İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Cemaat Vakiflari

Osmanli Dönemi

Osmanli Imparatorlugu döneminde, 1870 yilina kadar, tüzel kisilik (hükmi sahis) kavrami yoktu. Ilk olarak 1870 (18 Ramazan 1286) tarihli Ticaret Kanunu ile sirketlere tüzel kisilik hakki tanindi. Daha sonra 1909 (8 Agustos 1325) tarihli Cemiyetler Kanunu ile, ticari olmayan kuruluslara yani dernek ve vakiflara da tuzel kisilik hakki verildi. Ancak bu dönemde bu sirket ve ticari olmayan kuruluslara bu hak taninmissa da, bu tüzel kisilere gayrimenkul (tasinmaz) edinme hakki taninmamisti. 1912 (16 Subat 1328) tarihli, “Eshasi Hükmiyenin Gayri Menkuleye Tasarrufuna Mahsus Kanun” ile hükümet ve belediye dairelerine, özel kanunu geregince kurulan cemiyetler ve hüküüetçe onaylanmis sözlesme, sartname ve nizamnamelere göre kurulan Osmanli Ticaret, sanat ve insaat sirketlerine gayrimenkul edinme hakki taninmistir. Kisaca açiklarsak, 1912 tarihine kadar, gerek Musluman ve gerekse Azinlik vakiflari bina, arsa ve benzeri tasinmaz edinemiyordu. Bu nedenle de cemaat vakiflarina verilen bina, arsa ve benzer tasinmazlar ya Surp Krikor, Surp Garabet gibi mevhum kisiler adina ya da bugün de oldugu gibi güvenilir kisiler, mütevelliler adina tescil ediliyor, ancak vakiflar tarafindan tasarruf ediliyordu. 1912 (16 Subat 1328) tarihli bu kanunla vakiflara ve hayir kurumlarina ait olup, mevhum ya da gerçek kisiler adina kayitli bulunan gayrimenkullerin, alti ay icinde düzenlenerek tapu idarelerine (Defter-i Hakani) verilecek defterlere göre, ilgili vakiflar adina tescil edilecegi belirtilmistir. Bu alti aylik süre daha sonra iki yil uzatilmisti.

1921 (1337) yilinda, Devlet Surasi tarafindan alinan bir kararla, sadece vakiflarca düzenlenen defterlerde yer alan tasinmazlarin degil, bu defterlerde yer almadigi halde, adlarina tasinmaz kayitli olan ve bu tasinmazlarin vakiflara ait oldugunu bildiren gerçek kisilerin ya da kisi hayatta degilse mirasçilarinin beyani ile de söz konusu tasinmazlarin vakiflar adina tescil edilmesi gerektigi belirtilmisti. Ayni kanun bu süre içinde bildirilmedigi takdirde tasinmazlari vakiflara ait oldugu iddialarinin dinlenmeyecegini ve daha önemlisi bundan böyle, Türk olmayan tüzel kisilerin yani yabanci tüzel kisilerin tasinmaz edinemeyecegini hükme baglamistir. 1868 (7 Sefer 1284) tarihli kanunla yabanci gerçek kisilere, Türkiye’de tasinmaz edinme hakki verilmisken, 1912 tarihli kanunla yabanci tüzel kisilere bu hak verilmemistir.

Cumhuriyet Döneminde

Türk Medeni Kanunu 1926 yilinda yürürlüge girdi. Kanunda vakiflarla ilgili önemli düzenlemeler de yer aliyordu. Ancak bu kanunla ilgili tatbikat kanununda, Medeni Kanun’un yürürlüge girmesinden sonra kurulacak vakiflarin, Medeni Kanun hükümlerine tabi olacagi, Medeni Kanun’un yürürlüge girmesinden önce kurulmus vakiflar için “ayrica bir tatbikat kanunu” çikarilacagi belirtilmisti.

3 Haziran 1935 tarih ve 2762 sayili Vakiflar Kanunu 1935 yilinda yürürlüge girdi.
Bu kanunun 44. maddesi ile, 1912 tarihli kanuna benzer bir yol izlenerek, idareye yeni bir beyanname verilmesi istenmisti. Iste Vakiflar Kanununa göre 1936 yilinda verilen bu beyannamelere, genel olarak 1936 Beyannamesi denmektedir.

Madde 44. Bu kanunun nesri (yayimi) tarihinden en az onbes yil evvelinden beri vakif olarak tasarruf edildikleri vergi kayitlari, icar konturatlari (kira sözlesmesi) ve eshasi hükmiyenin (tüzel kisilerin) gayrimenkule tasarruflarina dair olan 16 Subat 1328 tarihli kanunun nesrinden sonra tapuya verilmis defterler ve muesseselerin hesap defterleri ve buna benzer vesikalarla anlasilacak olan yerler o suretle vakif kütügüne kaydolunurlar. Bu kayit vakiflar idaresinin istemesi üzerine tapuca o gayri menkullerin kayitlarina isaret ve keyfiyet münasip vasitalarla ilan olunur. Ilan tarihinden itibaren iki yil icinde dava yolu ile bir guna itiraz olunmadigi takdirde o mallarin vakif olarak kati tescilleri yapilir. Tapu kayitlarina isaret edilecek gayri menkullere ait davalarda vakiflar idaresi ve varsa mutevelli de birlikte hasim olur.
Geçici Madde 1.-

A- Şimdiye kadar vakıflar idaresine hesap vermemiş olan bütün mütevelliler veya mütevelli heyetleri bu kanunun hükümleri yürümeğe başladığı günden itibaren üç ay içinde idare ettikleri vakıfların mahiyetlerini, varidat membalarını ve bunların sarf ve tahsis mahallerini, geçmiş son senenin varidat ve masraflarının miktar ve nevilerinin ve mütevelliliği hangi salahiyetli merciin intihap veya kararına müsteniden ve hangi tarihten beri yaptıklarını gösterir bir beyanname tanzimine ve mensup oldukları vakıflar dairesine vermeğe mecburdurlar.

B- Yukarıdaki fıkra mucibince beyanname vermiş olan mütevellilere bir makbuz ilmühaberi verilir. Bu ilmühaberi hamil olan kimseler bu kanun dairesinde vakıflarının idaresine devam ederler.

C- Birinci fıkrada yazılı müddet içinde beyanname vermemiş olanlar vakıflarında tasarruf edemezler. Gecikme hakli bir sebebe müstenit değilse veya verdikleri beyanname hakikate uygun bulunmazsa mütevelliler derhal azlolunurlar.

D- Vakıflar idaresine verilecek beyannamelerin verildikleri tarihten itibaren, altı ay içinde tetkik ve tasdiki mecburidir. Bu müddet içinde tasdik edilmediği takdirde yalnız mukannen masraflar tasdik edilmiş sayılır.

E-Beyannameler muhteviyatının vesika ve teamüllere müstenit olması ve bu ve vesika veya teamüllerin bu kanunun nesrinden evvel mevcut ve mer’i bulunması şarttır.

F- Bu kanun hükümleri yürümeğe başladığı zaman mevcut olan ferilerden gayri mütevellilerle Vakıflar Umum Müdürlüğünce mütevellisi olmadığından veya mütevellisi mevcut olduğu halde, Vakıfı bizzat idare edemediklerinden dolayı idare kendilerine tevdi edilmiş olan kaymakamlar şimdiye kadar olduğu gibi vakıfları idareye devam ederler. Azil veya her hangi bir suretle inhilal vukuunda bu kanun hükümleri tatbik olunur.

Bundan baska, Vakiflar Idaresinin 1515 sayili kanun hukumlerinden istifade hakki mahfuzdur.

Vakiflar Kanununun 44. maddesinde belirtilen husus, gerçekte vakiflara ait oldugu ve vakiflar tarafindan tasarruf edildigi halde, yasak nedeniyle vakif adina kayitli olmayan tasinmazlarin vakif adina tescilini saglamak amacini güder. Kanunda da ilgili tüzükte de, beyanin vakfiye yerine geçecegi belirtilmemis ve beyanin vakfiye seklinde düzenlenmesi istenmemistir. Bu madde ile ilgili olarak, TBMM’nin 2.07.1956 tarihli 1972 sayili tefsir karari, 44 maddeyi tamamen açikliga kavusturmustur. Bu kararda, kanunun cemaat vakiflarina gayrimenkul edinme hakki tanidigi gibi, geçmis dönemle ilgili olarak mevhum ve gerçek sahislar adina kayitli vakif mallarinin, kisilerin rizasi dahi alinmadan vakif adina tescilini gerektigini açikça belirtmektedir.

Bu gelismelerle 1974 yilina kadar, cemaat vakiflariyla ilgili çok önemli problemler yasanmamis, cemaatler vakiflarini diledigi gibi tasarruf etmistir. Yargitay Hukuk Genel Kurulu, 08.05.1974 tarihli,E.1971/2-820, K.1974/505 inanilmaz karari, Cemaat Vakiflari için felaketin baslangici oldu. Yine bu karar nedeniyle birdenbire 1936 Beyannamesi hak etmedigi bir deger kazandi.

– Kararin ilk bölümünde, 16 Subat 1912 sayili kanunla Türk Ticare, Sanat ve Insaat sirketlerine, tasinmaz mal edinme hakki taninmistir. Geçici madde de mevhum ya da gerçek kisiler adina kayitli vakiflara ait tasinmazlarin, 6 ay içinde bildirilmesi kosuluyla vakiflar adina tescil edilecegi açiklanmistir.

– Ikinci paragrafta, “16 Subat 1912 tarihli kanunla, Türk olmayan tüzel kisiliklerin tasinmaz mal edinmeleri yasaklanmistir. Çünkü, tüzel kisiler gerçek kisilere oranla, daha güçlü olduklari için (?) bunlarin tasinmaz edinmelerinin kisitlanmamis olmasi halinde, Devletin çesitli tehlikelerle karsilasacagi ve türlü sakincalar dogurabilecegi açiktir. Iste bu görüsten hareket ederek 2644 sayili Tapu Kanununun 35. maddesi ile kanuni hükümler yerinde kalmak (?) ve karsilikli olmak sartiyla, yabanci gerçek kisilerin Türkiye’de satin alma veya miras yolu ile tasinmaz mal edinmeleri mümkün kilinmis oldugu halde, tüzel kisiler bundan yoksun birakilmistir. Esasen Osmanli Imparatorlugu devrinde de 7 Sefer 1284 tarihli kanunla yabanci kisilere, Türkiye’de tasinmaz mal edinme hakki verilmisken, 1328 tarihli kanunla yabanci tüzel kisiler bundan ayrik tutulmuslardir.”

– Üçüncü paragrafta, 5404 sayili kanunla, cemaatlere ait vakiflarin, kendileri tarafindan seçilen kisi veya kurumlarca yönetilecegi açiklanmakta ve bu vakiflarin bir statüye baglandigi belirtilmektedir. Yine bu paragrafin devaminda “Vakiflar Kanununun 44. maddesinde ’16 Subat 1328 tarihli kanunun yayinlanmasindan sonra tapuya verilmis defterleri ve buna benzer belgelerle, anlasilacak olan yerlerin (?), o yolda vakiflar kütügüne geçecegi’ hükmü yer almistir. Bu suretle, vakif niteligi kazanan cemaatlere ait hacri, ilmi, bedii amaçlar güden kuruluslarin düzenlenmis vakifnameleri bulundugu için az önce belirtilen kanunun 44. maddesi geregince bunlarin süresinde verdikleri beyannamelerin VAKIFNAME olarak kabulu zorunlulugu ortaya çikmistir.”

Nasil ki, vakifnamede mal edinme için açiklik olmayan hallerde vakif tüzel kisiligi mal edinemez ise; beyannamelerinde bagis kabul edecekleri yolunda açiklik olmayan hayir kurumlari da, gerek dogrudan dogruya, gerekse vasiyet yoluyla tasinmaz iktisap edemezler. Çünkü vasiyeti kabul yararina vasiyet yapilana ait bir haktir. Vakif (vakfeden), vakifnamesinde izin vermedikçe onun iradesi disina çikilip mal kabul olunamaz.” denmektedir.

Kararin ilk bölümünde 1912 yilinda çikarilan kanunun, aslinda vakiflara ait oldugu halde, -Osmanli Imparatorlugu döneminde tüzel kisiler mal edinemediginden-, vakiflar adina kayitli olmayan tasinmaz mallarin, vakiflar adina kaydedilmesinden bahsetmektedir. Bu madde 2762 sayili Vakiflar Kanununun 44. maddesinde de benzer sekilde yer almistir. Kararin ikinci bölümünde, 2644 sayili Tapu Kanununun 35. maddesine göre yabanci tüzel kisilerin tasinmaz mal edinmeyeceginden söz edilmektedir.

Bu kanunun cemaat vakiflariyla uzaktan ya da yakindan hiçbir ilgisi yoktur. Azinliklarin, yabanci sayilmasi, ne ulusal ne de uluslararasi yasalara sigar. Nitekim ayni daire, 11.12.1975 günlü E:975/ 11168 K:975 / 12352 sayili düzeltme kararinda, “Ancak davali mulhak vakfin Türk Vatandaslari tarafindan kurulmus olmasina karsi onama kararinda yabancilarin Türkiye’de tasinmaz mal edinmelerini yasaklayan yasalardan söz edilmesi bir yanilgi sonucundur” denmektedir. Yargitay 1. Hukuk Dairesi’nin 05.06.1997 tarih, E.997/6931, K.1997 /7701 kararinda, bu hatada israr edilmesi ise, siyasi bir karar degil, olsa olsa bir kara mizah örnegidir.

Kararin üçüncü paragrafi kararin can alici bölümüdür. Burada iki önemli noktaya dikkat etmek gerekir.

1.- 16 Subat 1912 tarihli kanunla, 3 Haziran 1935 tarih ve 2762 sayili kanunda belirtilen, tasinmaz mallarin vakiflar adina kaydedilmesi için, vakiflarin verecekleri ya da verdikleri defter, buna benzer belgeler ve beyannamelerin VAKFIYE kabul edilecegi hükmü.

2.- Vakfiyelerinde ya da vakfiye kabul edilen bu belgelerinde, tasinmaz mal bagisi kabul edebilecegi konusunda açiklik olmayan vakiflarin, tasinmaz mal bagisi kabul edemeyecegi karari. Buna bagli olarak vakfedenin, vakifnamesinde izin vermedikçe onun iradesi disina çikilip mal kabul olunamaz temel ilkesidir.

Öncelikle vakfiyesi bulunan ve vakfiyesinde tasinmaz mal edinebilecegi hükmü olan cemaat vakiflarinin, tasinmaz edinebilecegi sonucuna varabiliriz. Ancak vakfiyesi olsa bile 1912 yilina kadar, tüzel kisiliklerin tasinmaz edinmelerinin yasak olmasi nedeniyle vakfiyede böyle bir hükmün bulunmasi mümkün degildir. Bilindigi gibi, özellikle cemaat vakiflarinin çok büyük bir bölümünün, vakfiyesi yoktur. Aslinda kiliselerin bir vakfedeninin bulunmasi da düsünülemez. Bu duruma gore, cemaat vakiflarini çok büyük bir bölümünün vakfiyesi 1912 yilinda ve 1935-1936 yillarinda verilen beyanname ve benzerlerinden ibarettir. Ne 1912 tarihli kanunda, ne 1935 tarihli kanunda ve ona bagli olan, 17 Temmuz 1936 tarihli Vakiflar Tüzügü’nde, vakfin bagis kabul edip etmeyeceginin belirtilmesi konusunda bir açiklama ya da talep yoktur. Ayrica burada açik bir çeliski bulunmaktadir. 1912 ve 1920 yillarina kadar tasinmaz mal bagisi kabul eden ve bu tasinmaz mallarin bu vakiflara aidiyeti devlet tarafindan kabul edilen vakiflarin, vakfiyelerinde olmadigi için tasinmaz mal kabul edemeyecegini söylemek acik bir çeliskidir. Eger vakfiyelerinde yoksa, eski tarihlerde edindigi mallarin da vakfa verilmesi gerekirdi. Osmanli döneminde de, vakfedenin iradesine deger verilir, vakfiye oldugu gibi uygulanirdi. O halde, vakfiyede ya da beyannamede yer almasa bile, adina çesitli tasinmazlar kaydedilen vakiflar için, vakfedenin zimni rizasinin varligindan söz edilebilir. Kanun koyucu bu zimni rizayi dikkate alarak eskiden beri vakiflarca tasarruf edilen tasinmazlarin mülkiyetini de bu vakiflara vermistir.

2762 sayili kanunun 44. maddesinin 1955 yilinda encümen tarafindan yapilan yorumda, “Malum oldugu üzre 16 Subat 1328 tarihinden evvel memleketimizde hükmi sahislar için gayri menkuller uzerinde kayden tasarruf imkani mevcut degildir. Bu tarihte cikarilan kanunla, gayrimenkullerin hakiki sahiplerinin vakiflar oldugu ve zorunlu olarak mevhum ya da gerçek kisiler adina tescil edildigi, dolayisiyla bu vakiflarin bagis kabul etmeye yetkili oldugu kabul edilmektedir. O halde 1912 ya da 1920 tarihine kadar tasinmaz mal bagisi kabul eden vakiflarin, bu tarihten sonra bagis kabul etmelerini yasaklayan herhangi bir yasa yoktur. Böyle bir yasanin varligi ileri sürülse dahi, bu yasa hem anayasanin esitlik ilkesine ve hem de uluslararasi anlasmalara aykiri olacagindan, hüküm ifade etmez ya da etmemesi gerekir”.

Prof. Dr. Ismet Sungurbey, bu haksiz karari siddetle elestirmektedir; “Yargitay Hukuk Genel Kurulu kararinin son paragrafindaki bu düsünüs son derece yersiz ve yanlistir.

1.- Tüzel kisilige zaten sahip bulunan cemaat vakiflarinca, Defter-i Hakani idarelerine verilen ve tasarruf ede geldikleri tasinmazlari kendi adlarina tapuya tescil için açiklayici nitelikte yalnizca bir bildirimden ibaret bulunan beyannamelerin, vakfin kurulus belgesi demek olup kurucu nitelikte bulunan vakifname olarak kabulu ‘Istim arkadan gelsin’ kabilinden bir düsünüs olup isin gerçegine ve hukukun temel ilkelerine tümüyle aykiridir.

2.- Vakiflar Kanununun 42. maddesinin 2. cümlesine göre ‘Bu kanunun hükümleri yürümege basladiktan sonradaki hadiselerde bu kanun ve sarahat olmayan ahvalde mer’i kanunlarin hükümleri tatbik olunur’. Kanunu Medeninin, Suret-i Mer’iyet Ve Sekli Tatbiki Hakkinda Kanunun 7. maddesinin 2. fikrasina göre de: ‘Hükmü sahislarin ehliyetlerinin derecesi, herhalde, yeni kanunun meriyeti tarihinden itibaren isbu kanuna tabidir’. Imdi, Medeni Kanunun 46. maddesine göre, tüzel kisiler, cins, yas, hisimlik gibi yaratilisi geregi olarak ancak insana vergi olanlar disinda, bütün haklar için hak yetenegine sahiptirler. Bu madde uyarinca, tüzel kisiler, yasadan ötürü genel hak yetenegine sahip olup kural olarak her türlü malvarligi haklarina, bu arada tasinmaz mülkiyetine de yetenekli olduklari gibi, mansup mirasçi ya da vasiyet alan (musaleh) olarak da hak sahibi olabilirler. Bundan dolayi ‘naturalia negotii (hukuki islemin dogal sonuçlari) niteliginde olan, hukuki isleme yasaca baglanan bu sonuçlari vakfin ayrica vakifnamede bir kez daha açiklamasi ise ‘Palis gerçegi’ ya da ‘malumu ilam’ kabilinden olup hiçbir biçimde gerekli degildir. Görülüyor ki Hukuk Genel Kurulu kararinda böyle bir açiklamasinin gerekli görülmesi, eski deyimle ‘ziyade alennas’ (yasaya ek) yapmak demek olup son derece yersiz ve yanlistir.

3.- Kaldi ki, yukarida belirtildigi üzere, cemaat vakiflarinca Defter-i Hakani idaresine verilen beyannameler, bu vakiflarin yalnizca tasarruflarinda bulunan tasinmazlarin kendi adlarina tapuya tescili için bildirimden ibaret olup vakifname niteliginde olmadigindan, beyannamelerde vakfin bagis ya da vasiyet yoluyla mal edinebilecegi yolunda bir hükme yer verilmis olmasina ihtimal dahi verilemez. Bu gerçek karsisinda, cemaat vakiflarinin hak yeteneginin böyle muhal bir sarta baglanmasinin, ‘Hiç kimse muhal ile mukellef tutulamaz’ ilkesine açikça ters düstügü, amiyane tabiriyle ‘olmayacak duaya amin demek’ kabilinden oldugu gibi, cemaat vakiflarini Medeni Kanunun 46. maddesi uyarinca yasadan ötürü sahip olduklari genel hak yeteneginden yoksun birakmaktan baska bir sey olmadigi meydandadir.” demektedir.

Iste bütün bu gerçeklere ragmen, Cemaat vakiflarinin önemli bir bölümü kaybedilmistir. Bu yersiz ve yanlis kararin ortadan kaldirilabilmesi için ya bir Yargitay içtihadi, ya TBMM ya da Uluslararasi mahkeme karari gerekmektedir.

Kaynakça

– Eski Vakiflar Temel Kitabi -Karinabadizade Omer Hilmi / Ismet Sungurbey; Sulhi Garan Matbaasi Varisleri Koll.Sti. Istanbul 1978

– Eski-Yeni Vakif Davalari / Lütfü Dalamanli; Seçkin Kitabevi Ankara 1986

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: