İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Köşe yazarlarından seçmeler…

Şelale Kadak: Ermeniler Ağrı için yanıp tutuşuyor – Sabah

Kaan Soyak, aylar önce, Ermeni soykırımı yasa tasarısının Avrupa’daki
parlamentolardan sırayla geçeceğine işaret ederek, harekete geçilmesini,
soykırım konusunun artık çözülmesini istedi durdu. Amerika, Türkiye ve
Ermenistan arasında mekik dokudu. Ancak çabalarına destek bulamadığından
bir adım öteye gidemedi. Dediği gibi de, yasa tasarısı Fransa’da yasalaştı.
Diğer ülkelerin sırada olduğunu söylemek için de alim olmaya gerek yok sanırız.

Amerika’da yaşayan Kaan Soyak, 15 gün kadar önce Ermeniler’in dini lideri
Garagin II’yi ziyaret ettiğinden bahsetmişti. Garagin II, Ermeniler’in Ağrı
Dağı’na özel bir önem verdiklerini belirtmiş ve “Kime ait olduğu önemli
değil. Dağı ziyaret edememek bize acı veriyor” demiş.

Soyak, Amerika’da yaşayan binlerce Ermeni’ye, Anadolu’ya gelme fırsatı
yaratacak olan inanç turizminin gerçekleşmesi için büyük gayret sarfetmişti.
New York’taki Ermeni kilisesinin dini lideri bu projeye onay vermiş ve
kilisenin yaptığı ihale sonunda iki Türk şirketinin bu organizasyonu yapmasına
karar verilmişti. Kaan Soyak’ın tahminine göre, bu projeyle Türkiye’ye
1000’in üzerinde Ermeni gelecekti ve herşey yolunda giderse de her yıl Türkiye’nin
40 bin Ermeni’yi ağırlamaması için hiçbir sebeb yoktu. Soyak, bu
Ermeniler’in seyahat hakkındaki görüşlerinin önemli olduğunu ve büyük
otel zincirlerinin bu görüşler doğrultusunda Anadolu’da örneğin Elazığ’da,
Diyarbakır’da yatırımlara girişmesinin hayal olmadığını söylüyordu.

Oktay Ekşi: Sicillerine baksınlar – Hürriyet

Şu anda tepkimizi göstermeliyiz. Ama bunların kalıcı hale gelmesi için
Fransız hükümetinin Ermeni Soykırımı yasasını Anayasa Konseyi’ne götürüp
iptalini isteyip istemeyeceğini, yani bununla ilgili 15 günlük sürenin
dolmasını beklemeliyiz.

Ama en önemlisi, çok yaygın şekilde dile getirilen bir talebi yerine
getirmek ve aynen Fransızların yaptığı gibi ‘‘Türkiye Cumhuriyeti,
1954-62 arasında Cezayir’de yapılan katliamı tanır’’ diyen bir yasa çıkarmak.
Ve bunu sadece Fransa için yapmakla kalmamak.

Örneğin İspanya mı bir karar aldı?

Hemen ardından ‘‘Türkiye İspanya’nın 1896-97’de Küba’da yaptığı
ve 200 bin kişinin ölümüne yol açan katliamı tanır’’ demek.

İngiltere mi ses çıkardı? Derhal:

‘‘Türkiye Cumhuriyeti İngiltere’nin 1900’de (Boer Savaşı’nda) yaptığı
katliamı tanır’’ diyen bir yasa çıkarmak.

O da yetmedi mi?

Ardından, ‘‘İngiltere’nin Nisan 1919’da Amritsar’da (Hindistan’ın
Pencap Eyaleti’nde) yaptığı katliamı tanıyoruz’’ şeklinde bir yasa çıkartmak
doğru olur. Onunla kalmak da gerekli değil.

Daha çok var:

Avustralyalılar’ın Aborijinler’e, Amerikalılar’ın Kızılderililer’e,
Endonezya’nın Doğu Timorlular’a (12 Kasım 1991); Almanlar’ın (dikkat edin
Naziler’in demiyoruz) Yahudiler’e, Japonlar’ın 1937-38’de Çinliler’e (Nanjin
Katliamı), Ruslar’ın Eylül 1939’da Polonyalılar’a (Katin Katliamı) yaptıklarını
aynı şekilde gündeme getirirsek, kendilerini aynada görürler.

Bekir Coşkun: Sütçü imam… – Hürriyet

Sütçü İmam ne yapacak?..

Ekonomisini IMF’ye teslim etmiş, gözü Dünya Bankası’ndan gelecek
dolarlarda, yabancı sermaye biraz olsun kaçtığı gün borsası-banka sistemi
çöken bir ülke…

Neyin Sütçü İmam’ı?..

Nitekim önce, bir Fransız arabasına binmekte olan Başbakan, arkasından
tuzu kuru kesimler ‘‘Kendi ekonomimize zarar vermeden tepki göstermeliyiz…’’
demeye başladılar bile…

O zaman tek tepki seçeneği kalıyor:

Fransızları taksiye bindirip, ters yöne götürüp bırakmak…

Demokratik solu yabancı sermayeden yana… Milliyetçisi IMF’nin kucağında…

Yazlıkları, yatları, paraları Fransa’da olan bir sermaye sınıfı…

Bu tepkiler iyi uygulanırsa; Başbakan’ın bindiği arabadan, diplomasi
dilimizin yarısına kadar elden gidiyor…

Kendini bulamamış, dışa bağımlı, ekonomisi perişan, demokrasisi
sakat, kişiliksiz dış politikaları, soyguna dayalı iç politikaları ile
nasıl tepki göstereceksiniz?..

Sütçü imam ne yapacak?..

Nasıl?..

Ahmet Taşgetiren: Avrupa Türkiye’yi dövmek mi istiyor? – Yeni Şafak

Soru şu:

-Acaba Avrupa ülkeleri, geçen yüzyılın başında Türklerin
gerçekten 1.5 milyon Ermeni’yi kestiğine, yani sistemli bir soykırım
uygulandığına inanıyor mu? Yoksa Ermeni soykırımı iddiasını Türkiye’yi
bir biçimde dövme amacının malzemesi olarak mı kullanıyor?

Bu soru şu bakımdan önemli:

Eğer Avrupa, hakikaten bazı yanlış bilgilere dayanarak soykırım
kanaatine varmışsa, ortaya yeni belgeler koyar ve bu kanaati değiştirmeye çalışırsınız.
Ama soykırım iddiası, Avrupa’nın sizi dövme amacının bir uzantısı ise,
ortaya koyacağınız tüm belgelerin anlamsız kalacağını bilmelisiniz.

Bir kere, Türkiye’nin sorunlu alanlarda kendi tezleri
istikametinde kamuoyu oluşturma çalışmalarının yetersiz olduğunu kabul
etmek gerekiyor. Gene bu alanda Ermeni, Rum lobilerinin etkinlikleri de bilinen
bir gerçek.

Ama, acaba Avrupa ülkelerinin Türkiye politikaları, sırf Türkiye’nin
PR eksikliği ya da Rum-Ermeni lobilerinin propaganda etkinliği ile mi
belirlenmektedir?

Öyle olmadığı, olmaması gerektiği açıktır. Kaldı ki
olay, sadece kamuoyu planında kalmamakta, parlamentolardan başlayıp devlet
icraatına kadar yansıyan bir seyir takip etmektedir.

Ayrıca, Avrupa ülkelerinin devlet hafızaları, Ermenilerle
ilgili gerçekleri bilmeyecek kadar sığ olmamalıdır. Emin olmak gerekir ki,
Osmanlı belgelerinden de haberleri vardır, kendi arşivlerinde de yeterli
bilgiyi bulurlar.

Bu durumda eğer Avrupa, sizin, “aslında sistemli bir
Ermeni soykırımından söz edilemeyeceği, karşılıklı vuruşmalar olduğu,
zorunlu tehcir sırasında mani olunamayan ölümler gerçekleştiği, olaylarda
Ermenilerin işgal güçleriyle işbirliği yapmalarının da etkisi bulunduğu,
bunun bağımsız bilim adamları tarafından da kabul edildiği” gibi karşı
tezlerinizi biliyor ve buna rağmen “Ermeni soykırımı”ndan söz
ediyorsa, bütün çabanız sonuçsuz kalmaya mahkûm demektir.

İnanmak istemeyeni inandırmanın imkânsızlığı açıktır.
Ermeni meselesinde Avrupa ile ilişkilerde böyle bir imkânsızlık söz konusu
gibi görünmektedir.

Yılmaz Öztuna: Biz ne yaptık? – Türkiye

Konunun karşı tarafı böyle. Ancak bizim tarafımızı da gözden
kaçırmamak gerekiyor. ASALA sorunu bitti. PKK belâsını çok uzattık.
Ermeni’yi ihmal ettik. Değerli Türk vatandaşları olan İstanbul
Ermenileri’ni harekete geçiremedik. 1915 olayını dünyaya anlatamadık. 1915
olayının ne olduğunu bugün de Türkiye’de çok az kişi biliyor, Batı’da çok
daha az kişi… Batı’dakiler Ermeniler’den öğrenerek soykırıma inanmışlardır.
Türkiye, tanıtma alanında da çağın çok gerilerindedir.

Zaten meselenin temelinde, bütün dertlerimizin temelinde çağın
gerisinde kalmamız yatıyor. Atatürk’ün şüphesiz en ciddi ve en millî
hedef olarak gösterdiği muâsır medeniyet seviyesini bugün kullandığımız
fakir dile çağdaş uygarlık düzeyi diye tercüme ederek, sadece nutuklarımıza
malzeme yaptık.

Sebahattin Önkibar: Stratejisizlik – Türkiye

Ermeni diasporası geride bıraktığımız yıl içinde de
ataktaydı.Önce İtalya ve ardından Vatikan bu çirkin iddiayı kabul etti.Kısa
bir süre sonrasında ise Avrupa Parlamentosu benzer bir teklifi oyladı ve vize
verdi. Hemen sonrasında sırayı ABD aldı. Bu ülkede alt komisyonda
benimsenen teklif, devletin devreye girmesi ile son anda şimdilik önlendi. Son
olarak da Fransa’daki çirkinlik gözlendi.

Ferai Tınç’ın da belirttiği gibi Fransa’daki gelişme akşamdan sabaha
olmuş bir şey değil. Ermeni diasporasının 16 yıla dayanan gayretleri
ortada. Hal bu iken yukarıda belirttiğimiz gibi Türkiye maalesef sorunun
tamamen rafa kaldırılması noktasında stratejik hiçbir açılıma girmedi.
Kuşkusuz bu ihmal ya da ufuksuzluğun öncelikli sorumlusu devlet ve onu taşıyan
hükümetlerdir.
Türkiye’nin en iyi kurumlarından biri olması ile övündüğümüz dışişlerimiz
yeterli olamamıştır. Belki dışişleri gerekli planları hazırladı da
siyasi irade ona izin vermedi. Ermeni konusu, hükümetlerden ziyade MGK’nın
konusu. Dolayısı ile gelinen noktada kusurun öncelikli adresi 85’ten bugüne
var olan MGK’lardır. Devletimiz sonucu tazminat ve toprak talebi olacağı
kesin olan bu rezil teşebbüse baştan tedbir alabilir ya da belli bir
stratejiyi uygulamaya koyabilirdi. Yapılmadı, yapılamadı. Öyle olunca da
bugünlere gelindi.

Tabii eksik olan sadece devlet de değil. Maalesef ülkemizde Batı’dakine
benzer politika üreten Think-Thank kurumları yok. Sermaye çevreleri de bu tür
girişimlere soğuk ve finans desteği vermiyor.

Emin Pazarcı: Haçlı Seferleri – Akşam

Şimdi, Fransızlar’a göstereceğimiz tepkileri tartışıyoruz…
Bazı çevreler de hep aynı sözleri tekrarlıyor:

– Dozajı kaçırmayalım.

Olacak iş değil! Bir tepki ya vardır, ya yoktur. Eğer gerçekten
tepki göstereceksek, önce Fransız Büyükelçiliği’nin bulunduğu ‘Paris
Caddesi’nin adını değiştirelim. 1954’de bunlara karşı ‘Hürriyet
Hareketini’ başlatan Cezayirli Bin Bella’nın adını koyalım. Hem, bu vesile
ile Cezayir’den de özür dilemiş oluruz!

Sonra…

De Gaulle Caddesi’nin tabelasını indirelim. Hükümetimizi,
ordumuzu, iş adamımızı, esnafımızı ve vatandaşımızı ortak bir
politikada birleştirelim. Siyaset ve ekonomimizi ona göre ayarlayalım.
Yapılabilecek her şeyi yapalım. Gösterilebilecek bütün tepkileri gösterelim.
Hatta, adı Fransızca olan iş yeri tabelalarını bile indirelim. Bütün
bunları yapabileceksek konuşalım.

Aksi halde susalım. Sadece gürleyip, yağmayacaksak, adamları
güldürmeyelim. Onurumuzu bir kere daha çiğnetmeyelim!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: