İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Erdal Güven: Soykırım mı dediniz?

Dünya günlerdir diken üstünde. İsrail’e eleştiri, uyarı, kınama yağıyor ama hiçbir lider ‘soykırım’ lafını ağzına almadı. Bu ‘şeref’ Ecevit’e düştü. Şu sözler Türkiye Başbakanı’na ait: Dünyanın gözü önünde Filistin halkına karşı soykırım uygulanıyor.
Soykırım uluslararası hukukta tanımlı. Halihazırda kabul gören tanım, BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi’nde.
Soykırımı katliam, etnik temizlik, kitlesel imha gibi diğer tüm insanlık suçlarından ayıran arkasındaki zihniyet ve niyet. ‘Zihniyet farkı’ şöyle açıklanabilir: Soykırımda hedef alınan topluluk üyeleri (koca bir ırk da olabilir, küçük dini bir grup da) yalnızca ve yalnızca o
topluluğa üye bulundukları için hedef alınırlar; herhangi bir siyasi ya da ekonomik çıkar uğruna değil. Niyet de söz konusu topluluğu özümsemek, sürmek ya da bölüp yönetmek değil tamamen ya da kısmen düpedüz ortadan kaldırmak. Soykırım ayrıca zihniyet ile niyetin, plan dahilinde ve eşgüdüm içinde yaşama geçirilmesini gerektirir.

Tarihi süreçte daha çok savaşlar sırasında ortaya çıktıysa da soykırım savaş suçu kabul edilir. Çünkü savaşın yürütülmesi soykırımı gerekli kılmaz. Dolayısıyla jenosit, insanlığa karşı suç olarak görülür. Savaşın gayriahlakiliğiyle soykırımın gayriahlakiliği bir tutulamaz. Soykırım kurbanları muhalif, tehlikeli, sapkın ya da düşman olarak değil, Fransız filozof Alain Finkielkraut’un sözleriyle ‘sistematik biçimde temizlenmesi gereken bir asalak’ olarak görülür.

Bugün Filistin’de İsrail’in yaptığını onaylamak elbette söz konusu olamaz. Tabii ki eleştirilmeli, kınanmalı, durdurmak için elden gelen yapılmalı. Ancak dozu kaçırmamak lazım. Ne kadar lanetleseniz de, isyan etseniz de uluslararası hukuk ölçütleri içinde İsrail’i ‘soykırım’ yapmakla suçlayabilecek bir durum yok ortada. Çok ağır bir suçlama bu. Saldırganlık başka, soykırım başka. Nasıl ki yine İsrail-Filistin sorunu bağlamında sömürgecilik başka, ırkçılık başkaysa.

Dolayısıyla -aralarındaki her türlü çıkar ilişkisi bir yana- bir ülkenin başbakanı başka bir ülkenin başbakanını eleştirirken duygularıyla değil, aklıyla konuşmalı. Hele hele o ülke, soykırım yapmakla suçlanan bir siysasi mirasın varisi, diğer ülke de 20’nci yüzyılın belki de tek soykırımına maruz kalmış bir ırkın ürünüyse.
Hassasiyetler karşılıklı olmalı. İsrailli bir bakan, ‘Ermeni soykırımı’ndan bahsettiğinde Ankara’nın attığı çığlıklar unutuldu mu? Sırf ‘Ermeni soykırımı’nın konu alındığı bir radyo programına katıldı diye İsrailli bir akademisyenin Türkiye’ye büyükelçi olarak atanması suya düşmedi mi? İsrail’in Bakü Büyükelçisi ‘Ermeni soykırımı’nı tanımayı reddettiği zaman Ankara’nın pek hoşuna gitmişti.

Dahası Filistinlilere soykırım yapmakla suçladığınız ülkenin nüfusunun yüzde 20’si Arap. Üstelik çoğu da Filistinli. İşgal altındaki topraklarda 3,5 milyon insan yaşıyor. Soykırım dediğiniz süreçte
ölenlerin sayısı 100. Soykırımla suçladığınız ülkenin aynı süreçte verdiği ölü sayısı çoğu sivil olmak üzere 100’den fazla.
Doğrusu şu ki Ankara, Ortadoğu yeniden tutuştuğundan beri yalpalıyor. Bir yanda stratejik müttefiki İsrail, bir yanda ‘kardeş’ Filistinliler, ‘dost’ Araplar. Bir yanda ABD, bir yanda AB. Bir yanda seçkinlerin tercihleri, bir yanda kamuoyu tepkisi.

Aslında Türkiye, Ortadoğu denkleminde herhangi bir ülke değil. Nedeni basit. Bugüne kadar yürüttüğü denge politikası sayesinde İsrail’le de, Filistinlilerle de konuşabiliyor.
Mevcut konjonktürde bu daha da önemli. Çünkü İsrail’le Filistinlilerin diyalog zeminleri neredeyse kalmadı. ABD, Arapların güvenini giderek yitiriyor. Avrupa deseniz hiçbir yaptırım gücü yok (Burnunun dibindeki Balkanlar’da var mıydı ki burada olsun). İsrail’le diplomatik ilişkisi bulunan üç İslam ülkesinden Mısır elçisini İsrail’den çekmiş. Ürdün elçi göndermiyor. Moritanya zaten bağlam dışı.

Dolayısıyla Türkiye kendiliğinden yapıcı rol oynayabilir. Niyeti de var. Nitekim, pek kale alınmadı ama, geçenlerde taraflar arası görüşmelere evsahipliği yapmaya hazır olduğunu bildirdi Ankara.
Doğrusu Türkiye’nin yaklaşık 700 milyon dolarlık tank yenileme ihalesini böyle bir konjonktürde İsrail’e ihale ettiğini duyurması isabetsiz. İktidar açısından diplomatik bir hata var ortada. Ancak ‘bu saatten sonra’ ihalenin iptali da akıl kârı değil. Hem İsrail’le ilişkilerde siyasi rahatsızlığa yol açar, hem gereksiz mali külfete. Bu bir hatayı, başka bir hatayla düzeltmek olur. İptalde ısrar etmek de bir muhalefet hastalığı olsa gerek.
Ankara denge politikasını korumalı, hem kendi çıkarları, hem de bölgenin hayrı için.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: