İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tuzla Ermeni Çocuk Kampı – Çocukların kayıp Atlantis’i

Zip-İstanbul dergisinde yayınlanan makalede kitap şu cümlelerle tanıtılmış: “Hırant Dink, Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nda büyümüş orada evlenmiş. Sonunda kimi yoksul, kimi yetim, kimi engelli 1500 çocuğun yetiştiği, emek verdiği kampın 21 yıl sonra ellerinden alınışına tanık olmuş.” Makale şöyle…

“Ve artık bizim yarattığımız ‘Tuzla Yoksul Çocuk Kampı’mız, bizim ‘Atlantis uygarlığımız’ şimdi bir haraber… Çocuk cıvıltıları çekilince suyu da çekilmiş kuyunun… Binanın omuzları düşük… Toprak çorak… Ağaçlar küskün… Benim isyanımın pike uçuşları ise bin bir özenle yaptığı yuvası bir darbeyle yok edilmiş kırlangıcınki kadar keskin… Lakin çaresiz…”

Böyle anlatıyor Hrant Dink, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’un yayına hazırladığı ‘Tuzla Ermeni Çocuk Kampı-Bir El Koyma Öyküsü’ başlıklı kitapta, öykünün nasıl son bulduğunu.

Hrant Dink, 1962 yılında tüm yasal işlemleri gereğince yerine getirilerek İstanbul Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı tarafından satın alınan arazi üzerine kurulan Tuzla Ermeni Çocuk
Kampı’nın üç yıl içine elleriyle inşa eden, ağaçlar diken, yeşillendiren çocuklardan biri. Orada büyümüş, orada evlenmiş, yöneticilik yapmış, çoluk çocuk sahibi olmuş. Ve en sonunda orada, kimi yoksul, kimi yetim, kimi engelli 1500 çocuğun yetiştiği emek verdiği kampın 21 yıl sonra ellerinden alınışına tanık olmuş. “Türk olmayanların meydana getirdikleri tüzel kişiliklerin
taşınmaz mal edinmeleri yasaklanmıştır. Çünkü tüzel kişiler, gerçek kişilere oranla daha güçlü oldukları için, bunların taşınmaz mal edinmelerinin kısıtlanmamış olması halinde, devletin çeşitli
tehlikelerle karşılaşacağı ve türlü sakıncalar doğabileceği açıktır” değerlendirmelerini içeren bir Yargıtay kararı gereğince, üstüne kurulu tesislerle birlikte, tıpkı diğer yüzlerce azınlık vakıfları gayrı-menkulünde olduğu gibi, hiçbir bedel ödenmeden eski sahibine verilmiş Tuzla Ermeni Çocuk Kampı.

Türkçe, Ermenice ve İngilizce olarak üç dide yayımlanan kitap gerçekte, İHD İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon tarafından 1996 yılında İstanbul’da açılan, 1997 yılında
Ankara’da tekrarlanan ve derneğin kapatılması istemiyle dava açılmasına neden olan sergi malzemelerinden oluşuyor. 64 sayfalık kitapta aralarına kısa metinler serpiştirilmiş 45 fotograf, en başından kampın öyküsünü anlatıyor: Alt katı yetimhane olarak kullanılan Gedikpaşa Ermeni Protestan Kişisesi, Tuzla’da üzerinde yetimhane için yaz kampı olarak kullanılacak tesislerin inşa
edildiği arazi, temel kazan, su taşıyan, inşaatta çalışan çocuklar, onların açtığı resim sergisi, salıncaklar ve yıllar sonra 19 Aralık 1996 yılında harabe halindeki terkedilmiş kampın yerini bulan İHD İstancul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon üyelerinin çektiği fotoğraflar…

Kitap, Orhan Pamuk’un yazdığı ve uygulamadan utanç duyduğunu anlatan önsözle başlıyor. Ardından Komisyon’un Sunuş’u ve Lozan Anlaşması’nın Azınlık Haklarını düzenleyen 38. ve 42. maddelerin metinleri geliyor. Sunuş’ta Tuzla Ermeni Çocuk Kampı öyküsünün İttihat ve Terakki Partisi’nin başlattığı, genç Cumhuriyet’in devraldığı ve resmi ağızların hiçbir zaman itiraf etmediği ama bugün de çeşitli biçimlerde süren Türkleştirme politikalarının bir uzantısı olduğu anlatılıyor.

Sunuş’tan sonra ise, fotoğraflar eşliğinde Kamp’ın öyküsü yer alıyor. Öykünün ardından ‘Nasıl El Konuldu’, ‘Gerekçe Neydi?’, ’13 Yıl Sonra’ başlıklı bölümlerle devam eden kitap, Hrant Dink’in ‘Davacıyım Ey İnsanlık’ yazısı, Komisyon’un Sonsöz’ü ve el konulan azınlık vakıflarından adları belirlenebilenlerin bir listesiyle son buluyor.

Orhan Pamuk’un yazdığı önsöz ise çeşitli çağrışımlar yapıyor: “Bu kitapta anlarılan içler acısı hikaye, hepimizin utancı olmalı,” diye söze başlayan Orhan Pamuk, iyimser bir değerlendirmede bulunuyor: “Türkiye’de bu utancı duyacak milyonlarca iyi insan var.” Sonra ekliyor: “Ama benzeri pek çok olayda olduğu gibi onlar da habersizlikten, sessizlikten, yasaklamalar ve bilgisizlikten seslerini çıkarmayacaklar.”

Burada sözü edilen “Milyonlarca iyi insan”, akla Elias Canetti’nin milyonlarını getiriyor: “Gazete okurları arasında, mütecaviz kitlenin daha yumuşatılmış, olaylardan uzaklığı nedeniyle daha sorumsuz bir biçimi varlığını sürdürmektedir. Bunun, mütecaviz kitlenin en aşağılık ama aynı zamanda da en dayanıklı biçimi olduğu söylenebilir. Bu kitle, toplanmasına bile gerek olmadığından, dağılma tehlikesinden uzaktır, değişiklik gereksinimi gazetelerin her gün yeniden çıkmasıyla karşılanır.”

Aşağıdaki resimlerde inşaat için su taşıyan çocukları ve binanın yakın zamandaki harabe hali …. gözüküyor, ayrıca en üstteki resimde de bitmiş inşaatın üzerinde çocuklar poz veriyorlar.

Kitabı online olarak aşağıdaki linke tıklayarak satın alabilirsiniz.



Bu kitabı listeme ekle


Tuzla Ermeni Çocuk Kampı / Bir El Koyma Öyküsü
Armenian Children’s Camp of Tuzla / A Story Of Seizure

İnsan Hakları Derneği

Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nın öyküsü, tümüyle yasal yollardan elde edilen bir araziye ve o arazi üzerinde bin bir emekle yaratılan kamp tesislerine “kitabına uydurularak” el konulmasının öyküsüdür – Tuzla Armenian Children’s Camp tells a story of confiscation, the supposedly legitimized seizure of a legally acquired plot of land, and of the camp facilities built on it throught long and loving labour.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: