İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tuzla Çocuk Kampına Bir Milyon Dolarlık Jest

Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nın bulunduğu araziyi 1 milyon dolara satın alan müteahhit Mustafa Köseoğlu kampın Hürriyet-İstanbul’da çıkan hazin öyküsünü okuyunca gerçek sahiplerine iade etmeye karar verdi.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından el koyulan Tuzla Ermeni Çocuk Kampı, olağanüstü bir insani tutumla yeniden gündeme geldi. Kampın yeni sahibi Mustafa Köseoğlu araziyi cemaate geri vermek istediğini açıkladı. Araziyi geçtiğimiz yıl satın aldığını belirten Mustafa Köseoğlu, ‘‘Ahı alınmış bir yerden çocuklarıma ve torunlarımın kursağına bir lokmanın girmesini istemem’’ dedi. Araziyi satın aldığında buranın yetim ve yoksul çocukların elinden alındığını bilmediğini bildiren Mustafa Bey, Hürriyet-İstanbul’dan kampın mazisini öğrendiğinde iade etme kararı aldığını ifade etti. Mustafa Köseoğlu, yaklaşık 1 milyon dolara satın aldığı arazi için bu bedeli bile istemediğini, Vakfın ellerindeki parayı peyderpey kendisine ödeyebileceğini belirtiyor.

Bu haberin yayımlandığı gün Mustafa Köseoğlu adlı bir okurumuz bizi arayarak Ermeni Vakfı yetkilileriyle görüşmek istediğini söyledi. Mustafa Bey, kamp arazisinin kendisine ait olduğunu ve burada villalar kurmak üzere çalışmalar başlattıklarını belirterek, ‘‘Fakat ben bu arazinin mazisinden haberdar değildim. Hürriyet-İstanbul’da yetimhaneyle ilgili yazıyı okuduğumda sarsıldım. Ahı alınmış bir yerden kazanç temin etmek bizim kitabımızda yazmaz. Ben bu araziyi gerçek sahiplerine iade etmek istiyorum’’ dedi.

Mustafa Bey, ‘‘Ben bu araziden kazanılacak parayla çocuklarımın ve torunlarımın kursağından bir lokma bile geçmesini istemiyorum’’ deyince biz de Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı Başkanı Kirikor Ağabaloğlu’nu arayarak durumu anlattık. Mustafa Köseoğlu’nun Fatih Kıztaşı’ndaki ofisinde tarafları biraraya getirdik. Malatya Arapgirli olan Kirikor Bey’le Bayburtlu Mustafa Köseoğlu kısa zamanda kırk yıllık dost gibi kaynaştı. Çaylar kahveler içildi, sohbet saatlerce sürdü.

Köseoğlu, araziyi 22 Şubat 2000’de satın alıyor. Tapuda arazinin bedeli kuruşuna kadar yazılmış. ‘‘Aldığımız bedel neyse onu gösterdik, devlete olan vergimizi kuruşuna kadar ödemek için bunu yaptık’’ diyen Köseoğlu, eğer bir formül bulunursa araziyi aldığı fiyatın altında bir bedelle geri vermek istediğini belirterek şunları söyledi:

Ermeni Vakfı Başkanı Kirikor Ağabaloğlu, bu araziyi geri almaları için yasanın değişmesi gerektiğini belirterek şunların altını çizdi:

‘‘Ermeni hayırseverler dişinden tırnağından arttırarak bu araziyi satın aldı. Şimdi bir kampanya başlatsak bu parayı yine toplarız ama devlete güvenemiyoruz. Tekrar elimizden geri alır diye korkuyoruz. Özal döneminde, bu yasanın değiştirilmesi için çalışmalar başlatıldı. Yasa değişikliği Adalet Komisyonu’na kadar geldi ve orada kaldı. Bakın bu kampta kalan yüzlerce çocuk büyüdü, doktor, mimar, işadamı ve sanatkar oldu. Hepsi askere gitti ve vergilerini muntazam olarak ödedi. Ama elleriyle ektikleri ve gölgesinde serinleyerek büyüdükleri ağaçlar bile ellerinden alındı. Tek suçları Ermeni olmaktı. Kurduğumuz vakıflara, diktiğimiz çiçeklere diğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi sonsuza kadar sahip olabilmek için bu yasanın değişmesini istiyoruz.’’

Kirikor Bey’le Mustafa Bey bir formül bulmak için uzun uzun konuştu. Önümüzdeki günlerde tekrar biraraya gelecekler ve devletin attığı bu kördüğümü çözmek için elbirliği, gönülbirliği yapacaklar.

Yasa eşitlik ilkesine aykırı

Devlet, 1936’da irticai vakıfların etkinliğini kırmak için bir çalışma başlattı ve tüm vakıfları ellerindeki mallarının envanterini beyan etmelerini istedi. ‘‘1936 Beyannameleri’’ adı verilen bu envanter bildiriminden sonra tüm vakıflar 1936’dan sonra da satın alma ve bağış yoluyla mal edinmeye devam etti. 1974 yılında Yargıtay sadece azınlık vakıflarının mülk edinmelerinin ‘‘yasadışı’’ olduğuna karar verdi. Bu kararın ilginç noktalarından biri azınlıklara ‘‘yabancılar’’ denilmesiydi.

Azınlık mensuplarının ellerindeki 1936 sonrasında edindikleri mallar teker teker alınarak eski sahiplerine iade edildi. Örneğin yaşlı bir Ermeni ya da Rum’un vasiyeti üzerine vakıfa bağışlanmış olan malları bile geri verildi, eğer bu hayırsever vatandaşın varisleri yoksa bağışladığı mülkler Vakıflar’ın uhdesine geçti.

Kampın öyküsü

Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’yla ilgili son gelişme 10 Ocak 2001’de Hürriyet İstanbul’da yayımlanan bir haber sonrasında ortaya çıktı. Sözkonusu haber kısaca şöyleydi: Gedikpaşa Ermeni Kilisesi Vakfı, 1950’lerde Anadolu’dan gelen kimsesiz çocuklar için bir yetimhane kuruyor. Gedikpaşa’daki kilisenin altında açılan bu yetimhanede kalan çocukların hiç olmazsa sıcak yaz aylarında doğayla içli dışlı olmaları için bir çocuk kampı kurma fikri ortaya çıkıyor. Ermeni cemaatindeki hayırseverler aralarında para toplayarak 1962’de Tuzla’da Sait Durmaz’a ait bir araziyi satın alıyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğü ve İstanbul Valiliği’nden alınan resmi izinle çocuk kampı kuruluyor. 9 bin 642 metrekarelik bu arazide minik yetimlerin de emekleriyle kamp binaları inşa ediliyor. 21 yıl boyunca bin 500 çocuğun barındığı bu kamp yetim ve yoksul minikler için bir cennet haline geliyor. Fakat bu rüya Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 1979’da açtığı bir davayla son buluyor. Vakıflar, ‘‘1936 Beyannameleri’’ne dayanılarak, azınlık vakıflarının yeni mal edinemeyecekleri gerekçesiyle açtığı davayı dört yıl sonra kazanıyor. Dava sonucunda arazi Ermeni Yetimhanesi’nden alınarak eski sahibi Sait Durmaz’a bedelsiz olarak geri veriliyor. Bu ibret verici dava sonunda binlerce Ermeni hayırseverin desteğiyle topalanan paralarla alınan arazi üstüne çocukların emekleriyle kurulan kamp beş kuruş bedel ödenmeden cemaatin elinden alınıyor.

Hayırsever müteahhit

Mustafa Köseoğlu’nun çok ilginç bir hayat hikayesi var. Aslen Bayburtlu olan Köseoğlu 1953’te İstanbul’a gelip inşaatlerde usta olarak çalışmaya başlıyor. Önceleri sezonluk olarak geldiği İstanbul’a bir müddet sonra yerleşerek işlerini geliştiriyor. Toplu konutlar, villalar, iş yerleri, oteller inşa ediyor. Bir müddet sonra kendisi de inşaatçiliğin yanısıra turizm ve otelcilik işine girişiyor. Geçtiğimiz yıllarda Beykoz’da bir huzur evi inşa eden Mustafa Bey, talep üzerine huzurevini Acıbadem Hastanesi’ne satıyor. Acıbadem Hastanesi, huzurevine karşılık olarak Mustafa Köseoğlu’na Tuzla’da bir arazi veriyor. Sözkonusu arazi de Sait Durmaz’ın Acıbadem Hastanesi’ne sattığı Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’nın eski yeri.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: