İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Erdal Güven’in Radikal’de cikan yazisindan:

Hemen hemen her ülkenin tarihinde ‘kara leke’ler var.
Avustralyalıların Aborijinlere yaptıkları, Apartheid rejiminde Güney Afrikalı siyahların çektiği acılar, Amerikalıların Kızılderili kıyımı, keza siyahlar ve Vietnam, Almanların ‘Holokost’u. Türkiye için Ermenilerin 1915’ten itibaren sekiz yıl boyunca maruz kaldığı trajedi. Ve evet Fransızların 1954 ile 1962 yıllarında Cezayir’de giriştiği katliam serisi. Yakın geçmişte ise Sırpların Boşnaklara, Tutsilerin Hutulara karşı giriştiği ‘etnik temizlik’ harekâtı…

Hatta bugünlerde ola ki kimileri ihtiyaç duyabilir diye anımsatayım: Britanya da ‘kara lekeler’den muaf değil. İrlandalı Katoliklerin yüzyıllar boyunca çektiklerini bir kenara bırakın. 1190’da topraklarını Yahudilerden temizleyen İngilizler değil mi?
Hemen hemen her ülkenin tarihinde ‘kara leke’ler var ama iş yüzleşmeye gelince pek de heveskâr oldukları söylenemez. Özellikle de resmi düzeyde. ABD Vietnam’dan özür dilemedi hala. Fransızlar da Cezayirlilerden. Aborijinler hâlâ Avustralyalılardan özür bekliyor.

Bu ülkelerde hükümet ya da devlet pek girmek istemiyor bu konulara. Ama sivil toplumca tartışılmasına da engel olmuyorlar, olamıyorlar. Aykırı görüş belirtenler tu kaka edilmiyor. ‘Siviller’ bile resmi tarihin sözcülüğüne soyunmuyor.
Resmi düzeyde itirafı doğru dürüst bir tek Almanya yaptı, daha doğrusu yapmak zorunda bırakıldı. Suçunu kabul etti, bedelini ödedi. Manevi ve maddi olarak hâlâ daha ödüyor. Başta İsviçre olmak üzere Nazi işbirlikçisi ülkeler de.

Yine de genel olarak bakıldığında soykırım olsun olmasın bu ‘kara leke’lere günümüzde nasıl yaklaşılacağı konusunda ortak bir yol bulunabilmiş değil.

Tabii çifte standartlar da söz konusu. En canlı örneği Fransız politikacılar. Cezayir katliamlarıyla ilgili kapsamlı bir soruşturma açılmasını ‘tarihte kaldı’ gerekçesiyle reddettikten kısa bir süre sonra ‘Ermeni soykırımı’nı yasalaştırabiliyorlar.

Elbette arada fark var. Politikacılar bir yana Fransız kamuoyu belki biraz da izlerini hâlâ taşıdıkları için, tartışabiliyor Cezayir’i. Zaten yıllar sonra konuyu gündeme kendileri getirdiler, Cezayirliler değil. Özellikle de basın çekti başı. Zaten hiçbir zaman da reddetmediler imza attıkları vahşeti. Şimdilerde de sancılı bir özeleştiri, günah çıkarma sürecinden geçiyor Fransızlar. Belki biraz da bu yüzden Cezayir, üzerine gitmiyor konunun. Fransa ile Cezayir arasında bir aşk-nefret ilişkisi bulunduğu söylenir. Cezayirliler elbette unutmuş değil çektiklerini ama mesela şu anda Fransa’dan beklentileri farklı: Daha fazla vize ve Air France seferleri!

Geçmişinde trajediler, suçlar, günahlar bulunan tek ulus Türkler değil. Ancak tüm dış yansımaları bir yana 1915 olaylarını kendi aramızda ne derece sağlıklı tartışabildik? Şimdiki tartışma kıvılcımları bile bizden değil, dışarıdan yakılmadı mı?

Geçenlerde Türkiye’de yaşayan bir Ermeni gazetecinin, yabancı bir gazeteye verdiği demeci okudum. Fransızları eleştiriyordu ve şöyle diyordu: Ermeni halkının hükümetler arasında siyasi piyon olmasını istemiyorum. Benim için Türklerin kendi geçmişlerini açıkça ve dürüstçe sorgulamaları, Ermenilerin acılarını paylaşmaları, binlerce Avrupa parlamentosunda kabul edilecek soykırım kararlarından bin kat daha önemli ve daha değerli.
Benim anlatmak istediğim de bu…

Ermeniler bizim yalnızca komşumuz değil, aynı zamanda ta kendimiz. Utanç verici olan, 1915 ile 1923 arasında olup bitenlerden ziyade bunları öncesiyle sonrasıyla, tüm yönleriyle ‘aramızda’ hâlâ doğru dürüst tartışamamamız. Gerisi o kadar da zor değil…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: