İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hayrullah Mahmud: Hz. İsa’yı da çarmıha biz mi gerdik? – SABAH

Hayrullah Mahmud bugünkü Sabah gazetesinde yer alan yazısında AP’nin “sözde” Ermeni soykırımı konusunda aldığı karara değiniyor.

Avrupa Parlamentosu, Güney Kafkasya Raporu’nu onaylaması bağlamında birkaç
satır…

Bu raporun onaylanmasıyla birlikte, Ermeni soykırımı ile ilgili iddiaların
yer aldığı karar tasarısı da, oy birliği ile kabul edilmiş oldu.

Bu bakımdan Türkiye’yi önümüzdeki dönemde, hem içeride hem de dışarıda
zor günler bekliyor…

Üstümüze kara bir şal örülmeye çalışılıyor…

Bu anlamda araştırmacı yazar Aytunç Altındal’ın, "Vatikan ve Tapınak
Şövalyeleri" kitabından hadisenin özüne dönük birkaç pasaj aktarayım…

Altındal anlatıyor:

ERMENİ SORUNU

Türkiye’nin son elli yılda bir devlet politikası yoktur, olmamıştır ve
de özellikle oluşturulmamıştır. Türkiye’nin Ermeni meselesine nasıl
bakması gerektiği, maalesef, hiçbir zaman ele alınmamış ve devlet
politikası olarak belirlenmemiştir. Bu, ilk saptamamızdır.

Bildiğiniz gibi, 1948’den bu yana, bize empoze edilmiş olan "bu olayı,
siz tarihçilere bırakın" anlayışı egemen olmuştur; ama, günümüzde,
başta İsrail olmak üzere, hiç kimse, kendi milli meselesini, tarihçilere bırakıp,
sırtüstü yatmamıştır, maalesef, bir tek Türkiye’deki iktidarlar, sırtüstü
yatmışlardır.

1950’lerden itibaren gelinen bakış açısında, Türkiye’nin Ermeni
meselesinde, hemen hemen hiç yol alamamış olduğu, bir gerçektir. Dolayısıyla,
olayı tarihçilere bırakalım anlayışının, ben, karşısındayım.

Bu olay siyasi, diplomatik ve hukuki bir olaydır…

Bize, bunu Washington’da kongreye gidip anlattığımızda, her seferinde
"Burası kongre binası, tarih kurumu değil" cevabını aldık.

Fakat…

Biz bunu, maalesef, bir türlü Dışişleri Bakanlığımıza anlatamadık.
Onlar, hala "Bu işi tarihçilere bırakalım" diyorlar.

"TÜRK ORDUSU YAPTI"

İkinci husus, ortada bir Ermeni sorunu var mı?

Türkiye’nin yurtiçinde ve dışındaki Ermenilerle, en ufak bir sorunu
yoktur.

Fakat, Osmanlı döneminden, 1850’lerde başlayarak, bugünkü
cumhuriyetimize kadar ve bugünlerimize kadar yönelmiş olan, bir Ermeni terörü
sorunu vardır.

Şunu hiç unutmayalım ki, Osmanlı dönemindeki olay, Ermeni terör olayıydı,
burada bir manipülasyon yapılıyor, buna dikkat etmemiz gerekir.

Çeşitli metinlerde, bugün karşımıza getirilen metinlerde "Efendim,
siz, Osmanlı’nın devamı değilsiniz, doğru, siz cumhuriyetsiniz"
diyorlar.

Ne diyorlar: "Türk ordusu yaptı bunu!"

Niye Türk Ordusu yaptı; Osmanlı yaptı demiyor, Türk ordusu öldürdü
diyor. Dolayısıyladır ki, Türk Ordusu o günde var, bugünde de var.

Demek ki bugünkü Türk Ordusu da suçludur diyor ve buradan yola çıkarak,
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik çok ağır ve de Türk Silahlı
Kuvvetleri’ni kendi içinde bölmeye yönelik faaliyetler düzenliyorlar.

Üçüncü husus, uluslararası mahkemeler bizi haklı görür. Bu da, çok
tatlı bir Batıcılık hayali. Yani, uluslararası mahkemelerde, bizim haklı
çıkabileceğimizi ümit etmek mümkün değil. Ben, biraz da sert bir
ifadeyle, bazı konuşmalarımda şöyle bir şey söyledim.

Hz. İsa’yı gittiği yerden geri getirip, bizim lehimize tanık olarak
dinletsek, adamlar istemiyorlar. Kardeşim, kabul etmiyorum diyor, ben seni bir
defa mahkum ettim; mahkum ettim ve seni tazminat ve toprak ödemeye mahkum edeceğim
diyor.

Yani, biz, ne yaparsak yapalım, ister belge koyalım, ister arşivlerimizi açalım
-ki hepsi açık- biz böyle bir şey yapmadık diyelim, adamlar dinlemiyor,
adamlar bitirmiş bu meseleyi. Bu, üçüncü husus.

PSİKOLOJİK BOYUT

Hadisenin bir de psikolojik boyutu var…

Yani, Ermenilere baktığımız zaman, kendilerinin Ermeni milliyetçiliği
denilen olayın, temelde, bildiğimiz milliyetçilik kategorisiyle açıklanamadığını…

Yalnız, çok ilginç bir olay, kurban felsefesi dediğimiz, kurban olma
psikolojisi dediğimiz, psikolojiyle açıklandığını görüyoruz. Ermeniler,
kendilerinin victimails edildiğini, dolayısıyla da iki bin yıl içinde Hıristiyan
aleminin tek kurban edilmiş milleti olduğunu, tıpkı İsa gibi, onların da,
Müslümanlar tarafından çarmıha gerilip öldürüldüklerini öne süren bir
felsefeleri var.

Yani, milliyetçilikleri, biz kurban edilmiş Hıristiyanlarız felsefesi üzerine
oturuyor.

Biz, bu genosit olayını, soykırımı reddettikçe, adamların altındaki
halıyı çekiyoruz; ama, bize düşen görev, bunun hastalıklı bir bünye
olduğunu göstermektir…

Hıristiyan aleminde, biliyorsunuz, kiliselerin, özellikle Vatikan’ın, bugün
Vatikan dediğimiz Katolik kilisesinin büyük katliamları var; fakat, İslam
aleminde, dünya tarihine mal olmuş büyük katliam yok.

Yani, İslam dini, hoşgörü dini olarak gelirken, Hıristiyanlık, hoşgörüsüzlük
dini olarak ortada. Dolayısıyladır ki, 2000 yılına gelindiğinde, adamlar
dediler ki, artık Hıristiyanlığın üzerindeki bu suçlamayı istemiyoruz.
İşte Türkler Müslüman’dır.

Onlar da Hıristiyanları kestiler, kıyım yaptılar, dolayısıyla bir
milyarlık Müslüman alemi de hiç kuşkusuz olmasın ki, katliamcı bir dinin
temsilcileridir. Bir boyutu da bu.

Diğer bir husus, işin sosyolojik boyutu…

Sosyolojik boyuta bakarken, bir ayırım yapmamız gerekiyor. Önce, Diaspore
Ermenilerini ayırmak, sonra Türkiye’de yaşayan Ermenileri ayırmak, sonra terörist
Ermeniler, sonra Ermenistan Cumhuriyeti’nde yaşayan insanları ayrı ayrı
kategorilerde ele almamız gerekiyor.

Topluca, Ermeniler şöyledir, Ermeniler böyledir demekten ve suçlamaktan
kaçınmalıyız.

NURENBERG YASALARI

Nürenberg Yasaları…

Yani, Hitler’in 1933’ten sonra iktidara tam olarak geldikten sonra sırayla
çıkardığı 23 yasadan oluşan bölüm.

Burada, dikkat edilirse, çok mühim bir olay var. Yahudilere ilk defa
Avrupa’da vatandaş olma hakkı… Avrupa’da Yahudilere vatandaş olma hakkı
verilmeden önce, Yahudiler, toplumda af buyurun işte çiziyorlardı, prensler,
papazlar, tüccarlar vesaire sokak kadınları, altına bir çizgi Yahudi diye
yazıyorlardı.

Yani, sıralamada, toplumsal hiyerarşideki yerleri buydu. İlk defa
1850’lerde, 1800’lü yılların başlarında ama, 1820’lerden itibaren, vatandaş
olma hakkı verildi; ama, aynı dönemde, dikkat ederseniz, Osmanlı devletinde,
birçok Ermeni devleti yönetiyordu.

Yani devletin içinde etkin görevdeydi, mal mülk sahibiydi, zengindi
vesaireydi. Nürenberg dönemine gelindiğinde ise, genoist kavramının ilk ayağını
oluşturan husus gerçekleştirildi…

Neydi o, Nürenberg yasalarında Hitler dedi ki, Yahudiler, birinci sınıf
vatandaş değildirler, insan olarak ikinci sınıf vatandaşlığa düşürmüş
bunlar vatandaş değil, nasyoneldir dedi. Dolayısıyla ikinci sınıf vatandaşlığa
düşmüş olacaksınız.

Türkiye’deki tehcir vesaire veya genosit gibi suçlamalarda, bir ikinci sınıf
vatandaşlığa düşürme yaşandı mı, böyle bir tek kanun gösterebilir mi
kimse; hiç kimse gösteremez. Dolayısıyla, bizim dikkat etmemiz gereken
hususlardan biri de, Nürenberg Yasalarının topluca ele alınarak, hukukçularımız
tarafından yeniden getirilmesidir.

VATİKAN BOYUTU

Kültürel boyutu var, büroda, kiliseleri, özellikle de Vatikan’ı dikkate
almamız gerekiyor.

Ermeni kiliselerinin faaliyetleri ile Vatikan’ın ekümenizm faaliyeti bir ve
aynı paralellik göstermektedir. Yönlendiren Vatikan’dır. Nitekim Papa II.
Jean Paul, 20 Kasım 2000 tarihinde yaptığı tarihi açıklamada "Türkler
1915-1923 yılları arasında 8 milyon Hıristiyan’ı kurban etmişlerdir"
dedi.

Kim yapıyor bu işi; Papa yapıyor, artık bunun üzerinde bir otoritesi yok
Hıristiyan aleminin, Katolikler için.

O zaman, dikkatimizi yöneltmemiz gereken unsurlardan bir de, kiliseler,
kiliselerin faaliyetleri ve Vatikan.

Burada, dördüncü boyut, tarih boyutu. Osmanlı’daki isyanlar ve tehcir
diye baktığımız zaman, eğer tehcir olayı mutlaka genosit olarak suçlanacaksa,
ilk tehciri yapanlar, biliyorsunuz, İngilizlerdir.

İngilizler, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya tam 2 milyon insan atmışlardır
ve inanır mısınız ki, bakın bunlar, maalesef Türkiye’de gündeme
gelemiyor, anlatılamıyor.

O İngiltere, demokrasinin beşiği olduğunu öne süren İngiltere, 2
milyon insanı çeşitli gerekçelerle Avustralya ve Yeni Zelanda’ya göndermiş…

1986 yılına kadar, 15 sene öncesine kadar Avustralya ve Yeni Zelanda’ya İngiltere’ye
girmek isteyen dördüncü nesil insanların özel izin alması gerekmiştir.

İzin, vize değil…

İNGİLİZLERİN KEŞFİ

Özel izinle girebilmişlerdir İngiltere’ye. Yani, 2 milyon insanı başından
atmış ve o sırada, bu tehcir olayı sırasında 28.000 kişi de yollarda ölmüştür.

Dolayısıyladır ki, eğer, Osmanlı’daki tehcir, genosit kabul ediliyorsa,
öncelikle İngiltere’nin Avustralya ve Yeni Zelanda’ya yaptığı tehcir de
genosit kavramı içine alınmalıdır diyoruz; çünkü, ölü sayısı, İngiltere’nin
verdiği rakamlarla 28.000, Yeni Zelanda ve Avustralya 60.000 veriyor.

Buna göre, burada dikkat etmemiz gereken, demek ki, tehcir bizim keşfimiz
değil, bizden önce Avrupalıların keşfi olduğu meselesidir.

Tabii, bunların arasında, bildiğiniz gibi Rusya’dan Kafkaslardan
Balkanlardan 1,5-2 milyona yakın Müslüman da topraklarını reddettirilerek,
maalesef, bizim topraklarımıza, Anadolu’ya gönderilmiştir.

Bu tehcir değil midir?

Bunu da kim yapmıştır; Fransız ve İngilizler yapmıştır. Balkanlardan
Müslümanları sürmüşler, yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan kopartıp,
Anadolu’nun bağrına itmişlerdir.

Bu da tehcirdir.

Beşinci boyut siyasi boyutu. Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti
Devleti arasında kurduklarım meselede, bu olayın siyasi tarafını biz, hiçbir
zaman göremedik.

Yani, efendim, bunlar aslında bir Ermeni meselesi var ya, yok, işte biz
bunu şöyle yapalım, üstünü örtelim, gözlerimizi kapayalım, şeklinde
bakıldı. Bu olayın, özü itibariyle siyasi olduğunu unutmamız gerekiyor.

Yani, biz de siyasi mücadele yapmalıyız, bu siyasi mücadeleyi yaparken
de, son nokta hukuki boyut. Bizim hukukçularımız, tabii ki tarihçilerimiz,
siyasi mücadeleyi yönlendirecek olan kişilere, yeterli malzemeyi sağlamalıdırlar.
Burada da, tarihçi ve hukukçularımıza görev düşüyor.

Ve…

Son olarak:

Görünen o ki, böyle devam ederse, en sonunda, Hz İsa’yı da bizim çarmıha
gerdiğimizi iddia edecekler…

Ermeni sorunuyla ilgili gerçekler ortadayken, AP’nin aldığı karar için
başka ne denilebilir ki!..

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: