İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Köşe yazarlarından seçmeler… 24 Ocak

Fatih Altaylı: Akrep etmez akrabanın ettiğini – Hürriyet

Düne kadar Ermenistan’a sınır kapısı açmamız ve Ermenistan’la insani yardım amaçlı bile olsa ilişkilerimizi geliştirmemiz halinde başta Bakü-Ceyhan petrol boru hattı olmak üzere her türlü Türkiye çıkarını tehdit eden Aliyev, dün, ‘‘Papadan daha fazla Hıristiyan olunmaz’’ diyerek, Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan ile birlikte Paris’e, bugün yarın Ermeni Soykırım Yasası’nı onaylayacak olan Chirac’ı ziyarete gitti.

Yani Türkiye tepki göstersin. Biz Türkiye kadar tepki göstermeyiz, diyor ve Paris’e uçuyor.
Orada Charles Aznavour ile öpüşür koklaşırsa kimse şaşırmasın. Alivey, topraklarının üçte birini işgal eden, 1.5 milyon Azeriyi mülteci konumuna düşüren Ermenistan’ın devlet başkanı ile kol kola Chirac’a gidiyor ve Avrupa Konseyi üyeliğini birlikte alıyorlar, Türkiye Azerbaycan’a destek olmanın faturasını ödüyor.

Bunun uluslararası politikada, dost ve kardeş ülkeler arasında hangi sıfatla tanımlandığını bilmiyorum ama benim tanımımla en azından ‘‘kalleşlik’’ denir. İnsana düşmandan gelen kazık batmaz da, dosttan gelen kazık ağır gelir.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in bu ‘‘hörmatlı gardaşının’’ aslında pek hörmatlı ve pek de gardaş olmadığını görünce ne düşündüğünü bilmiyorum.

Ama Türkiye’nin en üstten en alta kadar dış politikasının büyük bir ‘‘bataklık’’ olduğunu anlıyorum.
Türk Dış Politikası’nın bitik olduğunu bazen ağır bir dille de olsa dile getiren gazetecileri dava etmek Türkiye’ye uluslararası alanda saygınlık kazandıracaksa, bu yazımdan dolayı da beni dava etsinler.
Ama bilsinler ki, bu dış politakadan ötürü torunlarımız onları vicdanlarında çok ağır suçlarla dava, hatta mahkûm edecekler.

Kenan Işık: ‘Fransız şampanyası eşliğinde sürek avı’ – Akşam

Erzurum’da sekiz on kişi Fransız bayrağını yakıyorlar…

İçlerinden biri bir çocuğu yakalıyor ve ona son günlerin en gözde
sloganını söyletmeye çalışıyor.

‘Fransa şaşırma, sabrımızı taşırma…’

Büyük Birlik Partisi’nden bir yönetici bildiri okuyor siyah bir çelengin
önünde. Kötü yazılmış bir bildiri. Okuyanın Türkçesi daha da kötü.
Başbakan’ın Fransız malı bir otomobile binmesini eleştiriyor kıyasıya. Bütün
Fransız mallarına yasak getirmesini talep ediyor TBMM’den. O’na göre Fransız
malları hangileri acaba?

Renault ve Citroen otomobilleri dışında başka neler? Channel, C. Dior,
Yves Saint Laurent gibi ünlü markalar mı? Ünlü Fransız şampanyaları mı?
Fenerbahçe ya da Ataköy marinalarında demirli lüks tekneler mi? Airbus uçakları
mı?

Okullarında Fransızca’yı yasaklayan rektörler sadece Fransızca’yı mı
yasaklıyorlar acaba! Sakın Balzac’ı da yasaklamış olmasınlar! Molier’i,
Alexander Dumas’ı, Racine’i, Sartre’ı, Camus’u!.. Çağ değiştiren Fransız
ihtilalinin önderlerini Danton’u, Robespierre’i, Russo’yu… Yirminci yüzyılı
en doğru yorumlayan Foucault’u, Sarrault’u, Barthes’i. Üniversiteleri birer
bilim yuvası değil de siyasal organmış gibi farz edenlere güvenip de nasıl
göndereceğiz çocuklarımızı bu okullara. Bu kararlar YÖK yasasına aykırı
değil mi? Aykırı ise suç sayılmıyor mu üniversitelerin aldığı dünyanın
gözü önünde halkımızın onurunu zedeleyen bu ipe, sapa gelmez boykot
kararları.

Biz Fransa’yı geçmişte bir zamanlar Ermeniler’e zulüm ettik, onları göçe
zorladık, yollarda telef olmalarına sebep olduk diye meclisinden aleyhimize
karar çıkarttıkları için kınarken onlar Irak’ı bombalamaya devam
ediyorlar bunu televizyonlar göstermiyor, gazeteler yazmıyor… TV’nin göstermediği,
gazetelerin yazmadığını bu profesörler söyleseler bari. Osman Paşa Marşı’nı
söylemek yerine. Enerjilerini bu yönde kullansalar

……..

Ezelden nikahlımız Ermeni milleti bu ihaneti kendine yakıştırıyor ve tıpkı
1915 öncesinde olduğu gibi koynuna girecek yeni hovardalar arıyorsa diyecek söz
yok. Bırakalım bir kere daha baş başa kalsın bu ihanetin utancı ile! Ben
daha önce bir yazımda sözünü ettiğim halama kuma gelen Ermeni gelinin de
kocası olan eniştemin babasının bir Ermeni’ye düşman olacağına inanmıyorum.

Büyük dedemin, büyük amcalarımın, dayılarımın birlikte yiyip, içtikleri,
birlikte üzülüp, sevindikleri Ermeni komşularını topyekun katlettiğine.İnanmıyorum.
Ama Irak’ta bebelerin Körfez Savaşı sırasında Batılılar’ın üzerlerine
yağdırdığı tonlarca bombanın yaydığı radyasyondan kırıldığı bir
gerçek.

Melih Aşık: Ciddi olalım – Milliyet

Fransız Meclisi’nin Ermeni tasarısını onaylayacağı haftalar öncesinden
belliydi. Kılımızı kapırdatmadık. Aklımız tasarının onaylandığını
görünce başımıza geldi. Bu defa tuhaf ve ilkel tepkiler göstermeye başladık.
Neyse ki ortalığa yavaş yavaş sağduyu egemen oluyor.

Bu uzun yolculukta sabırlı davranmamız gerektiğini Amerikalı Profesör
Justin McCarthy şu sözlerle anlatıyor:

– Ermeniler Batı’yı kendi tezleri doğrultusunda "eğitmek" için
80 yıldır uğraşıyor. Siz de Batı toplumlarını eğitmelisiniz. Bunun için
20 – 30 yıllık bir çaba gerekecek. Ama mecbursunuz.

Mine G.Kırıkkanat : Bir Fransız – Radikal

Bir Fransız yurttaşından mektup aldım. Aynen yayımlıyorum:

"Bir soykırım yapıldı, evet… Ama Fransa parlamentosunda. Fransız
parlamenterleri, vatanlarının Türkiye’ye yansıyan kültürünü kırdılar,
ekonomik etkinliğini öldürdüler. Birinci François ve Kanuni Sultan Süleyman’dan
bu yana süren beş yüzyıllık bir dostluğa kıydılar. Fransa ile Türkiye’nin
ikili ilişkileri, elbette zaman zaman gölgelenmişti. Özellikle, bir Fransız
Cumhurbaşkanı’nın eşi Türkiye’nin içişlerine karıştığında. Ama biz
Fransız yurttaşları, bu gölgenin çabuk silineceğine, iki dost ülkenin
nezaket ve saygı kuralları içinde yine bir araya geleceğine inanmıştık.
Olmadı! Olmaması için bir avuç milletvekili ve senatörün, küçük kişisel
seçim hesaplarıyla iki ülkenin, iki kültürün, birbirlerine kazandıracağı
zenginliği reddetmesi gerekti.

Soruyorum: Fransız parlamenterleri, HANGİ HAKLA yüz yıl önce olup biten
olaylar, yabancı ve her şeyden önemlisi bağımsız bir ülke hakkında
yasama yaparlar? Aynı yasama, Türkiye’den başka bir ülke için gündeme
gelse, aynı Fransız parlamenterleri, girişimi ‘içişlerine müdahale’ olarak
adlandırmazlar mı? Kuşkusuz bu parlamenterler Türkiye konusunda, birtakım
baskı gruplarının seçimsel, yani ‘sihirli’ nüfuzuna boyun eğiyorlar. Şimdi
bu durum karşısında Türk dostlarımız, Fransa’ya nazik ama kesin bir kararlılıkla:
Saint Barthelemy soykırımını, Fransız Devrimi ordularının yarım milyona
yakın insanı öldürdüğü Vendee soykırımını, yalnızca kırk yıl öncesinin
Cezayir soykırımını anımsatır ve Fransa’nın yaptığı üç soykırımı
yasalaştırırsa, haksız sayılırlar mı?

Ama kuşkusuz, Türk parlamenterlerinin bir başka ülkenin tarihini yargılamaktan
daha önemli işleri vardır, yapacak. Onlar Fransız değil.

Gururlu kalmayı bilen büyük Türk halkı, tek egemeni olduğu ülkesinde,
biz Fransızları uluslararası ticari yarıştan silerek, ne büyük bir
siyasal hata yaptığımızı göstermek kudretine sahiptir. Halen ve Fransız
parlamentosunun bu yanlış yasaması yüzünden, şirketlerimiz milyarlarca
franklık zarara uğramakta ve bizim uğradığımız bu zarar; tarihi yargılamamak
zekâsını gösteren, özellikle de kendilerini ilgilendirmeyen tarihlere karışmayan
diğer uluslararası güçlerin kazanç hanesine yazılmaktadır.

GÖNÜL SARAY(DSP Amasya Milletekili): Diaspora Fransa – Internet
HABER

Dünya ülkelerine dağılmış vaziyette yaşayan
yaklaşık 6 Milyon Ermeni vardır. Diaspora ise bu dağınık vaziyetteki
Ermenilerce dile getirilmektedir. Komşumuz Ermenistan’da yaşayan 3 Milyon
Ermeni ise açlık sınırında yaşamakta olup, büyük bir çoğunluğu Türkiye
ile iyi ilişkilerde olmaktan yanadır. Son yıllarda her türlü yolu
zorlayarak, İstanbul’daki huzurlu düzenlerini özlemle takip ettikleri
Ermeni Vatandaşları gibi yaşamak için, Ermenistandan fazlaca kaçak insan akını
olduğu kayıtlarımızdadır.

Bu durumda dış politikalarımızı tekrar gözden geçirerek, komşumuz
Ermenistan’la zaten İran ve Gürcistan üzerinden, dolaylı olarak süregelmekte
olan ticari ilişkilerimizi artırmamız gerektiğini düşünüyorum. Karnı
doyan, Türkiye’ye bağımlı bir ülke, Batı’ya gerekli cevabı bizzat
kendisi verecektir. Ekonomik ilişkilerin, iyi siyasi ilişkileri zorladığı
bugün tüm dünyaca bilinmekte ve uygulanmaktadır.

Son olarak, kanı önderlerine büyük görevler düştüğüne inanıyorum.
Siyaset üstü görülebilecek; Diyanet İşleri Başkanımız, Ermeni patriği,
Türkiye ve Ermenistan parlamentosundan ikişer kadın milletvekili, her iki ülkeden
ikişer tanınmış iş adamı, her iki ülkenin saygın ikişer bilim adamından
oluşabilecek bir ön grup, şu veya bu nedenle, şimdiye kadar politikacıların
yapmaya cesaret edemedikleri, dünyaya karşı, ortak komşuluk hareketini başlatabilirler.

Modern, çağdaş, genç ve cesur Cumhuriyetimize, geçmişle
uğraşmak yerine geleceği şekillendirmek sanatı yakışır diye düşünüyorum

İzzet Sedes: ‘Gavura kızıp oruç bozmak’ – Akşam

Atalarımızın kullandığı bu deyim ‘Her kızdığınız, sinirlendiğiniz
zaman, sonucu düşünmeden öfke ile davranır da bir hareket yapar ya da bir
karar alırsanız zararlı çıkarsınız’ anlamına gelir. Şimdi bu ara
Fransa’ya kızgınız, bir silah satın alınması ihalesini iptal ettik. Tıpkı
bir süre Öcalan yüzünden İtalya’ya kızgın olduğumuz gibi. Ama artık
burada duralım. Fransa’ya kızgınlığımızı, dargınlığımızı bu şekilde
anlattık yeter. Daha ileri gitmesek iyi olacak. Bunun korkmak ya da çekinmekle
ilgisi yok, akıllı ve uslu, uzun süreli düşünerek davranmakla ilgisi var.

Yoksa akıl almaz şekilde, protestolarımızı sürdürür, komik gösteriler
yaparsak, dünyada gülünç duruma düşeriz. Biraz öyle oluyor.

19 ya da 20’nci yüzyılın başlarında değiliz. 21’inci yüzyıla girdik.
Artık alaturkalıklarımızı bırakmalıyız. Örneğin Ankara’da Başkent Üniversitesi’ne
bağlı okullarda Fransızca derslerin iptal edilmesi gibi. Bundan kim zararlı
çıkar? Fransa’ya vız geliyor, zarar görecek olan gençlerimiz ve dolayısiyle
biziz.

Neden mi? Çünkü bugün dünyada en çok geçerli iki dil, İngilizce ve
Fransızcadır. İspanyolca, Latin Amerika yüzünden dünyada en çok konuşulan
dildir, ama bilim dili olarak önce bu iki dil gelir. Bunlardan birisini
bilmeden, yeryüzünde bilimsel alanlardaki gelişmeleri izleyemezsiniz. Ne
derseniz deyin dünyada geçerli kural bu.

Şakir Süter : Kahrolup utanmak – Akşam

Ermeniler, 85 yıldır sürdürdükleri mücadeleden sonuç almaya başlarken
biz, ‘konuyu tarihe bırakalım’ demenin ötesinde elle tutulur hiçbir şey
yapmıyor, yapamıyoruz.

Ermeni tezini savunan, yabancı dilde basılmış 26 bin yayın dünyaya
okutulurken, Türk tezini savunan sadece 35 yayın var! Ve bu durum, sorumlu
mevkideki kişileri rahatsız etmiyor!

Amerika’da Ermeni tasarısı direkten dönmüş. Ama biz, son derece haklı
olduğumuz bir konuda bile, bizi istiskal eden Clinton’a binlerce teşekkür gönderip
tekrar uykuya yatıyoruz.

Fransa’da işin ucu aylar öncesinden görülmüş; kimsenin kılı bile kımıldamıyor.
Yumurta kapıya geldiğinde, içlerinde sadece birinin Fransızca bildiği beş
kişilik bir parlamento heyetini ‘sözde kulise’ gönderiyoruz Paris’e! 300 bine
yakın insanımızın yaşadığı Fransa’da, parlamentosunun kapısına 100 kişiyi
bile toparlayamıyoruz!

Fransız parlamentosunda bir tek Fransız çıkıp da Türk tezini
savunmuyor!

Ve hiç kimse, Fransa’daki Türk Büyükelçisi Sönmez Köksal’a sormuyor: –
Arkadaş, senin Fransa’da hiç mi Fransız parlamenter dostun yok! Küçük adıyla
hitap edebildiğin, Türk tezini savunacak bir tek siyasetçi yok
mu?!  

Bizi yönettiklerini zannedenler, yukarıda satırbaşı açtığımız
konulardan ötürü yüreklerinde bir sızı duymuyor da… Sadece ‘biz büyük
bir devletiz’ demekle yetiniyorlarsa, geçin efendim. Hala görmüyor musunuz
giderek ufaldığımızı, ufalandığımızı?

Ve bu, utanılması gereken çok büyük bir ayıp değil mi?..

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: