat ediyor, evimizin önünden geçip
“dünyanın öbür ucu”na, Bağdat’a kadar uzanıyordu.

Mezopotamya kentlerinden gelip Sivas’a, Anadolu’daki karlı ticaret merkezlerine
giden deve kervanları evimizin önünden geçerdi. Sonbaharda bahçemizin meyveleri
tükenmeye yüz tuttuğunda, kervanlar bu defa, uçsuz bucaksız çöllere, değerli
taşlarla dolu zengin Babil ve Arap şehirlerine dönerlerdi.
(Arka Kapak)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: