İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

MIHİTARLAR HAKKINDA

M.Cevdet İnançalp’in ölümünün 50. Yılında, Mahmut Şakiroğlu, bir
yazı ile M.Cevdet’in hayatını anlatmakta ve sonra da onun Mıhitarlar ve
Ermeniler hakkındaki yazısına yer vermektedir. İlk yazının sadece son bölümünü
aldım. Bu yazı M.Cevdet İnançalp başlığı altında parantez içinde
verildi. M. Cevdet İnançalp tarafından yayımlanan Muallimler Mecmuası’nın
1924 Eylül sayısında yer alan bu yazı, Mahmut Şakiroğlu tarafından Tarih
ve Toplum Dergisinin 1985 Kasım sayısında tekrar yayımlanmıştır. Mıhitarlar
hakkındaki yazıda bold olmayan bölümler, Mahmut Şakiroğlu’nun notlarıdır.
Yazı 1924 tarihli olduğu için dili epeyce eskiydi. Bu nedenle yazının büyük
bölümü tekrar yazdım. Yazıda göreceğiniz hatalar benden kaynaklanmış
olabilir. Kevork Pamukçuyan, yazıya 1986 Nisan sayısında cevap vermiştir.
Pamukçuyan’a göre yazının bazı kısımları dışarıda bırakılmış ve
yazı kendi deyimi ile tahşiye ederek (kenar notlar konarak) sunulmuştur. Bu
yazıyı da asıl yazının arasına K.Pamukçuyan başlığı ile ve italik
olarak yerleştirdim. Pamukçuyan’ın yazısına çok az müdahale ettim.

M.CEVDET İNANÇALP (1883-1935)

YAZAN: MAHMUT ŞAKİROĞLU

(…. XIX. Yüzyılı sonu ile XX. Yüzyıl başları arasında ülkemizde
yetişen aydın kişiler ağır sorunlarla karşılaştılar. İçinde
bulundukları devletin çöküş çatırtılarının hızlanması ve arka arkaya
gelen yenilgiler derin bir karamsarlık ve yılgınlık yaratmıştı. Bu arada
Ulusalcılık duygularının uyanması ve Türk Ocağı gibi kuruluşların
yaratılması yanında Bilimsel çalışmalara yeni bir yön verildiği ve tarih
çalışmalarında da Tarih-i Osmani Encümeni’nin kurulduğunu ve ilkel de olsa
çağdaşlarına benzer kuruluşlara değinildiği gözleniyor. M.Cevdet de böyle
bir ortamda yetişti. Yazılanların da bir harp ve kıtlık izleri değil de
bilimsel çalışmalara ve düzenli organizasyonlara aşırı hayranlığı
bulunmaktadır. Zaten beni de bu satırları kaleme almaya bu yöne itti. Rum,
Yahudi, Ermeni toplumlarının uzun yıllardan beri yürüttükleri çabalara
dikkat eden ve bir kısmını da yakından izleyen M. Cevdet bunlara gerçekten
“gıpta” edip Türk bilim çevrelerinde bu tarz benzerlerinin yokluğuna
esef etmiştir. Seçme yaptığım makaleye Ermeni toplumunun başarısını
almam bir rastlantı değildir. Dünyanın çeşitli yönlerine dağılmakla
beraber varlığını sürdürmek için kültür ve sanat konularına eğilen bu
toplum içinde yetişen zümreye dikkat çekmek istedim. Bu arada hemen bu
makalede de bulunan boşluklara eğilip eksik kalan kısımları ortaya
koyarken, maksadımın cahillik ortaya çıkarmak değil, bir
“tamamlama” olduğunu baştan belirtmek istiyorum.

Makalenin çeviri yazısına girişmeden önce bir noktayı ayrıca açıklamak
istedim. Ermeni kaynaklarının Türk tarihi açısından önemine çok önceleri
değinilmişti. Bilhassa Ortaçağ tarihimiz üzerinde çalışanlar bunun kaçınılmaz
olduğunu belirtmişlerdir. Yeniçağ tarihi dönemlerini işlerken de bu
kaynaklara eğilmenin yararlı olacağına ben de yakından tanık oldum.
M.Cevdet de kitaplığı için epey eser getirtmişti. Şimdi araştırıcısını
bekleyen bu kitaplardan bazıları Avrupa kitaplıklarında bile yoktur. Fransızlar
tarafından da yapılan yayınların çoğunu getirten ve kültürümüze kazandıran
bu yönü de saygıya değmektedir. Yeni yazıya çevirdiğim bu makale
“Mualimler Mecmuası” Sayı 23 (Eylül 1924) s. 764-778’dedir. Yaptığım
ekleri parantez içine aldım. Özel adların okunması ve ek bilgileri vermek için
şu eserlerden yararlandım: Mesrop Djanachian, “Les Arménistes et le
Mekhitaristes”, Armeniacca Mélanges d’etudes arméniennes. Venise 1969,
s.1-63. Lorenzo Nicola, Vita del Ven. Abate Mechitar, Venezia 1941. Minas
Nurikhan, il servo di Dio abate Mechitar, 1914. Oriente Cattolica, 1974. Dil
konusuna hiç dokunmadım. Yalnız Ehli Salib’i Haçlılar, Dutub-ı Emsali atasözleri
yaptım).

K.PAMUKÇUYAN, Tarih ve Toplum dergisinin 1985 Kasım sayısında (s.23-27) ,
Sayın Mahmut Şakiroğlu, merhum Cevdet İnançalp’ın (1883-1935),
“Mualimler Mecmuası”nın , 1924 Eylül sayısında (s.764-778), Mıkhitharist
Rahipler hakkında yayınlanan bir yazısını, maalesef bazı kısımlarını dışarı
bırakarak ve tahşiye ederek (Notlar koyarak) sundu. Bilhassa metinde, birçok
yanlışlıklar ve açıklamaya muhtaç noktalar bulunduğundan, ilerde bunların
tekrarlanmaması için, işbu yazıyı kaleme almayı lüzumlu gördüm.

Önce bir husus üzerinde durmayı zaruri telakki ediyorum. Sayın Şakiroğlu
notlarının Sonunda, 16 Şubat 1982 tarihli “Hürriyet”gazetesinde Mıkhiharistler
hakkında çıkan bir yazıyı kaydetmekte ve burada verilen bilgiler için
“gerçek ile ilgisi azdır” demektedir. Çünkü makaleyi hazırlayan
gazeteci Mıkhitharistler anarşistlerle işbirliği yapıyor, diye gülünç
bir iddiada bulunmuştu. Halbuki üç asra yakın bir zamandan beri , onların
herhangi bir siyasi faaliyette bile bulunmadıkları, ancak ibadetle ,yayıncılıkla
ve eğitimle uğraştıklarını herkes bilmektedir.Türk tarihine ve kültürüne
de iki buçuk asırdan beri hizmet eden bir tarikat kötü niyetle kötülemek
en hafif tabirle vicdansızlıktır.

ERMENİ BİLİMSEL ÇALIŞMALARI : VENEDİK’TE “SAINT LAZARE” DERVİŞLER
AKADEMİSİ

YAZAN: M.CEVDET İNANÇALP

Venedik’te “Saint Lazare”adında bir ada vardır ki, hemen hemen
iki buçuk asır önce, Mıhitar isminde Sivaslı bir Ermeni şeyhine Venedik
ayan meclisi tarafından verilmiştir.

Mıhıtar (M.Ş.-Bu adı Mekitar,Mekhitar diye de okuyabiliriz.Yazdığım doğruya
yakındır.) ve dervişleri işte burada meşhur Eçmiyazin Patrikliği
derecesinde tanınmış bir dini kurum ve akademi meydana getirmişlerdir. Bu
kurumun Türkiye, Kafkasya, İran, Hint, Mısır, Bulgaristan Ermenilerine verdiği
dini ve eğitimsel hizmet, Beyoğlu Rum Sillogu’ndan (Derneğinden MB.) fazladır.Ve
ondan iki asır önce başlamıştır. Rumların önce de yazdığım gibi ,
terbiye ve aydınlanma işlerini bir noktaya yönlendirip, sınırlamayarak nasıl
üç dört belli başlı büyük silloglara bölmüş ve merkezleştirmişlerse
gelişmiş bir metotla çalışan Ermeni milleti rehberleri de öyle hareket
etmişlerdir. Tanzimat’tan önce Türkler de Avrupa biliminden yazık ki uzak
durmakla birlikte kültür merkezinin yine yalnız İstanbul’dan ibaret bırakmamışlar
ve çalışmalarını Bursa, Edirne, Manisa, Konya, Kastamonu, Amasya
merkezlerine dağıtmışlardır. Nasıl ki İstanbul’da ünlenen bilim adamları
ve edebiyatçılara yakın, o merkezlerde de adamlar yetişmiş idi.

Ermenilere gelince onlar, eski usul akıllıca işi birkaç merkezde gördürmüşler
ve ara yerde ise daima bağlantı kurmuşlardır: Venedik asıl merkezi etrafında
İstanbul merkezi, Eçmiyazin merkezi, Moskova merkezi, Van merkezi, Kudüs
merkezi, Kalküta merkezi, Amsterdam merkezi, Londra merkezi, Paris merkezi
daireyi tamamlamışlardır. On altı yıl önce Rusya’da kaldığım sürede bu
Ermeni kurumları hakkında edindiğim bilgileri, birkaç kitaba baş vurarak
tamamlayıp özet şeklinde dergiye hediye ederken, bu çalışkan millet
rehberlerine gıpta ediyorum.

Mıhitar XVII.yüzyılın sonuna doğru Sivas’ta doğmuş, 1676 -1749 yıllarında
yaşamıştır. Kabiliyetleri çabuk anlaşılmış ve 15 yaşında dini kıyafet
giymiştir. 20 yaşında Anadolu’yu dolaşarak Ermenileri aydınlatmıştır.

K.PAMUKÇUYAN, Cevdet İnançalp yazısının başında, San Lazzaro adasının
iki buçuk yüzyıl önce tarikat başkanı Başrahip Mıkhithar’a (1676-1749)
teslim ettiğini kaydetmişse de, tam müddet 207 yıldır.

(M.Ş.- Bu noktada yazardan ayrılıyorum. Çünkü bu davranış aydınlatma
değil, Anadolu içlerinde hızlanan Katolik kilisesi propaganda çalışmalarının
bir uzantısıdır. Dilimizde bu konu hakkında çalışma maalesef yoktur.
Belgelerin çokluğu ve dağınık yerlerde bulunması (bilhassa şehirlerdeki
Şeriyye Sicilleri) çalışmaları aksatmaktadır. Şimdilik şu kitaplar
elimizdedir: G.Matteucci, Un glorioso convento sulle rive del Bosforo. İl San
Francesco di Galata 1967, Aynı kişi :La missione francescana di
Costantinopoli, 2 Cilt, 1971. Her iki eserde Firenze (Floransa) da basılmıştır).

Mıhitar, Ermenileri Türklere karşı korumak için yurtdışından kuvvet
sağlamak istedi. Ermeni Patrikliği ile Roma Kilisesini birleştirmeği aklına
koydu. Tam 1700 yılında birkaç müridi ile Sivas’ı terk etti ve İstanbul’a
geldi. İlk kitaplarını burada bastırdı. Onlardan biri ” Hazreti İsa’nın
Siyreti (ahlakı ya da hayatı) ” isimli kitabıdır. Rakiplerinin kıskançlığı
yüzünden , 1701 Eylül ayında Yunanistan’ın Modon şehrine gitti. Burası
ilişkide olduğu Venediklilerin elinde bulunuyordu.

K.PAMUKÇUYAN, Yazıda Mıhithar’ın Sivas’tan İstanbul’a geldiği
kaydedilmişse de , Sivaslı olmasına rağmen , aslında Erzurum’un Hintzk Köyündeki
Surp Astvadzadzin Manastırından gelmiştir. İstanbul’da dört kitap neşretmiştir.
Hepsi de dini mahiyette olup, üçü 1700’de basılmıştır. Matbaa belli değildir.
Ancak 1718 yılına kadar Galata’da , muhtemelen bir Latin kilisesinde,
Katoliklerin gizli bir Ermeni matbaası faaliyette bulunmuştur. Müteakip
paragrafa ait notta, sayın Şakiroğlu, Mıkhithar’ın Eylül 1701 yılında
Madon şehrine gittiğini kaydetmiştir. Halbuki, 8 Eylül 1701 tarihinde İstanbul’da
tarikatını kurmuş, Madon’a veya Meton’a , ise 1703 yılında hicret etmiştir.
Papa ile Roma’da görüşmesine gelince, 1705 yılındadır.

Venedikliler Mıhitarı ve öğrencisini çok iyi karşıladılar. Papa XI.
Clemant Mıhitar tekyesini (Tekkesini MB.) onayladı. Bu cemaate Saint Benoit
yetkisi ve izni verdi. Biz Türkler Modon’u alıp Venediklileri kovunca , Mıhitar
ve müritleri, 1715 yılında, kaçıp Venedik’e sığındılar.Venedik hükümetine
yalvardılar. Senato , Saint Lazare adasını, 1717 yılında, sonsuza kadar Mıhitar
ve arkadaşlarına bağışladı. Burayı Venedik Cumhuriyeti beş yüz sene önce
miskinhane (cüzamlılar adası MB) olarak kullanmıştı.

Hastalık sona erince ada terkedilmiş ve yapılan binalar yıkılmıştır.
İşte bu yıkıntıdan Mıhitar, Ermeni irfanı çıkarmak istedi. Ermeniler
kendisine sonsuza kadar borçludurlar. Şimdi var olan dini ve ilmi binalar 1740
yılında, yani adaya gelmelerinden sonra, 25 yıl içinde yapılmıştır.

Mıhitar 1749 yılında ölmüştür. Demek ki Ermeni biliminin Avrupa’da kök
tutması için 35 sene çalışmıştır. Kendisi adadaki meşhur kilisede gömülüdür.
Kendisinin tarikatını benimseyen rahiplere hala Mıhitarist derler. Beyoğlu’ndaki
Ermeni okulu da bu isimi alır. Bu okul en eski okullardandır.

Mıhitar’ın hizmetleri pek çoktur.Venedik’te bütün Ermenileri canlandırmak
için açtığı milli matbaa , sadece Ermenilerin değil bütün dünyanın meşhur
ilim ocaklarındandır. Burada öyle saçma sapan, bayağı değil, mükemmel
kitaplar basılmakta, Avrupa’nın en tanınmış eserleri Ermenice’ye tercüme
edilmekte, daha sonra da İstanbul ve Asya’daki Ermeni merkezlerine gönderilmekte
idi.

K.PAMUKÇUYAN, Daha sonra İnançalp, Mıkhithar’ın Venedik’te bir matbaa açtığını
yazıyorsa da, 1789 tarihine kadar, Tarikat hususi matbaaya sahip olmamış ve
kitaplarını Venedik’teki İtalyan matbaalarında bastırmıştır. Bunlar arasında,
Anton Bortoli’nin matbaası başta gelmektedir.

Biz matbaayı Avrupa’dan üç yüz yıl sonra aldık. 28 Mehmet Efendi ile İbrahim
Müteferrika’nın girişimlerini Damat İbrahim Paşa ve Şeyhülislam Abdullah
Efendi desteklemeseler, değerini anlamasalardı daha da gecikecektik.
….Singapur’dan , Madras, Kalküta, Bombay, İsfahan ve oradan göç öncesi, Türkiye’nin
en önemli şehirlerinden olan Kudüs, sonra İskenderiye, Venedik, Cenevre,
Amsterdam , Moskova, Tiflis, Baku, Erivan (Eçmiaydzin), Varşova, Paris,
Londra, New York’a varıncaya kadar Ermeni matbaaları, kitapları
faaliyettedir. Dünyada çok seçme bir yere sahip olan Ermeni editörlerinden,
matbaalarından ayrıca söz edilmelidir. Ermeni basımının dört yüzüncü yıl
dönümü 12 sene önce kutlandı. 1512 yılında beş adet Ermenice eser yazan
ve üzerindeki ismi kazınmış olan Agop Ermeni basımevinin babasıdır.

K.PAMUKÇUYAN, Agop isminde bir şahsın 1512 ve 1513 yıllarında Venedik’te
bastırdığı, beş adet kitabın üzerinde ismi kazınmış olduğu
kaydediliyorsa da bunlardan ancak 1513’de basılan “Badarakadedr”
(Missal) kilise kitabında adı geçmektedir. Her beş kitabın sonunda da
Latince D.I.Z.A. rumuzları bulunmaktadır. İşbu harflerin muamması bu güne
kadar kati olarak çözülememiştir. Keza, bunların Agop’a mı, yoksa matbaacıya
mı ait olduğu da belli değildir. Zira o zamanlar, Venedik’te ecnebilere
matbaa açmağa müsaade yoktu. Agop’un bir hakkak olduğu daha muhtemeldir.
Zira kanaatimizce, işbu baskılar müteharrik harflerle yapılmamıştır. Çünkü
harflerin şekli satırdan satıra ve hatta kelimeden kelimeye değişmektedir.Satır
hatları da muntazam değildir. Diğer taraftan, o sıralarda Venedik’te, yukarıda
kaydedilen rumuzları haiz bir matbaa bilinmemektedir. Binaenaleyh, işbu
rumuzların Hakkak Agop’a ait olduğunu kabul edebiliriz.

Bu bilim araçları arasında en eskisi ve en yükseği şüphesiz Venedik
Saint Lazare akademisi matbaasıdır. Bu matbaa Mıhitar öldükten sonra da,
Ermeni Bilim adamlarından İstanbullu Melşiyor Efendinin idaresi altında çalıştı.(M.Ş.-
İstepan Melkonyan. XX.yüzyılın ortalarına kadar bu tarikatın başkanları
İstanbul doğumlu idi). Biraz sonra bunun ikinci bir şubesi Viyana’da açıldı
ve o günden beri bu şube de büyük hizmetler gördü. (M.Ş.-1773 yılında
bir grup papaz Venedik’teki merkezden ayrılıp Trieste’de çalışmaların sürdürdü.
60 yıl sonra burayı kapattılar. Bir kısmı Venedik’e döndü. Viyana’ya
gidenler 1810 yılında buradaki merkezi onaylattılar. Pangaltı Ermeni Lisesi
bunlara bağlıdır.İstanbul’da kiliseleri de vardır).

K.PAMUKÇUYAN, En eski ve en yüksek Ermeni matbaasının Mıkhitharistlere
ait olduğu kaydedilmişse de, bu da doğru değildir. En eski Ermeni matbaası,
1565 yılında Venedik’te Tokatlı Apkar Tıbir tarafından kurulmuştur.

Kuruluşundan itibaren Venedik, Viyana Ermeni Akademileri matbaalarında çıkan
eserler Avrupa ve Doğu ülkelerinde pek makbuldür.Harflerin güzelliği,
metinlerin düzeni, güzel seçimi, doğru basılışı ile şöhretlidir.
Avrupa’nın tanınmış yazarlarının büyük bir ekseriyeti Ermenice’ye tercüme
edilmiştir.

Bu iki akademi ve matbaa her gün fen ,matematik, tarih, coğrafya ve dini
konularda eserler basar ve Doğuya yollar, Singapur’dan itibaren Hint, İran, Türkiye,
Kafkasya, Bulgaristan, Kudüs, Mısır’da yerleşik Ermeni Cemaatlerine bilgi
nuru dağıtır ve Ermenilerin en yeni bilgilerle, en gelişmiş usullerle donatılmasını
sağlar.

Mıhitarist şeyhlerin birinci hizmeti, böyle yeni bilimsel eserleri yayımlamak
ve tercüme etmek, ikinci büyük hizmetleri de Ermeni edebiyat ve milli
tarihine ait eski kitapların önemli bir bölümünü yayınlamak olmuştur. Öyle
Ermeni tarihçileri vardır ki, Türkler, her şey gibi o eserleri de ihmal
ettikleri halde, uzaktan Avrupa bilginleri takdir etmişlerdir. Eski İran ve
Anadolu, hatta Selçuk ve Bizans, Asur tarihlerini aydınlatacak bin, bin iki yüz,
bin beş yüz senelik Ermeni tarihleri vardır: Özellikle Haçlı Seferleri
hakkında Arap tarihçilerin başka Ermeni tarihçiler mükemmel bilgiler vermişlerdir
ki Fransız Kitabeler Akademisi (M.Ş.-Academie des Inscriptions et des
Belles-Lettres. Külliyatın ana başlığı:Recueil des Historiens des
Croisades.) bu Ermenice tarih koleksiyonunu yayınlanmasına ve tercüme
edilmesine vasıta olarak büyük hayır işlemişlerdir.

Ermenilerin İstanbul, Kudüs, Erivan, Baku, Tiflis, Moskova, Bombay bilimsel
yayın merkezleri cidden övgüye değer bir bilimsel etkinlik göstere gelmişlerdir.
Bakınız biz, son yetmiş yılda bir merkezden 30 milyon halkı idareye kalkmışken,
onlar dört beş milyonluk halkı kaç merkezden aydınlatmak için emek harcamışlardır…Bu
bilgi merkezlerinin başında yer alan Venedik ve Viyana akademileri ile
matbaalarının Ermeni dervişlerle idare edilmesi şaşılacak bir şeydir.
Ermeni dervişlerin üçüncü hizmetleri de dilcilik, filoloji sahasındaki çalışmalarıdır.
Bu konuda Venedik Ermeni Akademisinin her Avrupalı bilgini saygı duymaya
zorlayan ölümsüz eserlerinden bir Saint Lazare Kamusu (Sözlüğü) dür. Bu
büyük kitap, Ermeni dilinin bütün kelimelerini kapsar. Baku’de Ermeni Kütüphanesinde
gördüğüm zaman parmağımı ısırdım.

K.PAMUKÇUYAN, Daha sonra , sitayişle bahsedilen sözlük 1836-1837 yıllarında
San Lazzaro’da yayınlanan “Haygazyan(Haygagan olabilir) Parkirk”
(Ermeni Sözlüğü) adını taşıyan, iki ciltlik büyük sözlüktür ki,
Ermenice kelimeler eski ve yeni başlıca lisanlarla ve bu meyanda Türkçe ile
de izah olunmuştur.Birkaç yıl önce Erivan’da , bu sözlüğün yeni ofset
bir baskısı yapılmıştır. İkinci eser de halk dilinden bilim diline hazırlanan
bir sözlüktür. Hem bunu da Ermeni bilginler ne zaman yapmışlardır: Tam bir
asır önce… Koca Türkiye eğitim meclisi ise Sami beyin sözlüğünü Ahmet
Cevdet beye bastırtmak için sebep arardı. Dervişlerin dilcilik konusunda çalışmalarının
üçüncü abidesi , şehir bilgini “Çahçak”‘ın Ermenice İtalyanca
sözlüğüdür.

K.PAMUKÇUYAN,”Çahçak” adıyla anılan Rahip Manuel Çakçakyan’ın
(1770-1835) Ermenice-İtalyanca Sözlüğü , 1837 Yılında San Lazzaro’da basılmıştır.
1508 sayfa olup, yaklaşık 60.000 kelime ihtiva eder.

Tarih alanına geçelim, bu müthiş dervişlerin bu konudaki bilimsel
gayretleri ibret vericidir.Bunlar arasında “Çamiç” Efendi üç cilt
olarak Ermeni Milli tarihini yazmıştır. (M.Ş.- Kalküta’da yapılan bir yayın
üzerine bu zatın adı ülkemizde tuhaf bir kılığa girdi. Esas adı Camcıyan’dır.
Eserden yapılmış kısaltma Ermeni harfleriyle Türkçe olarak basılmıştır:
Gülzar-ı Tevarih).

Meşhur “İncici Efendi” Ermeni coğrafyası ve Ermenilerin eski dönemleri
ile ilgili olarak büyük bir çaba harcamıştır. (İnciciyan’ın İstanbul’a
ait bilgileri müteveffa Hrant Andreasyan tarafından dilimize kazandırılmıştır).

Leon Alişan Efendi Haçlı seferleri esnasında , Ermeni şehir örgütlerinden
ve güvenlik güçlerinden söz eden “Antakiye Talimatı”nı Fransızca
tercümesi ile birlikte yayınlamıştır. Söz konusu kişi, Ermeni şehir coğrafyası
üzerine çok ciddi bir araştırma mahsulü olan pek çok cilt yazmıştır.

K.PAMUKÇUYAN, Aynı yerde, tarikat başkan vekili olan Alişan’ın
(1820-1901) küçük ismi Leon yerine Gevont (Léonce) olmalıdır.

Ermeniler, iki yüzyıl önce Amsterdam’ın Ermenice Tevrat ile nice önemli
eserleri basan şeyh Oskan’ı da önemle hatırlarlar.

Yine aynı yüzyılda İran’da, Culfa şehrinde Ermeni Cemaati şeyhlerinden
Daniyal’in XIV.Louis’nin korumasını rica eden bir mektubu vardır ki o devirde
meydana çıkan Ermeni girişimleri arasında önemle hatırlanır. Bu gün
Paris kütüphanesinde Ermenice yazma eserler arasında bulunan bu mektubun kıymeti,
Fransızların hırslarını ve dikkatlerini ta o vakitten beri İran, Anadolu
ve Suriye’ye çekmeye neden olan bir zihniyet olması, güzel yazı ile süslemelerin
olağanüstü olması imiş. Ermeniler XIV. Louis’den pek yüz bulamamışlar,
bunun üzerine Marsilya’da bulunan meşhur matbaalarını Amsterdam’a taşımışlardır.
Bu Amsterdam merkezi de pek çok önemli eser basmıştır.

K.PAMUKÇUYAN, Adı geçen Oskan, başpiskopos rütbesinde bir din adamıdır.
1614 yılında Yeni Culfa’da (İran) doğup, 1674 yılında Marsilya’da vefat
etmiştir. İlk defa, Ermenice Tevrat ve İncili bir arada , 1666-1668 yıllarında
resimli olarak Amsterdam’da basmıştır. Daha sonra, Ermeniler Marsilya’daki meşhur
matbaalarını Amsterdam’a nakletmişlerdir, deniliyorsa da , hakikat tam
tersine olarak, matbaa önce 1660 yılında Amsterdam’da açılmış, 1670 yılında
oradan İtalya’nın Livorno şehrine, 1673 yılında ise Marsilya’ya taşınmıştır.

Ermenler: Venedik ve Amsterdam’dan başka Moskova, Tiflis, Eçmiadzin, Baku,
Paris, Cenevre, New York, Londra gibi şehirlerde bu gün pek zengin Ermeni
cemaatleri tarafından idare edilen, kiliseleri, okulları, gazeteleri sayesinde
ve Amerika’nın en can alıcı damarlarına girmişlerdir.

Lisanları Rumlarınki gibi dünyanın bütün okullarında ya da
kolejlerinde okunulmak üstünlüğüne sahip olmamışsa da Ermeni basım işleri
ve sermayesi pek etkili ve hatırlı görülmektedir. Özellikle Venedik
Akademisi pek çok dil bilen, çok yetenekli tercümanları ve yazarları
sayesinde en geçerli yabancı dillerle bilimsel eserler yazdırmış, Ermeni
edebiyatını, fikirlerini ve düşüncelerini daima Avrupa ve Amerika’ya
duyurmuştur. Mıhitarist Akademi ve matbaasının iki asrı aşan devam eden
yayınlarına ek olarak yazdırdığı bu eserler dünyada büyük akisler bırakmıştır
ki bunları Venedik’te basılan özel rehberden aldım.

Yüz yıl içinde Mıhitar Akademisi Latince on dört kadar hatırı sayılır
eser yayınlatmıştır.

Fransızca önemli yayınlara gelince: Alişan’ın Ermeni milleti babası sayılan
efsanevi Hayg üzerine derin inceleme ve araştırma -Ermeni edebiyatı ve tarih
tablosu Ermenistan’ın fizyografisi – Üç büyük cilt olarak resimli
Ermenistan (36 manzara ile donatılmıştır. Birinci kısım Ermenice-Almanca -İngilizce’dir.
İkincisi Ermenice-Almancadır.Üçüncüsü Ermenice Fransızca-Almancadır).
Ermenistan- Kilikya namıyla büyük bir eser ki bunu Fransızca’ya tercüme
edenler iki Mıhitarist şeyhtir.(M.Ş.-Sisouan ou L’Arméno-Cilice,1899, ülkemizde
en tanınmış eseridir). Ayas şehri, limanı, batı dünyasıyla ilişkileri
ve ticareti- Sason şehrinin ilk hükümdarı olan Leon, bunu Fransızca’ya tercüme
eden şeyh Bayan’dır: Saint Teodor, Fransızca’ya nakili Hekimyan’dır. Töton
şövalyeleri üzerine derin bir araştırma.

Ancherya’nın yüz yılı fazla bir zaman önce 1817 yılında yazdığı
Fransızca-Ermenice-Türkçe sözlüğü ile Ermenice’den- Fransızca’ya diğer
bir sözlüğü önemli yayınlar arasındadır.

K.PAMUKÇUYAN, Aynı sayfada bahsedilen, Rahip Harutyun Avkeryan’ın
(1774-1854) Fransızca-Ermenice- Türkçe sözlüğü 1840 yılında yayınlanmıştır
ve 12+739 sayfadır.1817 yılında yayınlanan sözlük ise, Ermenice-Fransızca
muhtasar (ayrıntılı olmayan) bir sözlüktür.(24+684 sayfadır).

Bagraton’un: Fransızca-Ermenice grameri, 1812 yılında yayınlanmıştır.

K.PAMUKÇUYAN, Rahip Arsen Pakraduni’nin (vaya Bagratuni’nin) (1790-1866)
Fransızca- Ermenice Grameri 1812’de değil, 1821 yılında basılmıştır ve
8+608 sayfadır.

Boré’nin: Venedikli “Saint Lazare”. Kantaryan’ın: Fransızca,
Ermenice, Türkçe sözlüğü 1527 sayfadır.

K.PAMUKÇUYAN, Rahip Samuel Kantaryan’ın (1838-1908), Fransızca-Ermenice- Türkçe
sözlüğü 1866 yılında basılmış olup 572 sayfadır. İkinci baskısı ise
1912 yılında 1236 sayfa olarak basılmıştır. Hürmüz’ün : Polikot’un
Fransızca metinle beraber Ermenice şiirsel tercümesi. Victor Langlois’nin:
Ermenistan değerli belgeleri (hazine-i Evrakı) Saint Lazare manastırı üzerine
verilen muhtıra, on üçüncü asır Ermeni tarihçilerden Suriyeli Mihail.

K.PAMUKÇUYAN, Aynı sütunun sonraki paragrafında adı geçen tarihçi
Suriyeli Mihail (1126-1199) Ermeni değil, Süryani’dir.

Le Vaillant de Florivalın: Miladın dördüncü asrında gelen meşhur
Ermeni tarihçi Moise de Horen Ermenice metniyle beraber iki ciltlik önemli
eser.

K.PAMUKÇUYAN, Ermenilerin Herodot’u olarak adlandırılan Movses dördüncü
değil, beşinci asırda yaşamıştır.

Chapase’ın Saint Lazare müzesinde bir mumya. Mütevelli’nin : Türkçe atasözlerinin
Fransızca tercümesi (1875) Bayan’ın : Ermenice ata sözlerle bütün
felsefenin tercümesi. Serkizyan’ın: Aras Vadisi üç eski şehir üzerine
Fransızca yazdığı eserdir ki 1886 da Viyana Doğu dilleri uzmanları
kongresine verilmiştir. Terziyan’ın Ermenilere özgün gramer. Issaverdenz’in
Ermenistan isimli, üç ciltlik İngilizce eseri gerçekten bilgecedir. Birinci
kısım Ermenistan’ın coğrafyasından , ikinci kısım Ermenistan’ın sivil
tarihinden, üçüncü kısım Ermenistan’ın kilise tarihinden söz eder.

K.PAMUKÇUYAN, Yine sonraki sayfada sitayişle bahsedilen, Venedik Mıkhitharist
rahiplerinden Hagopos İsaverdentz, 1835 yılında İzmir’de doğup, 1902 yılında
Venedik’te vefat etmiştir. “Ermenistan ve Ermeniler” adlı İngilizce
eseri 1874 yılında yayınlanmıştır. On kadar basılı başka eseri vardır.

Hele yukarıda sözü geçen kişinin Ermeni dini müziği , dört dilde yayımlanan
gerçek bir şaheserdir. Ermenice, İtalyanca, Fransızca, İngilizce.
Bedrosyan’ın 1875-79 yazılıp yayımlanan Ermenice- İngilizce yeni sözlük
ile, Somalya’nın İngilizce-Ermenice-Türkçe ve Ermenice -İngilizce, Türkçe
ve Türkçe- Ermenice- İngilizce 1090 sayfalık sözlüklerini saygıyla ele
almamak mümkün müdür ? Bu eserleri söz konusu kişi 1843 yılında bastırmıştır.
Aynı yazarın daha önce 1836 yılında bastırdığı iki ciltlik İngilizce-Ermenice
ve Ermenice- İngilizce sözlüğü daha vardır

K.PAMUKÇUYAN, Tarikat başkanı Sukias Somalyan’ın (1776-1846) , İngilizce-
Ermenice- Türkçe Cep Sözlüğü 444 sayfadır. Ermenice- İngilizce- Türkçe
olan ikinci cildi ise 237+2 sayfadır. Böylece , her üç cildin sayfa toplamı
1090 yerine 920 olmalıdır. İngilizce-Ermenice- ve Ermenice- İngilizce sözlükleri
ise, 12 +274 ve 8 + 310 sayfadan ibarettir. Tarihler 1835 yerine , sehven 1836
yazılmıştır.

Almanca yayımlanan önemli eserler arasında Alişan’ın Resimli Ermenistan
isimli önemli eserinin Almanca’sı , Artin Hindoğlu’nun 1830 yılında bastırdığı
Almanca-Ermenice dil dersleri : Merx tarafından Almanca’ya tercüme edilen Türk
atasözleri anılmaya değer.

Ya Saint Lazare Akademisinin Türkçe, Farsça, Arapça, Tatarca ve diğer başka
dillerin dayandığı temeli gösteren Poliglot Gramer’ini Minas Beşikyan’a düzenletmekteki,
önemli seçime ve bakışa ne dersiniz ? Söz konusu kişinin daha beş sene önce
yayınlanmasına gerek duyduğu Ermenice Rusça Gramer, 95 sene önce yazdığı
Rusça Ermenice gramer dillere destandır. Ruskovki’nin Slav yazısının değişik
sistemleri konusundaki eserinden başka, Ermeniler Gürcü dili üzerine de
eserler vermişlerdir.

K.PAMUKÇUYAN, Rahip Minas Pıjişkyan’ın (1777-1851) Poliglot Grameri, 1844
yılında yayınlanmıştır ve 189+2 sayfadır. İkinci isim sayfası Fransızca’dır
ve şudur: “grammaire polyglotte , contenant les principes des langues
Arabe, Persane, Turque et Tatare, avec des remarques analytiques d’autres
langues”. Üçüncü isim sayfası ise Rusça’dır ve şöyle okunmaktadır
:”Grammatika mnogoyaziçnaya, soderjaşaya naçalniye osnovaniya yazikov
arabskogo Persidskogo, Turetzkkogo i Tatarskogo s primeçaniyami o razliçnikh
yazikakh”. Aynı yazarın Rusça Ermenice Grameri 1828 yılında yayınlanmıştır
ve 14+2+444+1=461 sayfadır. Ön tarafta, Pıjişkyan’ın Rus Çarı Birinci
Aleksandr’a muhatap Fransızca bir ithafnamesi mevcuttur. Ermenice- Rusça
Grameri ise, 1840 yılında yayınlanmış olup, 20+273+4= 299 sayfadır.

Saint Lazare Akademisi evliyadan Nerses babaya ait olan bir münacat ( Şiir
şeklinde düzenlemiş Allah’a dua ve yakarış) kitabı da yayınlamıştır
ki, bu tam otuz altı dile tercüme edilmiştir. Onuncu basımı 1882 yılında
ve 598 sayfadır.

K.PAMUKÇUYAN, Evliye olarak bahsedilen Nerses, başpatrik veya katoğigos
II.Nerses’dir (1102-1173). İnançalp’ın kaydettiği “imanla inkar
ederim” kelimeleriyle başlayan duası, eskiden beri Ermeniler arasında çok
yaygındır ve 24 haneden ibarettir. Her biri günün 24 saati için yazılmıştır.
Rahmetli annem Hacıgül Pamukçuyan (1892- 1981), ki Kayseri Ermeni eşrafından,
meclis-i idare azası ve Sultan Abdülhamit’ten salise rütbesine haiz, Hacı
Mardiros Efendi Lusararyan’ın (1860-1915) kızı ve ilk izdivacından I.Cihan
Harbinde, Kayseri’de ve İstanbul’da Askeriye tabibi görevinde bulunan, Dr.
Toros Nazlıyan’ın (1882-1915) zevcesi idi. Bu duayı her gün yatağa girmeden
önce ezbere okurdu.

Ermeni Akademisinin Anadolu Ermenileri ki çoğu Ermenice bilmez ve Türkçe
konuşurlardı, aydınlatma ve bu amaca yardım için yayınladığı kırktan
fazla eser vardır ki Yalnız harfleri Ermenice’dir.(M.Ş.- Ermeni harfleriyle Türkçe’ye
çevrilen İtalyanca eser ve operalar için: A.Tietze, “Nuovi dati sui
primordi dell’opera in Turchia” II Veltro XXIII-2-4 ,1979 Sayfa 363-368).

Ermenilerin İstanbul’da çıkardıkları iki gazete böyle Türkçe dil ve
Ermenice harflerle yayınlanıyordu.

K.PAMUKÇUYAN, Burada Venedik Mıkhitharislerinin kırktan fazla Ermeni
harfli Türkçe kitap yayınladıkları kaydedilmiştir. Bunların tam sayısı
yetmiştir. İstanbul’da yayınlanan Ermeni harfli Türkçe gazete , mecmua ve yıllıkların
sayısı ise elli kadardır.

BATI BİLGİNLERİ VE ERMENİ DİL VE KÜLTÜRÜ ÜZERİNE İNCELEME

Ermeni düşünür ve rahiplerden başka Fransız, İngiliz, Alman, Rus
bilginlerinden de bu milletin dil ve edebiyatını, tarihini incelemeye çalışmış
kişiler vardır. Alman bilginlerinden Acoluth 1680 yılında Leipzig’de ilk
defa bir Ermeni grameri yayınlamıştır.

Bundan önce Roma’da İtalyan Papazlar da dini yayınlarda kullanılmak amacıyla
birkaç Ermenice alfabe yayınlamışlardır. 1711 yılında Amsterdam’da
Ermenice sözlüğü yayınlamış olan Alman Schröder tanınmış bir kişidir.

K.PAMUKÇUYAN, Schröder’in yayınladığı, Latince- Ermenice sözlüğün
adı, “Thesaurus Lingue Armeniacae”dir. (Eremeni Dili Hazinesi).

(M.Ş.- Bundan sonraki üç paragrafda verilen bilgiler eskimiş olduğu için
tekrara gerek görmedim. Ancak son paragraf anlamlıdır).

Devletimiz şu otuz yıl içinde en az eğitim için iyi kötü milyonlarca
lira harcandı. Fakat bütün bu paralar pek az semere veren şeyler için
harcanmıştır. Avrupa Akademileri ile kongreleriyle hele Barthold, Thomsen,
Radloff, Kraelitz, Huart, Barbier de Meinard, Brown gibi İslam ve Türkiyat ile
uğraşan bilim adamlarıyla hiçbir şekilde ilişki kurulmasına tenezzül
edilmedi… Hayret

ERMENİ BİLGİNLER VE HALK DİLİ

Fedakar Mıhitarların sınırsız etkilerinden biri de kilisenin halk tarafından
anlaşılmayan özel terminolojili, pürüzlü, kapalı dille değil konuşulan
Ermeni diliyle bağdaşabileceğini hatırlatmalarıdır. Çünkü halk dilinin
yazıya, gazeteye, kitaba geçtiği günlerden beri Ermeni milleti uyanmıştır.
Rehberler, vaizler, öğretmenler, papazlar, yazarlar halk dilini kullanmak
sayesinde her şeyi halka kolayca anlatmayı başarmışlardır.

Bizim Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Abdülhak Hamid, …ve medrese ile
Babıali lehçeleri halkın anlamasından çok uzak kalırken, Ermeni fikir
adamları bizimkilerden çok daha önce halk gibi söyleyip, yazmağa başladılar.
Bunlar yüksek dili yüksek tabakaya ve kiliseye bıraktılar… Venedik ve
Viyana akademilerinde Mıhitar’ın nefesiyle yetişen dağınık Ermeni
milletini bir topluluk etrafında toplayıp, aynı şekilde düşündürmeyi başaran
dervişlerden Çamiç ile İnciciyan’ı anlatmıştık. Bunlara şunları da
ekleyebiliriz: (M.Ş.-Çeşitli alanlarda başarı gösteren kişiler sıralanmıştır.
Rusya’da bulunduğu sıralarda edindiği izlenimlere göre sıralamıştır).

K.PAMUKÇUYAN, Burada ismi geçen Çamiç’in (1738-1823 ) soyadı “Çamçıyan”şeklinde
yazılmaktadır ki , Sayın Şakiroğlu’nun kaydettiği gibi, aslı Camcıyan
olabilir.

TÜRKİYEDE ERMENİ REHBERLERİ

Türkiye Ermenilerini uyandırmakta Venedik Akademisi ile Fransız edebiyatı
daha çok etkili olmuştur.

Gerçi bazı yazarlar, batı taklitçiliğini kabul etmeyerek, sırf Ermeni
ruh ve şivesi ile yazmışlardır. Örneğin: Meşhur patrik Kırımyan (Hırimyan
olmalı MB) gibi. Kırımyan iş adamı , iyi konuşmacı, yazar, Ermenilik aşığı
bir adam idi. Nesir ve nazım (şiir) pek çok eseri vardır. İkinci Ermenistan
hayatına, halk efsane ve atasözlerine dair eserler yazmıştır. Romancı
Dokan, Hrando (Hrant olmalı MB) Zartaryan Efendiler, çağdaşlarının hayatını
etkili şekilde tanıtmışlardır. İki Zöhrab ve Sabah (gazetesi MB) yazarlarından
Diran Kelekyan, şair Ardaşes bilinen kalem sahipleridir.

İzmir’de de meşhur Ermeni rehberleri yetişmiştir. İlk büyük Ermeni
gazetesi olan Ararat 1840 yılında orada yayınlanmıştır. İzmir’de güçlü
yayınlar ortaya çıkmıştır. Çilingiryan, Oskanyan, Gosdanyan, Memuryan
bunlardandır. Hele Memuryan batının yeni edebiyatının en iyi eserlerini
Ermenice’ye tercüme etmiştir. Ermenilerin ruhuna Fransa, İtalya, İngiltere,
Almanya edebi fikirlerini ve hareketlerini sokan da Memuryan’dır.

K.PAMUKÇUYAN, 1840-1878 yılları arasında İzmir’de yayınlanan
“Ararat” Gazetesinin tam adı “Arşaluys Araradyan” (Ararad
fecri) dır. Sahibi ve yayın müdürü ise, Lukas Balthazaryan (1810-1878) olmuştur.
Burada sözü geçen Gosdanyan, Gosdantyan olmalıdır. Küçük ismi Kalust’dur
(1840-1898). Tanınmış bir bilim adamıdır. Memuryan’ın doğru şekli ise
Mamuryan’dır.Küçük ismi Matteos’dur. 1830 yılında İzmir’de doğmuş ve
aynı yerde 1901 yılında ölmüştür.1871 yılından ölümüne kadar
“Arevelyan Mamul”(Doğu Basını) adlı bir dergi yayınlamıştır.

(M.Ş.-Sonraki üç paragrafı gereksiz gördüm).

XIX. Yüzyılın ortalarından itibaren açılan, Tıbbiye, Harbiye,
Galatsaray Lisesi, Hukuk Mektebi, Ortaokullar, Veteriner, Ziraat ve üniversitelerin
hepsinde ve devlet dairelerinin özellikle adliye, eğitim,ticaret, ziraat, dışişleri
şubelerinde pek çok Ermeni öğretmenlere, hukukçulara, mütercimlere,
doktorlara, yazarlara rastlıyoruz. Bu çalışkan millet, bizden iki buçuk asır
önce kitap basma ve uyanma devrine girdiği için bilimsel ve sosyal bir iş
yaptığımız vakit Rum, Yahudi unsurlarla beraber bunları bulduk.

Basılı işler dünyasında eski Vakit ve Tarik sahibi gazeteci Filip meşhurdur.
Kitapçılardan Arakel, Karabet, Kasbar, Avedis, Kirkor, Parsih Efendiler Türk
kitaplarına tamamen hakim idiler.

Cihan kütüphane ve matbaası sahibi Filib, meşhur Sabah gazetesi sahibi
Mihran bilinen kişilerdir.Tiyatroda Manakyan elli yıl Türk Tiyatrosuna hizmet
etmiştir. Kuyumculuk neredeyse tamamen Ermeni sanatkarların elindedir. Mücellitlerden
bir çok usta Ermeni yetişmiştir.

K.PAMUKÇUYAN,Matbaacı ve gazeteci Mihran Efendi’nin soyadı Nakkaşyan’dır.
1850 yılında Kayseri’de doğmuş, 1944 yılında Fransa’nın Nice şehrinde ölmüştür.
Rahmetli pederim Mikayel Pamukçuyan’ın (1873-1970) üvey dayısı ve annesi
tarafından Mihran Efendinin akrabası olun, keza, İstiklal Harbinde
Anadolu’nun bazı şehirlerinde tren istasyonu direktörlüğünde bulunan
Melkon Şekerciyan’ın (1881-1963), tarafıma verdiği bilgiye göre, Sultan Abdülhamit
Babıali’den geçerken , Mihran Efendi ile karşı karşıya sohbet edermiş.

Hakkaklardan: Mühendisyan efendi, 6, 16, 24 puntoluk nesih ve 24 puntoluk
talik harfleri dökmüştür. Şehrin sanatkarı Haçik Efendi, 12, 14 , 36, 16,
24 puntoluk nesih, 36 puntoluk rika, 18 puntoluk hareketli , 12, 16, 48 ve
ahiren 24 puntoluk kufi harfler dökmüştür.

K.PAMUKÇUYAN, Haçik Efendi’nin soyadı Kevorkyan’dır. 1856 yılında İstanbul’da
doğmuş,1932 yılında yine İstanbul’da vefat etmiştir. Merhum mümtaz tarihçi
Reşat Ekrem Koçu (1905-1975) da ondan sitayişle bahseder.

Mehmet Cevdet ve Ahmet Mithad Efendilerle Ahmet İhsan ve İkdam (gazetesi
MB) sahibi Ahmet Cevdet beyler İkdam ve Servet-i Fünun’la, Tercüman’la, Hilmi
bey kütüphanesiyle matbuat dünyasına atılmadan kitap, gazete, dergiler
Ermeni iş adamlarının malikanesi idi. Ticaret aleminde ise İstanbul piyasasına
hakim Ermeni milyonerlerle kuyumcuları hatırlamak yetişir…

TÜRKÇE ESER YAZAN YAZARLAR

(M.Ş.- Otuz isim vererek başarılı oldukları alanlara değinmiştir. Araştırmanın
ana noktasını belirleyen satırları aktarmakla yetiniyorum). Görülüyor ya:
Ruslar, Türkler, İngilizler, İtalyanlar, Avusturyalılar, Fransızlar,
Hollandalılar, Amerikalılar arasında yaşayarak bilim, edebiyat, ticaret,
sanat alanında daima kendini tanıtan bu çalışkan milletin, kurumlarını ve
çalışma metotlarını öğrenmek gerekirken hep ihmal ettik. Fakir, hem
seyahat etmiş, hem de tarihi, dini, terbiyevi kurumlarını incelemekten zevk
almış olduğum için, özellikle Rus, Rum, Ermeni, Yahudi İrfan ve örgütleriyle
Türk ve İslam kurumlarını Türk gençlerine tanıtmağı yirmi yıldır görev
edindim. Şunu da söylemek lazımdır: bu gayretli millet, Avrupa diplomatlarının
iğfalatına uyarak o kadar berbat hareket etti ki hem bizi bu kadar ziyana
soktu , hem de Anadolu ve Rumeli’deki varlığına veda etmeğe mecbur kaldı.

K.PAMUKÇUYAN NOTLARI:

1.- Musevilerin ilk matbaası İstanbul’da 1492 ya da 1493 yılında açılmıştır.
İlk Ermeni matbaası ise 1567 yılında açılmıştır. İlk Rum matbaası
1624 yılında ve yanılmıyorsam yine İstanbul’da açılmıştır.

2.- Melkonyan’ın tam ismi Baş rahip Istepannos Melkonyan’dır (1717-1799).

3.- 1773 yılında ,bir kısım rahibin Venedik’ten ayrılıp, Trieste’ye
yerleştikleri kaydedildikten sonra , 60 yıl burada kalıp , terk ettiler
denilmektedir. 1811 yılında oradan Viyana’ya naklolunduklarına göre , ancak
38 yıl sonra Trieste’yi terk etmiş olabilirler. 8 Haziran 1811 yılında,
tarikat Avusturya hükümeti tarafından resmen tanınmıştır.

4.- Rahip Çamçıyan’ın “Gülzar-ı Tevarih”adlı kitabı, önce
1812 yılında V+500 sayfa, ikinci defa 1850 yılında 4+661 sayfa, üçüncü
defa da 1862 yılında , 742 sayfa olarak Venedik’te basılmıştır.

Sözüm burada sona ererken, Sayın Şakiroğlu’na , az bilinen bir makaleyi
tanıttığı için teşekkür eder, dışarıda bıraktığı kısımları da ,
ikinci bir yazı ile yayınlamasını dilerim. Zira , kendisi için ilginç görülmeyen
işbu bahisler , başkaları için ilginç olabilir. Bilhassa Türkçe yazan
Ermeni yazarlar ve düşünürler,araştırmacıları ilgilendirebilir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: