İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

TBMM’de 23 Ocak ‘Ermeni soykırımı tasarısı’ görüşmeleri tutanakları

TBMM’nin 23 Ocak 2001 tarihli görüşmesinin www.tbmm.gov.tr
sitesinden yayınlanan tutanaklarından alınmıştır.

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47 nci
Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekili arkadaşıma gündemdışı
söz vereceğim.

Gündemdışı ilk söz, Ermeni soykırımı tasarısı hakkında söz
isteyen Çorum Milletvekili Melek Denli Karaca’ya aittir.

Buyurun Sayın Karaca. (MHP sıralarından alkışlar)

MELEK KARACA (Çorum) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri;
hepinizi saygılarımla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Geçtiğimiz hafta, dost sandığımız Fransa Devleti, önümüzdeki yaz
aylarında gerçekleşecek seçimlerinin basit hesaplarına, hırsına kapılarak,
tarihi deşme ve tarihî belgelerde tam aksi kanıtlanan sözde Ermeni soykırımının
varlığını Parlamentosunda kabul etme gafletinde bulunmuştur. Umarız ki
Fransa, içine düştüğü bu tarihî yanılgıdan en kısa zamanda geri dönme
basiretini gösterir ve göstermelidir de.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir millet, kendi vatanında, kendi
ülkesinde bağımsızlık savaşı verir ve bu amaçla kanını dökerse,
tarafsız düşünenler tarafından her zaman haklı kabul edilir. Ancak,
herhangi bir unsur; rastlantı sonucu azınlık olarak bulunduğu yabancı bir
devletin toprakları üzerinde hak iddia eder, bağımsızlık istemeye yeltenir
ve bu isteğini kendi gücü ve yabancı devletlerin aracılığıyla elde
etmeye kalkışırsa, kendini bilmezliğin ta kendisi olur ve asla kabul göremez.

Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşların, bu sakıncalı yolu tutan soydaşlarını
ve onlarla birlikte hareket etme acizliğini gösteren, dost bildiğimiz ülkeleri
hiçbir zaman onaylamadıkları tarihi bir gerçektir.

Türkiye üzerinde malum amaçları olan ve bu amaçlarını gerçekleştirebilmek
için memleketimizi, vatanımızı bölmek, parçalamak isteyen yabancı güçlerin,
Türkiye’deki Ermeni azınlığını bir araç olarak kullanmak istemeleri de
gerçeğin diğer bir yüzüdür.

Bir önemli gerçek daha vardır ki, Osmanlıda “Millet-i sadıka”
olarak adlandırılan Ermenilerin, Rusya, İngiltere, Fransa ve diğer
emperyalist ülkelerin teşvik ve tahrikiyle hıyanette bulunarak geçmişte 1
milyon 500 bin Müslüman Türkü akıl almaz zulüm ve işkencelerle
katlettikleridir, ki Osmanlı belgelerinde sabittir. Ders kitaplarında, Grek kültür
ve batı hayranlığını aşıladığımız kadar, gerek kültürel ve gerekse
sanatsal faaliyetlerle tarihi gerçeklerin ve sebebi hayatımız olan ecdadımızın
uğradığı haksızlıkların da nesillere intikaline yardımcı olmamız,
boynumuzun borcu olmalıdır. Zira mazisini bilmeyen bir milletin atisini hazırlaması
da mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; parlamentosunda sözde Ermeni soykırımını
kabul eden ve dünyaya insan hakları konusunda ders vermeye kalkışan, hak ve
hukuk ilkelerinin savunucusu Fransa’nın mazisi çağdışı olaylarla doludur.
Avrupa’nın bir numaralı ırkçılık merkezi haline gelen Fransa’nın insan
hakları savunuculuğu göstermelik bir politika oyunundan başka bir şey değildir.

Fransa, daha dün denebilecek kadar yakın bir geçmişte, İkinci Dünya
Savaşı yıllarında Cezayir’de masum Cezayir halkına yapmış olduğu
mezalimi, zulmü unutmuş görünüyor.

Cezayir’de 1 milyon insanın katledildiği 1954 – 1962 yılları arasında
paraşütçü birlikleri tarafından 24 000 kişiye işkence yapıldığı ve 3
024 kişinin de yargısız infazla öldürüldüğü, hayatta olan General
Jacgues Massu ve yardımcısı General Paul Aussarresses tarafından Le Monde
Gazetesine 2000 yılında itiraf edilmiştir.

Yine Fransa, SETİF’te düzenlenen bir gösteride 88 Fransızın öldürülmesinin
ardından, kanlı misilleme hareketinde 50 000 masum Cezayirliyi öldürebilmiştir.
Sömürgecilik tarihine adını kanla yazdıran Fransa, Afrika’daki ilk sömürgesi
olan Cezayir’de halkın direnişini kırmak için “kendi içinde
eritme” yöntemini uygulamaya başlamış, ki, bu yöntem yavaş yavaş sönmeye
ve yok olmaya itilen Cezayir halkını ortadan kaldırma girişiminden başka
bir şey değildir.

Leyla Kavust Cezayir milliyetçisi, 22 yaşında bir genç kızdır. Önce
koltukaltlarına kızgın yumurta denemesine tabi tutulmuş, davasını ve vatanını
satmayınca, meme uçlarına kendi elleriyle koparacak derecede kaşıntı veren
ilaçlar enjekte edilmiştir. Bitmedi, Haşim Serguli, bir başka genç delikanlıdır;
bir ayağı gittikçe ısınan ve kaynayan, diğeri gittikçe soğuyan ve donan
su kazanlarına zincirlenmiştir ve bu işkenceler, yüzlerin, binlerin üzerinde
devam etmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu vahşet örneklerinin sayısı
dahi bilinmemektedir. Netice itibariyle, Fransa, Cezayir meselesinde insanlık
tarihi için kapkara bir leke olarak kalmıştır ve kalacaktır.

Cezayir’i Fransa’ya ebediyen mal etmek isteyen ve sonra idama mahkum edilen
bir General Salan vardır. Cezayir işkenceleri onun damgasını taşır.
“Bize karşı olanlara lütuf, merhamet ve bağışlama olmaz, biz sadece
kendi çıkarımızı düşünürüz” sözü bu meşhur generalin
ifadesidir.

İşkence ülkesi Türkiye diye yırtınanların içyüzleri işte budur sayın
milletvekilleri. İnsan haklarını önplanda tutan ve toplumların yaşantılarını
barış ve mutluluk içerisinde sürdürmesini ilke olarak kabul eden

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MELEK KARACA (Devamla) – 1 dakika verir misiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Açıyorum Sayın Karaca, buyurun efendim.

MELEK KARACA (Devamla) – …uygar milletlerin içerisinde ve hatta en
ilerisinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti, eski tarihlerden beri vatandaşlarını
birbirlerinden hiçbir şekilde ayırmamakta ve ayrıcalık tanımamaktadır.

Bütün propaganda ve iddialara rağmen, Türkiye’de yaşayan 35 bin kadar Türk
uyruklu Ermeni, Türkiye Cumhuriyetinin her türlü imkân ve nimetlerinden
yararlanmaktadırlar. Çeşitli iş ve meslek sahibi Ermeniler, bu durumlarını
her ortamda açıkça ifade etmektedirler. İki unsuru birbirine düşürmek
isteyen maceracılara ve onların kışkırtıcılarına gereken en iyi cevabı,
yalan, iftira ve propagandalara kanmayan ve kandırılmayan Ermeni vatandaşlarımız
vermektedir.

Türk düşmanı olan ve bu kışkırtmalarıyla Türkiye’nin sözde soykırımı
yaptığını iddia eden devletlerin bu gayretleri, iyi bilinmelidir ki, geçmişte
olduğu gibi, bu gün de bir sonuç vermeyecektir. Türklerle Türkiye’deki
Ermeniler, yıllarca devam ettiği gibi, bir arada, saygı ve hoşgörüyle aynı
devle-tin eşit haklara sahip insanları ve savunucuları olarak huzur içinde
yaşamlarını sürdüreceklerdir.

Ayrıca, şunu da tekrar tekrar ifade etmek istiyorum ki, bugün, insan
hakları, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramları savunur görünen ve sözde
soykırımı Parlamentosunda kabul eden Fransa, 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre
sözleşmelerinde yer alan insan haklarıyla ilgili maddeleri hiçe sayarak, işkence
yapmak, insanlıkdışı davranışlarda bulunmak gibi ağır suçlar işlemiş
ve insanlık tarihine kanlı sayfalar eklemiş bir ülkedir.

Sözlerime son verirken, Fransa’nın Cezayir’de uyguladığı soykırımın
bir tasarı şeklinde Yüce Meclise sunulmasını ve misilleme olarak kabulünü
teklif ediyorum. Böyle bir teklifin, mazide yanlış bir dışpolitika
uygulamasıyla Birleşmiş Milletlerde Fransa’ya destek verilmesinin acısını
unutturacağı-nı düşünüyor, tekrar saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karaca.

Sayın Bakan, bugün gündemdışı üç sözü de bu Ermeni Soykırımı
Tasarısıyla ilgili olarak ver-dim. Zannediyorum, iki arkadaşım daha konuştuktan
sonra konuşmayı uygun bulursunuz?

DIŞİŞLERİ BAKANI İSMAİL CEM (Kayseri) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, gündemdışı ikinci söz, yine Ermeni meselesi ve
Fransa’nın Cezayir’de yaptığı soykırım hakkında söz isteyen Adıyaman
Milletvekili Mahmut Göksu’ya aittir. (Alkışlar)

Buyurun Sayın Göksu.

MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Ermeni
meselesi ve Fran-sa’nın Cezayir’de yapmış olduğu soykırımı katliamı hakkında
gündemdışı söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Fransa Ulusal Meclisi, 18 Ocak 2001 günü, 51
milletvekilinin katılı-mıyla ülkemiz aleyhine Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısını
oybirliğiyle kabul ederek kanunlaştırmıştır. Daha önceleri, ABD,
Arjantin, Kanada, Yunanistan, Lübnan, Belçika, Avrupa Parlamentosu, Kıbrıs
Rum Kesimi ve Fransa Temsilciler Meclisi, Senato ve Parlamentosundan değişik
kararlar çıktı; ama, hiçbiri kanun değildi. Ancak, Fransa, kabuk tutmuş
tarihî yaraları, âdeta, kaşıyarak, kanatma yoluna gitmiş ve tasarıyı
kanunlaştırmıştır.

Fransa’nın, yalanla dolu, tarihî tersyüz eden iddialarının aksine, Türk
Milleti, tarihin her döneminde, din, dil ve etnik kökene bakmaksızın, mazlum
ve mağdur milletlerin yanında olmuştur ve daima himayesine almıştır. İşte,
birkaç örnek: 1486 yılında, İspanya’da zulme uğrayan yüzbinlerce
Yahudiyi, Osmanlı, kendi topraklarına yerleştirmiştir. 1849’da, ayaklanan 5
000 Macar ve Polonyalı Osmanlı’ya sığınmış, Sultan Abdülmecit, Rusya ve
Avusturya’nın savaş tehdidine rağmen “tahtımı veririm, başımı
veririm; fakat, devletime sığınanları asla vermem” sözleriyle, mültecileri
iade etmemiştir. 1917’de Bolşevik Devrimi sonrası, ülkelerinden kaçan Beyaz
Rusların ilk durağı İstanbul oldu.

Türk Milleti, tarihten gelen bu âlicenaplığını, cumhuriyet döneminde
de sürdürmüştür. Mesela, 1982’de, Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgali,
1990’da, Körfez Savaşı, 1991’de, Bulgaristan’ın baskısı ve yine
Balkanlarda Sırp zulmü nedeniyle, Türkiye’ye sığınan Bosna-Hersek ve
Kosovalı kardeşlerimiz… Bugün, bütün bu kardeşlerimize, Türkiye kucak açmış,
bunları, sadece Türkiye’ye yerleştirmekle kalmamış, bunların birçoğu
vatandaş olmuş ve burada iş güç sahibi olmuşlardır.

Siyasî amaç uğruna gerçekleri çarpıtan, tarihi yeniden yazmaya kalkan
Fransız politikacılar, öncelikle, Anadolu’da ve Cezayir’de işledikleri
insanlık suçlarının ve katliamların hesabını vermek durumundadırlar.
Ermeni terör örgütü ASALA, Türkleri öldürürken susan Fransa’nın gerçek
yüzü, böylece, bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Tarihî vesikalar, doğuda, Rus işgalinin başlamasıyla birlikte,
Ermenilerin, bu katliama giriştiklerini ortaya koymaktadır. Yine, bu belgeler,
Fransız-Ermeni işbirliğini çok net olarak ortaya koyuyor değerli
milletvekilleri.

İşte bu kadar belge varken, maalesef bunlara karşı yayımlarla karşı
koyamamamız da bizim eksiğimizdir.

Bakınız, bugün, Ermeniler kendi haksız davalarını anlatabilmek için 26
000 küsur eser ortaya koyarken, bizim Türkiye olarak ortaya koyduğumuz yayım
ve broşür adeti ise sadece 35’tir, binde 1’i bile değildir. Dolayısıyla,
burada, üniversitelerimize büyük görev düşmektedir.

Buradan sormak istiyorum. Üniversitelerimiz, niçin kendi haklı davamızı
anlatma noktasında üzerlerine düşen görevi yapmıyorlar? Eğer üniversitelerin
başında olan Kemal Gürüz Bey kılık kıyafet yönetmeliğine göstermiş
olduğu ihtimamın binde 1’ini buna göstermiş olsaydı, bugün, içerisine düştüğümüz
sıkıntıya elbette düşmemiş olacaktık. (FP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Fransa’nın Güneydoğu’da, kendi himayesinde bir
Ermenistan devleti kurmak amacıyla, bölgedeki Ermeni çetelerini ve Fransa’nın
üniformalı Ermeni güçlerini kullanarak savunmasız binlerce insanımızı acımasızca
katletmesi, Fransa tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. Fransa, bu
lekelerden belki de daha koyusunu Suriye, Kuzey Afrika ve özellikle de
Cezayir’de yaptığı işkence katliam ve sömürüyle siciline işlemiştir.
1830 yılında, Fransa Cezayir’i işgal etti, tam yüzelli yıl Cezayir’i sömürdü
ve zalimliğini bütün şiddetiyle gösterdi.

Cezayirli ise 1950’li yıllarda özgürlük mücadelesine başladı.
Cezayirli Müslümanlar, işgalci Fransızları 1 milyon şehit vererek
Cezayir’den kovdular ve bağımsızlıklarını kazandılar.

Ne var ki, kültür emperyalizmini ve sömürü düzenini yerli işbirlikçilerle
sürdüren Fransa, 1990 yılının başında demokratik yollarla iktidara gelen
bir partiyi, iktidardan yine cunta yönetimiyle uzaklaştırarak, bitmeyen
emperyalist arzularını yüzbinlerce Cezayirlinin kanları üzerine devam
ettirmeye çalıştı. Artık, Fransa’nın, son iki asırdır dünyayı kana
bulayarak, eski kolonilerinde ve işgal ettiği topraklarda işlediği insanlık
suçlarıyla yüzleşme zamanıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim, açıyorum mikrofonunuzu.

MAHMUT GÖKSU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, işte Fransa’nın insanlık
adına işlemiş olduğu bu suçları tescil etmek için, bugün, önünüze
-demin arkadaşımız da konuştu, bir tasarıyla gelmek gerekir dedi- ben bir
kanun teklifiyle geliyorum. Kanun teklifim, 1 maddeliktir ve şu şekilde ifade
edilmiştir: “Türkiye, Fransa’nın Cezayir’de yapmış olduğu soykırım
katliamını açıkça kabul eder.” Bu şekilde bir kanun teklifiyle
huzurunuza geliyorum. Bu kanun teklifinin, bütün parti gruplarınca
destekleneceğini ümit ediyorum. Onların, 50 milletvekiliyle çıkardıkları
kanuna, biz, Allah’ın izniyle, 500 milletvekiliyle cevap vereceğiz ve Türk
Milletinin alnının ak olduğunu böylece ispat etmiş olacağız. Bu
teklifimizle, Fransa’nın Cezayir’de yapmış olduğu katliam ve insanlık suçlarını
da tescil etmiş olacağız. Yine, Fransa’yı, uluslararası barış ve nezakete
uymayan davranışlarıyla baş başa bırakmış olacağız. Ayrıca,
Cezayir’in bağımsızlığı sırasında yapmış olduğumuz hatadan da, böylece
dönmüş olacağız.

Değerli arkadaşlar, bundan böyle, bu tür nezaketsizliklere çanak
tutacaklara karşı da “Türk Milleti olarak bizim alnımız ak”
diyebilmemiz için, bütün arkadaşlarımızın bu kanun teklifimize sahip çıkmasını
rica ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Göksu.

Efendim, gündemdışı son söz, yine Ermeni soykırımı tasarısı hakkında
söz isteyen, Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’a aittir. (DYP sıralarından
alkışlar)

Buyurun Sayın Ertugay.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: