İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

TBMM’de 23 Ocak ‘Ermeni soykırımı tasarısı’ görüşmeleri tutanakları

ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce
Heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve söz verdiği için Sayın Başkana teşekkür
ediyorum.

Daha önce, 29.5.1998 tarihinde, Fransa Parlamentosu alt meclisinin, Türkiye
aleyhine aldığı kararla ilgili olarak Yüce Mecliste yapılan görüşmelerde
DYP Grubu adına ben konuşmuştum. Aynı konuyu tekrar konuşuyor olmanın üzüntüsü
içerisindeyim. O zaman, Ermeni mezaliminin bütün acıları-nı en yoğun
olarak yaşamış bir ilin, neredeyse her evden bir katliam mağdurunun olduğu
bir ilin, Erzu-rum’un milletvekili olarak, tarihte, Türklerin Ermenilere değil,
Ermenilerin Türklere katliam uyguladıklarını, tarihin saptırılmaya çalışıldığını,
belgeleriyle, arşiv bilgileriyle ve Türklere ait açılan toplu mezarların
varlığıyla açıklamaya çalışmıştım.

Şimdi ise, konuyu bu şekilde ele almanın, bunları açıklamanın, ortaya
bilgi ve belge koyma-nın; Türk tarihinde, Türk kültüründe, soykırım
kavramının hiçbir örneğinin bulunmadığını söylemenin; Türklere
“soykırım” iftirasını atanların, dönüp, kendi tarihlerindeki
utanç sayfalarına bakmaları gerek-tiğini ifade etmenin, doğrusu, çok
yararlı olmadığını düşünüyorum. Zira, açıkça görülmüştür ki, bu
gerçekler, bu kararı alanlarca hiçbir şey ifade etmemektedir.

Sayın milletvekilleri, Fransa millî meclisinin 18 Ocak 2001 Perşembe günü
aldığı, sözde Ermeni soykırımını resmen tanıyan kararı, hiç şüphesiz
ki, tarihe saygısızlıktan, tarihi tahrif etmekten öteye, Türkiye’ye ve Türk
Milletine açık bir düşmanlıktır. Zira, yerli ve yabancı bilim adamlarının,
tarihçilerin, doğru ve açık belgeleriyle ve ciddî arşiv bilgileriyle
ortaya koyduğu tarihî gerçeklere tamamen aykırıdır. Bu karar, bir iftiranın,
siyasî bir belgeye, bir kanuna dönüştürüldüğü ilk uygulamadır ve Türkiye
aleyhine oluşturulmaya çalışılan siyasî tavrın, düşmanlığın ilk
somut göstergesidir. Fransa’nın bu kararını, birkaç yüz bin Ermeni oyu için
alınmış, iç siyaset malzemesi bir karar gibi görmek, kanımca, bir
gaflettir. Bu, bir siyasî karardır; Türkiye ile Türklerle hesaplaşma kararıdır;
İstiklal Harbindeki uğradıkları hezimetin rövanşıdır ve maalesef, haçlı
zihniyetinin Avrupa’da her zaman var olduğunun ve 21 inci Yüzyılda da süreceğinin
işareti gibi gözükmektedir. Bu karar, Türkiye’nin Avrupa defterinin, Avrupalılar
tarafından tümüyle kapatılmak istendiğine dair mesajlar vermektedir. Bu
kararla, Türk Devleti, Türk Milleti, Sevr’den beri süregelen bir politikanın
sonucu olarak, açıkça köşeye sıkıştırılmak istenmektedir.

Sayın milletvekilleri, bakın, Ermeni soykırımı yasa tasarısının gündeme
getirildiği sıralarda, Fransa Meclisinde, Fransa’nın Cezayir özgürlük
hareketine karşı soykırım uyguladığı ve bu konunun soruşturulması gündeme
geldiğinde, Başbakan Jospin, konuyla ilgili olarak, kürsüde aynen şöyle
diyor: “Bu olayı tarihe bırakalım, tarihçiler incelesin, politika için
kaşımayalım.” Ama, sıra Türkiye’ye gelince, iş değişiyor, bakış açısı
değişiyor ve karar geliyor. Açıkçası, Fransa, burada, tarihi, hakkı,
hukuku, doğruyu değil, menfaatı, şovenizmi önplanda tutmuş, menfaatlarını
tartmış, Türkiye ile ilgili menfaatları hafife geldiği için, Türkiye’yi dışlamayı
tercih etmiştir.

Sayın milletvekilleri, bu kararı alan Fransa, dördü Paris’te olmak üzere,
ASALA terör örgütünün katlettiği 52 Türk diplomatının ruhları önünde
eğilmeli ve utanç duymalıdır. 1992-1995 yılları arasında 200 000’den
fazla Boşnak Müslümanın katledilmesinden ve katillerinin hâlâ ortalıkta
dolaşmasından, Ermenilerin işgal ettiği Azerbaycan’da evlerinden sürülen,
öldürülen 1,5 milyona yakın Azeri Türkünün insanlık dramından utanmalıdır.
Aynı Fransa, 1 milyonu aşkın Cezayirlinin katliamından utanç duymuyorsa, İkinci
Dünya Savaşı sonrası sırf işbirlikçi ihbarıyla mahkemesiz infaz edilen
Fransızların utancını duymalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açtım efendim, buyurun.

ZEKİ ERTUGAY (Devamla) – Avrupa’ya, Fransa’ya bir çift de sözümüz var.
Soykırım, yani, jenosit kavramı, bir Türk ürünü değil, bir Avrupa ürünüdür
ve tarihin en büyük soykırımı Avrupa’da yaşanmıştır.

Sayın milletvekilleri, bu kararı, bir defa daha, şahsım ve Türk Milleti
adına şiddetle, lanetle kınıyorum. Gelinen noktanın ise, Türkiye için çok
önemli bir dönemecin başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Bu kararla, artık,
bundan sonra, Fransa’da yaşayan bir Türk, diğer birçok olumsuzluğun yanında,
şayet, tarihi doğru anlatma gafletine düşerse suç işlemiş sayılacaktır.

Sayın milletvekilleri, konunun bir başka boyutu üzerinde de müsaadenizle
durmak istiyorum. Bu Parlamento zemini, maalesef, Türk dışpolitikasındaki
olumsuz gelişmelerin sonuçları üzerinde serzeniş yeri olarak görev yapar
duruma getirilmiştir. Bu Yüce Meclisi, yeni meseleler karşısında, Türk dışpolitikasının
oluşması evresinde aktif olarak devreye sokmak; bu heyet içerisinde yer alan
deneyimli insanların düşüncelerini katkıya dönüştürmek, acaba Sayın
Bakanın en asli görevlerinden biri değil midir? Diplomasi, negatif sonuçlar
üzerine strateji oluşturmak için yapılmaz; sonuç oluşturmak için yapılır.
Bu kararın gündeme geldiği 1998 yılından görüşüleceği tarihe kadar, başta
Sayın Bakan olmak üzere Hariciye yetkililerimiz, ne tür bir aktivite ortaya
koyabilmişlerdir? Bakın, karar öncesi Fransa’yı ziyaret eden Parlamento
heyetine, Fransız yetkililer “bu mesele üç yıldan beri Fransa’nın gündeminde;
şimdiye kadar neredeydiniz” diyebilmişlerdir. Üzülerek ifade ediyorum,
Sayın Dışişleri Bakanının kamuoyundan ve Yüce Meclisten kopuk politikası,
son alınan kararla iflas etmiştir. Bu ve benzeri durumlar için, Yüce
Meclisin aktif olarak devreye sokulması; bunun için bir oturum yapılarak Türkiye’nin
bundan sonra yapacaklarının belirlenmesi, önümüzde bir görev olarak
durmaktadır. Her kafadan çıkan farklı bir sesle genel bir strateji oluşturulamaz.
Acilen, gizli bir oturum yapılarak genel stratejimizin oluşturulmasını öneriyor;
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ertugay.

Sayın milletvekilleri, Fransız Parlamentosu tarafından kabul edilen ve
hepiniz adına ifade ediyorum ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi açısından
kabul edilemez Ermeni soykırımı tasarısı
hakkında gündemdışı konuşan üç sayın milletvekilimizin konuşmalarına
cevap vermek üzere, Dışişleri Bakanımız Sayın İsmail Cem; buyurun
efendim. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Kayseri) – Sayın Başkan, kıymetli
milletvekilleri; öncelikle, söz almış üç değerli mensubumuza, Türkiye Büyük
Millet Meclisi mensubuna teşekkürümü sunmak istiyorum. Hakikaten, meselenin
en önemli, can alıcı noktalarına ve hepimizin ortak hassasiyetine değinmişlerdir.

Ben, kısaca, gelişmeyi, gelişmeleri özetlemek istiyorum; daha sonra, bugünkü
konumumuza değineceğim. Fransız Parlamentosunda öteden beri mevcut olan bu
yanlış, bu hesaplı yaklaşımlar, son iki yılda hızlanarak gelişmiştir ve
biz, bu iki yıl içinde, Türkiye olarak ve son oylama öncesi de dahil olmak
üzere, Türkiyemizin bütün ilgili kurumları, kuruluşlarıyla ciddî bir çalışmayı
gerçekleştirdik; konuşulacak her şey konuşuldu, hem de her düzeyde konuşuldu.
Cumhurbaşkanımız, eylül ayında, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’a bu meseleyi
önemle getirdi ve Fransa’dan bu hataya düşmemesini istedi. Cumhurbaşkanı
Chirac’ın elinden gelen her şeyi yapmasını istedi ve oradaki gördüğümüz
“biz, Cumhurbaşkanlığı olarak, elbette, böyle bir teklifin yasalaşmasına
karşıyız; ama, bu, Meclisin işidir, bizim fazla bir diyeceğimiz, etkimiz
olamaz” gibi bir yaklaşım oldu. Başbakan düzeyinde, sonra Cumhurbaşkanı
düzeyinde tekrar mektup yazıldı. Ben, sayısız diyeceğim, ama, üçünde
uzun uzun, muhatabım Dışişleri Bakanına her şeyi anlattım; benzer bir
cevap aldım. Daha sonra ilgili birçok bakanımız, işadamlarımız mektup
yazdı, işadamlarımız bizzat gitti, Türkiye’de iş yapan Fransızları
harekete geçirdi. Askerimiz kendi muhataplarıyla temas kurdu; Millet
Meclisimiz, Millet Meclisi Başkanımız, milletvekili arkadaşlarımız,
milletvekili heyeti… Yani, söylenecek her şey söylendi ve işin gerçeği
şu: Bunu bir resmî beyan olarak değil; ama, her zaman muhataplarımızdan
dinlediğimiz, Fransa’da bölgesel seçimler, belediye seçimleri yaklaşıyor;
bu Ermeni asıllı Fransız topluluğu çok güçlü, çok iyi örgütlenmiş
vaziyette, birçok büyük belediyede başkanlık onların oyuyla tayin
olunacak; dolayısıyla, biz, bu işi tasvip etmiyoruz, ama, bir şey de yapamıyoruz.

Şimdi, açıkça söyleyeyim; böyle mazeret olmaz. Bu mazeret, kabul
edilebilecek bir mazeret değildir ve hele hele, Fransa gibi 1789 ihtilalinin
ilkelerini yaşattığını söyleyen, kendini böyle bir adaletle, insanlık değerleriyle
özdeş göstermeye çalışan bir millet açısından, kendi milletvekillerinin
mecliste yaptıkları, maalesef, bir utanç belgesi olmuştur; çünkü, bunun
adaletle ilgisi yoktur, tarihle, gerçekle ilgisi yoktur, hukukla ilgisi yoktur.
Yapılan eylem, bu, bir yerde kendi işleri, fazla ayrıntısına girmek
istemiyorum, ama, aldıkları bu karar, doğrudan doğruya, Fransız anayasasının
da ihlalidir. Nitekim birçok hukukçu bunu söylüyor, birçok yazar bunu yazıyor.

Şimdi, biz, şöyle bakıyoruz: Bunları söylediler, meclisin işi dediler,
bizim yetkimiz yok dediler, buna karşıyız dediler… Şimdi, eğer
istiyorlarsa, karşı olduklarını göstersinler. Karşı olmak, Türkiye’nin
de hoşuna gidecek sadece birkaç tane beyanatta bulunmak değildir. Karşı
olmak, eğer samimiyseler, Anayasaya aykırı bu yasayı, Anayasa Mahkemesine götürmektir;
bu da onların işidir. Biz kendi işimize bakacağız; ama, eğer samimiyseler,
bunu yaparlar.

Fransa ve Türkiye çok uzun yüzyıllardan bu yana ilişkide olmuş; hatta,
bu uzun yılların büyük kesitinde iyi ilişkide olmuş iki ülkedir, iki
medeniyettir ve Fransa ile Türkiye’nin tarihinde, hem de yakın tarihinde, çok
güzel örnekler de mevcuttur. Şunu da belirtelim, biz, elbette, Fransız Halkını
hedef olarak almıyoruz ve almayacağız. Böyle bir düşmanlık yaklaşımı içinde
olmak bize yakışmaz ve elbette olmayacağız; ama, herkes şunu bilmelidir ki,
Türkiye’ye kötülük edeni, Türkiye, unutacak değildir. Türkiye, bu kötülüğün
karşılığını da akıl çerçevesinde, sükûnetle, kararlılıkla elbette
verecektir. (DSP sıralarından alkışlar) Üstelik, Fransa tekin memleket değildir.
Bunu Fransızların, Fransız hükümetinin… Çünkü, bizim böyle Fransa’ya
düşmanlık, Fransız Halkı… Böyle bir şey bize yakışmaz ve biz bunu düşünmeyiz
dahi. Bu olayın gelişmesinde rol alan ya da buna mani olmayan Fransız yöneticileri
şunu bilmelidir ki, yaptıkları hareket, Fransa özelliğindeki bir ülkede
fevkalade tehlikelidir; çünkü, Fransa, Ermeni terörizminin çok canlı olduğu
bir memlekettir. Fransa’da, geçmişte, 6 Türk diplomatı Ermeni teröristleri
tarafından şehit edilmiştir. Malum Orly katliamında 8 Türk ve Fransız
vatandaşı öldürülmüştür. Fransa tekin memleket değildir; çünkü, bütün
Avrupa’da, yabancı düşmanlığının, Türk düşmanlığının, Müslüman düşmanlığının
en etkili olduğu ülke, maalesef, Fransa’dır. Bütün Avrupa’da, bu düşmanlık
üzerine bina edilmiş partiler içinde en güçlüsü, Fransa’daki Le Pen’in
partisidir. Fransa’da, böyle şakalar, böyle oyunlar yapmaya gelmez; yarın öbür
gün, bütün Fransa’da bir terör dalgasının yükselmesine, Fransızlar tanık
olur.

Tabiî, Türkiye olarak, Sayın Fransız Büyükelçisini çağırdım ve ilk
gece söyledim, bizim, Fransa’da yaşayan 300 000’den fazla vatandaşımız
mevcuttur. Bu tarz düşmanlık belgeleriyle, bu tarz yanlışlarla, kışkırtıcılık
olarak bunu algılayan sapıklarla, o vatandaşlarımızın hayatı, o vatandaşlarımızın
can güvenliği, mal güvenliği, bir yerde tehlikeye girmektedir ve bunun
sorumlusu, bundan doğabilecek bir hadisenin sorumlusu, doğrudan doğruya, bu
yanlış kararı teşvik eden, alan ve mâni olmayan kimseler olacaktır.

Şimdi, Türkiye olarak biz ne yapacağız; dediğim gibi, bir defa yanlış
yapmayacağız; yani, bir düşmanlık havasına girmek, tepki göstereyim
derken kendi menfaatımıza ziyan vermek; bunları, elbette yapmayacağız.
Fransız halkı, bütün halklar gibi bizim dostumuzdur, bu bilinçle hareket
edeceğiz.
Ancak, şunu da söyleyeyim, Türkiye olarak biz, meşru müdafaa hakkımızı
kullanacağız ve kullanmaktayız. Meşru müdafaa hakkı, yani, Türkiyemizin,
devlet olarak, devlet düzeyinde aldığı ekonomik kararlar; bunları alırken,
elbette, bize, böyle, hemen bir düşmanlık sergileyebilmiş parlamentoların
insafına, Türkiye olarak, elbette, biz, savunmamızın en önemli alımlarını
itimat etmeyeceğiz. Elbette, biz, ekonomik büyümemizin, haberleşme
sistemlerimizin en önemli unsurlarını, bize düşmanlık edebilen ve bu düşmanlığa
mâni olamayanların, yarın, öbür gün ne yapacağını kestiremediklerimizin
insafına ve tercihine bırakmayacağız. Elbette, Türkiye olarak, meşru müdafaa
hakkımızı, kendi ekonomimizi, kendi insanımızı koruma hakkımızı, sonuna
kadar kullanacağız.

Sayın milletvekilleri, biz, haklıyız; bu konuda, bu davada, haklı taraf
biziz; vicdanen haklıyız, tarih bakımından haklıyız ve biz, hiçbir şekilde,
bu haklılığımız görülmedi diye, kimilerinin istediği, beklediği yanlışlara
da düşmeyecek kadar akıllı bir milletiz ve Türkiye’nin hakkını da, Türkiye’nin
hukukunu da, kimselere yedirmeyiz. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

Türkiye’ye düşmanlık politikası gütmekten, Türkiye’ye karşı düşmanlık
hareketlerinin yapılmasına mâni olmamaktan, bugüne kadar, kimse bir şey
kazanmamıştır. Bugüne kadar, Türkiye’ye düşmanlık yapan, bu düşmanlıktan
kazanmamıştır; Türk Halkına yanlış yapan, Türk Halkını rencide eden,
haksızlık yapan, bundan kazanmamıştır. Biz, Fransa’nın, bu yanlışı
yapanları doğru yola getirmesini, bu yanlıştan ders çıkarmasını ve
geleceğe dönük bir siyah lekenin iki ülke arasında genişlememesini
istiyoruz ve şunu da söylüyoruz: Türkiye olarak, biz kendimize güvenmekteyiz,
biz tarihimize güvenmekteyiz, öyle, eski tarih şimdikileri ilzam etmez falan
gibi lafları biz kabul etmiyoruz; biz, bin yıllık tarihimizin en iyi tarafıyla
da, iyi olmayan tarafıyla da sahibiyiz; ama, bu meselede, bizim çekinecek,
utanacak, sıkılacak hiçbir tarafımız yoktur. (DSP, MHP, ANAP ve FP sıralarından
alkışlar)

Saygılar sunuyorum efendim. (DSP, MHP, ANAP ve FP sıralarından alkışlar)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: