İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Murat Belge ”GENOSID Konusu”

Dün, Bush’un İsrail’e baktıkça aynaya bakmış gibi olduğunu yazmıştım.
Bu ‘ayna’ benzetmesinin uzantısı çok. Nitekim dün Ecevit’in İsrail’i kınayan
sözlerinin ters tepmesiyle bir ayna da bize tutulmuş oldu.

Ben gene söze Bush’tan başlayayım; geçtiğimiz hafta George W. Bush’un
Ortadoğu’da cereyan eden olaylar üstüne söylediği en derin söz şu oldu:
‘Dünyada terör oldukça, barış olamaz.’

Bunu ne için söylüyordu? Üstüne bomba kuşanıp kendini öldüren
Filistinliler için. Yani Bush’a göre, Ortadoğu’da barış olmasını
engelleyenler, yılların yenilgileri ve bozgunlarından sonra, kendilerini bu
şekilde havaya uçuracak noktaya gelmiş bu insanlar. Ve Bush, hep birlikte
izlemekte olduğumuz şu son durumda da, parmağını Arafat’a doğru sallayıp,
‘Terörü durdur’ sözünü ona söyleyebiliyor.

Bush gibilere göre, onların istemediği şekilde davranan biri varsa, ‘kötü’dür.
‘Kötü’nün çeşitli siyasi mekanizmalar içinde işe yarar eşanlamlısı da,
‘terörist’. O halde Bush’un sevmedikleri ‘terörist’, sevdikleri de (Şaron
vb.) teröre karşı mücadele veren ‘müttefikler.’

Şimdi, orada böyle bir işler yürürken, burada da İsmail Cem’den sonra Bülent
Ecevit, İsrail’in faaliyetini kınama gereğini duydu ve kınarken ‘genosid’
kavramını da telaffuz etti. Gerisini iki gündür izlemekteyiz.

Medyada Ecevit’in bayağı yaygın bir eleştiriye uğradığını gördük.
Her konuda bu kadar ‘fikir birliği’ne rastlamak kolay değildir.

Ecevit’in İsrail’in yaptığını ‘genosid’e benzetmesi değildi, bu eleştirilerin
dolaysız hedefi. Yani, ‘teşbihte hata’ olup olmadığı değil, teşbihin doğuracağı
sonuçlar tartışılıyordu: "Bizim Ermenilerle bir genosid sorunumuz var;
Yahudi lobileri bu konuda bizim tarafımızı tutuyor; şimdi biz ‘İsrail
genosid yapıyor’ dersek, onlar da bu konuda bize destek olmaktan vazgeçerler."

Evet, bütün bu gazete yazarlarının açıkça ve samimiyetle yazdıkları
buydu.

İşin tuhafı, eleştirilerin hedefi olan Ecevit’in kendisi de, sürecin
daha erken bir aşamasında, Amerika’daki Yahudi lobisinin bize bu konuda nasıl
yardımcı olduğunu hatırlatan kişiydi. İki gün içinde neyin nasıl değişeceğini
kestirmek mümkün değil bu memlekette.

Peki, şu durumda önerilen, ‘genosid’ ya da onun benzeri bir şeyler
yapanların veya bu iddiaya muhatap olanların, kendi aralarında bir araya
gelmeleri ve bir dayanışma cephesi kurmaları mı? ‘Sen benim genosidimi görme;
ben de seninkini söylemem,’ anlaşması mı yapılacak?

Okuduklarımdan çıkardığım sonuç, evet, tam da bu.

Ama bu, bir şeyi örterken, daha doğrusu örtmeye çalışırken, herhalde
örtü kısa geldiği için, başka bir sürü şeyi açığa çıkarmak oluyor.

‘Diplomatik dil’di veya ‘diplomatik gaf’tı; ‘taktik’ti, ‘ölçü’ydü… Bu
gibi lakırdılarla söylenen şey son analizde şu anlama geliyor: "Dil,
gerçekleri anlatmanın değil, gerçekliği bizim çıkarlarımıza göre
kamufle etmenin aracıdır." İsrail’in yaptığı ‘genosid’ değil. Kendi
başına öyle olduğu veya olmadığı için değil. Bunu biz söylersek,
Yahudi lobisi.. falan filan. Şu yaptığı, buna göre ‘genosid olmadığına göre,
belki çok kötü de değil. Belki Bush haklı. Sonuçta İsrail de, bütün
bunları, kendini terörden korumak için yapıyor. Daha iki gün öncesine
kadar bizim de yaptığımız gibi.

Sonuçta Şaron’un aynası kocaman bir ayna; içinde yok yok. Ecevit’in
dilini sürçtüren de, basit bir optik hata olmalı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: