İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İşte cesur sözler

Serin bir New York sabahı, Manhattan’ın o ünlü caddelerinden birinde kurulu Ermeni Kilisesinin görkemli salonunda Amerikalı Ermeniler’in ruhani lideri Khajak Barsamyan ile beraberiz.

7-12 Haziran tarihlerinde Ermenistan’ın başkentinde düzenlenen Ecmiadzin törenleri için Erivan’a gidecek Amerikalı Ermeniler’in heyecanı ile çalışıyor. Barsamyan Erivan’dan önce ilk kez dedelerinin Anadolu’da doğdukları toprakları da ziyaret edecek olan Amerikalı Ermenilerin Türkiye seyahatlerinin önemini anlatırken “size ne ikram edelim?” diye soruyor. Amerika’da olduğumuz için “Amerikan kahvesi olabilir” diyorum. Hemen araya giriyor ve “karşılıklı Türk kahvesi içelim mi?” diyor. Ve yanımıza gelen yaşlı kadın görevlinin temiz Türkçesiyle yönelttiği soru bizi bir daha şaşırtıyor. “Kahveniz sade mi olsun?”

SOYKIRIMDAN SORUMLUYUZ

Kahvemizi yudumlarken Başpiskopos kendini anlatmaya başlıyor: “1951’de Arapkir’de doğdum. Türkçeyi büyükannemden öğrendim. Okul sonrası Avrupa’ya ve Kudüs’e gittim. Din adamı oldum.”

Bir gün önce Ermeni Assembly Başkanı Van Kirkorian ile de konuştuğumda Ermeniler’in Türkler’e bakış açılarının alışılmışın dışında olmadığını görmüştüm. Bugüne dek ne Assembly Başkanı ne de ruhani liderin Türkler için olumlu konuştuklarını duymadığımdan sorularımı Başpiskoposa yöneltirken dikkatliydim. Barışın biran önce sağlanması için atılacak adımların neler olması gerektiğini sorduğumda Barsamyan, dini giysileri içinde kendinden emin ve de barışçıl bir tavırla konuşuyor.

“Benim siyasi ve ekonomik bir kaygım yok. Ben sadece Allah’ın kuluyum ve herşeyi kalpten, inanarak söylüyorum. Önce gerçekleri kabul etmemiz lazım. Çevremizdeki herşeyden bizler sorumluyuz. Soykırım diyoruz. Ondan da bizler sorumluyuz. Ve diyaloğa başlarsak eğer, gerçeklere o zaman ulaşabiliriz.”

67 KİLİSENİN BAŞI

Khajak Barsamyan, Kaliforniya, Arizona ve Washington State dışındaki tüm eyaletlerdeki 67 Ermeni kilisesinin bağlı olduğu New York’da kurulu Amerikan Ermeni Kiliseleri Başpiskoposuydu. Kararlı ve samimi ifadelerle konuşurken, Amerikan Senatosunu etkileyen ve geniş lobi faaliyeti ile seslerini yükselten Assembly başkanının bir sözünü kendisine hatırlattım. “Bazı Ermeniler biz Türkler’e, yaklaşık 100 yıl sonra bile nefretle bakıyor, Türkler’i eli kanlı görüyor. Siz de benim elimi sıkarken elimde kurumuş kan izlerinin olduğunu düşünüyor musunuz?”

Bu sorum, sevgi ve barıştan sözeden din adamını rahatsız etti. “Hayır” dedi hemen. “Hayır, ben sizi katil dedenin torunu olarak görmüyorum. Sizi kendimize yakın hissediyorum. Yılların birikimi ile bazı duygulara rağmen sizi yakın hissediyoruz.”

* Siz bir ruhani lidersiniz ve bu duygularınızı kinle beslenen insanlara anlatamıyor musunuz?

Herşey zaman ister. Zamanla onlar da öyle düşünüp hareket edecekler. Soykırım bir konudur, doğrudur veya yanlıştır demiyorum ama bir konudur. Konu olarak bunu kabul edip diyaloğa girmeliyiz.

Soykırım demeyelim

* Türkler’e diyalog aşamasında soykırım yaptınız demekle yanlış bir başlangıç yapılmıyor mu?

Aslında soykırım demek de önemli değil. Bunun adı Türk-Ermeni sorunu olsun. Peki, öyle diyelim ve artık birlikte oturup konuşalım. Ortak komiteler kurulsun. Sorunu, bilimsel komitelerde konuşalım. Göreceksiniz sonunda pozitif bir durum çıkacaktır. Sizi çok iyi anlıyorum, Türkiye için de çok zor bir durum. Bana da katilsin deseler ben de rahatsız olurum.

* Bugün yaşanan durum politik değil mi sizce?

Evet, politik tavırlarla sizi mahkum ediyorlar, bunu çok iyi anlıyorum. Siz ve ben, şunu bilmek zorundayız ki Anadolu’da birbirini seven insanları, sokakta sevgi ile oyun oynayan çocukları ayıran nedenler neydi? Bu ayırımı, bu durumu belki ne Türkler ne de Ermeniler yaratmadı. Peki kim, kimlerdir bizi ayıran? Bu gerçekleri ancak birlikte diyalogla ortaya çıkarabiliriz. İnsan ilişkilerinde, aile hayatında da kavgalı ortamlarda konuşursak eğer, sorunları çözme şansımız olur. Aramızda üçüncü kişiler var mı onu işte bu diyalog sonunda anlayabileceğiz.

* Siz bu kadar emin ve açık konuşuyorsunuz, bazı Ermeniler ise aksini söylüyor. Politik bakışsa apayrı. Burada bir yanlışlık olabilir mi diye kendi kendime sormadan edemiyorum?

Haklısınız ama benim dediklerim Allah’ın dedikleridir. Onların sözlerinden etkilenmem. Çünkü Tanrı’dan uzaklaşınca gerçeklerden de uzaklaşırsınız.

Pınar TÜRENÇ

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: