İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Lozan Tutanakları

Türk Temsilci Heyetinin hayreti M.Veniselos Ermenilerden söz etmeğe kalkışınca, bir kat daha artmıştır. M.Veniselos, Küçük Asya’nın Yunanlılarca işgali edilişinin Ermeniler için yeni acılar ve yeni talihsizlikler kaynağı olduğunu şüphesiz görmezlikten gelmektedir. Bu zavallı halk zorla silah altına alınmış ve Yunan ordusu saflarına katılmıştır. Ermeniler Avrupa’daki yöneticileri, yurttaşlarını böyle tehlikelerle karşı
karşıya bırakmaması için , Yunan Hükümetine yalvarıp yakarmaktan usanmamışlardır. Bu uyarmalardan
hiç birine kulak verilmemiştir. Ermenler cepheye gönderilmiş ve Türklere ateş etmeğe zorlanmışlardır. bozgundan sonra, çok büyük yakıp yıkmalara girişmişlerdir. Üstelik, Yunan makamları işlenmiş bütün bu suçları Ermenilerin üzerine atmak için, kasıtlı propagandalar yapmağa koyulmuşlardır. Daha sonra, Yunanlılar Asya’dan çekilip gittikleri zaman, Ermenileri de birlikte sürüklemişlerdir. Dünyada, Ermenilerin başına gelenlere herkesin önünde acımağa cesaret edebilecek Hükümetlerden en sonuncusunun,
Ermenilerin başına gelen talihsizliklerin doğrudan doğruya yaratıcısı durumundaki Hükümetin olacağını kabul etmek zorunludur. M.Veniselos’un bu konuda söze karışmasını İSMET PAŞA’nın aklı almamaktadır. Türk Temsilci Heyeti, bu sorunun çok daha geniş bir açıdan ele alınmasını ve ne Avrupa’nın, ne Amerika’nın ilgilendikleri, ne de ilgilenmek istedikleri memleketlerde, yiyecek ve barınaktan yoksun bir milyondan çok Türkün bulunduğunun bilinmesini istemektedir. Gerçek insanlık duygusu,durumun ve yoksullukların bütünüyle göz önünde tutulmasını zorunlu kılmaktadır.

İSMET PAŞA, bundan sonra M.Spalaikovitch’in görüşlerine cevap vererek, konuşmasında eski Sırbistan’a yalnız, Balkanlarda yabancı müdahalelerin rolünü ve bunların zararlı etkilerini göstermek için değinmiş olduğunu söyledi. Türkler ulusal duygulara değer vermekten ve saygı duymaktan başka bir şey yapamazlar.
İSMET PAŞA da ulusal duyguyu, halkların yaşayışlarında en önemli etkenlerden biri olarak görmektedir.

Türkiye’de kalacak azınlıklar, orada, Türklerle eşitlik içinde yaşayabilirler. Fakat her azınlığın, kendisine ayrı bir toprak kopartmak için, Türkiye’nin bölünmesine yol açma iddiasında bulunabilmesi kabul edilebilir ya da anlaşılabilir bir şey değildir.

İSMET PAŞA, şimdi söyledikleriyle yalnız Yunan ve Sırp-Hırvat-Sloven Temsilci Heyetlerinin konuşmalarına cevap vermek istemiştir. Lord Curzon’un konuşmasına gelince ,İSMET PAŞA,buna,gelecek
oturumda cevap verecektir.

Lord CURZON, İsmet Paşa’nın sözlerinden, kendisinin (Lord Curzon’un) Konferansa sunmuş olduğu teklifleri okumadan ya da incelemeden konuşmasını hazırlamış olduğu anlamını çıkarttığını söyledi.
…….

(14) SAYILI TUTANAK Ülke Ve Askeri Sorunlar Komisyonu 31 ARALIK 1922 , ÇARŞAMBA OTURUMU
İSMET PAŞA, Türkiye’deki azınlıklara ilişkin olarak iki gündür sürüp giden tartışmanın uygarlık dünyasının ilgisini uyandırdığı ölçüde, adalet ve insanlık duygularını da uyandıracağını ve şimdiki durum
üzerinde bu duyguların etkisi altında hüküm verileceğini umduğunu söyledi.
Türkiye’de , son sekiz yıl boyunca, dünyanın heyecan dolu acıma duygularına değer felaketlere ve acılara,
yalnız şu ya da bu azınlıklar uğramış değillerdir; halkın bütün unsurları, hiç biri ayrı tutulmaksızın, bu durumda kalmışlardır; bütün ulus -ve ulus içinde çoğunluk- bu talihsizliklere katlanmıştır.

Yalnız son dört yılı göz önünde tutarsak, Türk ulusu tüm silahsızlandırıldıktan ve Devletler hukukunun barış isteyen Devletlere sağladığı olanaklardan yoksun bırakıldıktan sonra, her yandan sınırlarına sardırılmış olduğu görülür; halkın bütün unsurları silahlandırılmış ve kendi yurttaşlarına karşı saldırmağa
kışkırtılmıştır. Türkiye’deki bütün gerici ve Orta Çağdan kalma unsurlar, memleketin aydınlarına karşı
ayaklandırılmıştır.

Bir ay önce,Anadolu’da bir geziden dönen Uluslar arası Kızılhaç Komitesi temsilcileri M.Haccius ve Guénod, Revue Internationale de la Croix Rouge’un geçen Kasım sayısında yayınlanan raporlarında, Yunanlıların yakıp yıkmaları konusunda şöyle yazmaktadır:
‘ Her ikimiz de, 1918 den bu yana, bir çok felaketlere tanık olduk; fakat şimdiye kadar, yıkıntılar arasında yaptığımız bu geziden daha acıklı bir görevde bulunmadığımız gibi, yüzleri hala korku ve şaşkınlık yansıtan bu yerler halkının görünüşünden daha üzücü bir manzara da görmedik. Düşüncelerimiz elimizde olmadan,
Pompei ve Mesina’ya gidiyordu; ancak bu kentlerin yok oluşu doğal nedenler yüzünden olduğu halde, cepheden çok uzaklarda kalan Anadolu kasabalarının yakılıp yıkılması, görgü tanıklarının söylediklerine göre, yirminci yüzyılda ‘Hıristiyanlar’ca metodlu olarak yapılmıştır. Avrupa’da ,herhalde, askeri zorunluluk denecektir! Fakat, biz vicdanımıza kulak verince , böyle bir görüşü asla kabul edemeyiz’

İSMET PAŞA, Yunanlıların, yakın zamanlarda Anadolu’da 27 büyük şehir, 1400 köy ve 98.000 konut yakıp yıkmış olduklarını sözlerine ekledi. Sayım henüz tamamlanmamıştır. Bu yüzden, onarım çizelgeleri den henüz hazır değildir.

Türk Temsilci Heyetinin bu olayları hatırlatması, yalnız, Doğu halklarının üzerine yağan anlatılmaz felaketlerin gerçek nedeninin ,uzayıp giden savaş olduğunu yeniden göstermek içindir.

Savaş sırasında bir büyük Devlete ya da Devletler grubuna yanaşmaktan çekinmemiş olan halkın çeşitli unsurları, ancak barışa dönüşleridir ki, eski refahlarına kavuşabilecekler ve aynı memleket yurttaşlarının
birbirleriyle iyi geçinmelerinin sağlayacağı nimetlerden yaralanabileceklerdir.

Türk Hükümeti , Türkiye Halkına barışın nimetlerini sağlayabilmek için, her zaman ve hiç ara vermeksizin, çaba göstermekten bir an bile geri kalmamıştır; Türk Hükümeti, Doğu halklarının acılarına bir son vermek üzere bu barış isteğinin bütün ilgililerce aynı önemde göz önünde tutulacağını ummaktadır.

Geçen oturumda, İSMET PAŞA’nın okuduğu tarih özeti, Türkiye’de yaşayan azınlıkların yabancılar elinde
bozguncu maksatlarla kullanılabilecek araçlar durumuna düşmelerini önlemek gibi, meşru bir isteğe dayanan Türk görüşünü bildirmek amacını güdüyordu. Bundan başka,Türk Temsilci Heyetinin bu temellere dayanarak, uygarlık dünyasının azınlıklara tanıdığı hakları kabul etmesi, Türkiye’nin geleneklerine hiçbir yönden aykırı düşmemektedir; fakat aynı zamanda, Türk halkı, bütün öteki halklar gibi, kendi varlığına , bağımsızlığına ve haklarına ilişkin her şeyde, son derece kıskançtır.

Üzülerek söylemek gerekir ki, sürüp giden savaşlar -bir çok Türk uyruğunu- kendi yurtlarına karşı saldırgan durumuna sokmuş ve bunların, istilacı orduca zorla alınıp götürülmelerine yol açmıştır. Söz konusu olan, şüphesiz, Rum unsurlardır. Sayılması pek uzun sürecek bir sürü olaylar dizisi, Yunanistan’da bulunan Türkler’le bu unsurların mübadelesini gerekli kılmış bulunmaktadır. İSMET PAŞA, bu mübadelenin -ondan yana olanlarla ona karşıt olanlara kendisini kabul ettirmiş bu mübadelenin- ve Konferansta azınlıklar sorununu çözümlemek için uygulanabilecek bu usulün , kaçınılmaz olduğunu söylemek zorundadır. İstanbul’daki Rumları da mübadelesi acıklı, fakat mantığa uygun düşen bir
zorunluluktur; eşitlik ve adalet de bunu zorunlu kılmaktadır; üstelik böyle bir mübadele, bütün Yunan
şehirlerinden sürülüp çıkartılmış Müslümanların barındırılmasına da imkan verecektir. Bununla birlikte,
Türkiye, en doğru Türk istatistiklerine göre sayıları 200.000’i geçmeyen İstanbul doğumlu Rumların mübadele dışı bırakılmasını kabul etmektedir. Buna karşılık, Türk Temsilci Heyeti, bu insanca davranışının, Yunanistan’dan göç edecek Türklerin acı çekmelerine yol açmamasını istemeği de bir ödev bilmektedir; başka bir deyimle, yurtlarını bırakıp gitmek zorunda kalacak olan Yunanistan Müslümanları,
geride bırakmak zorunda kalacakları taşınır ya da taşınmaz bütün malları için zarar-giderim (tazminat)
almalıdırlar.

Türk ve Rum halklarının mübadelesine ilişkin olarak , Türk Temsilci Heyetinin öne sürmüş olduğu öteki
meşru istekler ,şimdi alt komisyonca incelenmektedir.
İSMET PAŞA ,Rum nüfus mübadelesi sorununu incelerken , bundan memleket için doğabilecek ekonomik güçlükleri önemli tek etken olarak düşünmeyi gerekli görmemektedir. Bir halkın herhangi bir unsurunun yer değiştirmesinin bir duraklamaya yol açması ve ekonomik alanda etkiler yapması doğal olmakla birlikte,
bunu belirli bir alanda , herhangi bir unsura üstünlük tanımak için bir temel yapmaya kalkışmak da doğru
olmaz.

Türk Temsilci Heyetinin göz önünde tuttuğu ve kendisini insanlık bakımından üzen, daha çok, herhangi bir yer değiştirme yüzünden insanların tek tek çekecekleri acıdır.
Rumlardan sonra, İSMET PAŞA Yahudilerden söz etmek istemektedir. Son zamanlara kadar adı hiç antlaşmada geçmeyen bu çalışkan ve zeki unsur , kendi halinde ve her türlü sarsıntıdan uzak yaşayışıyla,
öteki unsurlara örnek olarak gösterilmelidir. Yahudilerin verdiği örnek, şunu açıkça göstermeğe yetmektedir. Türkiye’de , kendi halinde bir yurttaş için, bütün haklardan yararlanmada en iyi yol dışarıyla şüpheli ilişkiler kurmamak ve dışarıdan gelen özel bir ilgiyi konu olmamaktır.

Türk Ortodokslarına gelince, bunlar, herhangi bir konuda, Müslüman yurttaşlarının yararlandığı işlemden başka türlü bir işlem görmeği hiçbir zaman istememişlerdir; böyle bir istek öne sürmeleri de asla beklenmeyen bir şeydir.

Türkiye’nin doğu sınırlarında yaşayan Nesturiler ve Asuriler , büyük savaş gelinceye kadar hiçbir yakınmada bulunmamışlar ve savaş süresince başkalarının da çekmediği , hiçbir özel acıya katlanmak durumunda kalmamışlardır; şüphe yok ki, barışa dönüş, onlara, yurttaşlarıyla dostça ilişkilerini yeniden
kurma yollarını açacaktır.

Bugün Türkiye’de bulunan Ermenilere gelince, savaşın uzun yıllarından önce de görüldüğü gibi,
bunların Türk yurttaşlarıyla tam bir anlaşma içinde geçinerek , çalışkan ve refah içinde bir yaşayış sürdürmelerine hiçbir engel yoktur.

Türk Temsilci Heyeti , barışın -acılar doğuran siyasal nitelikteki nedenleri yok ettikten ve Ermeni
sorununu bir geçim yolu ya da siyasal bir silah sayarak dışarıda çalışan Ermeni komitelerinin her türlü varlık nedeni ortadan kalktıktan sonra- Türklerle Ermenilerin karşılıklı olarak ve tam bir içtenlikle , savaşın açmış olduğu yaraları sarma olanağını sağlayacağına kesin olarak inanmaktadır.

İSMET PAŞA, Lausanne’de bulunuşundan bu yana , bütün ilgili taraflara sık sık söylediği gibi , Türkiye’de kalmak isteyen Ermenilerin – kendilerine karşı iyi düşüncelerle dolu ve geçmişteki olayları unutmağa hazır olan- Türk yurttaşlarıyla kardeşçe yaşayabileceklerini, Konferans önünde de belirtmek istemektedir.

İSMET PAŞA, öte yandan, Türkiye ülkesinin parçası olan bir toprağın Ermeni Yurdu kurulmak üzere
Türkiye’den ayrılmasını , Türkiye’nin bölünmesine yeni bir girişim saymak zorundadır. Şu var ki, bu gibi
girişimlerin meşru olmadığı ve gerçekleşemeyeceği bol bol ispat edilmiş bulunmaktadır. Türkiye’nin doğu
vilayetlerinde ya da Kilikya’da ,Türk çoğunluğunun bulunmadığı ve her ne yoldan olursa olsun anayurttan
ayrılabilecek bir karış toprağı yoktur.

Kaldı ki Türkiye, zaten var olan bağımsız Ermenistan’la -başka bir deyimle, Erivan Sovyet Cumhuriyetiyle – Devletler hukuku ve yürürlükteki kurallar uyarınca antlaşmalar yapmış ve iyi ilişkiler
kurulmuş bulunmaktadır. Bundan başka bir Ermenistan’ın var olduğunu düşünmek, Türkiye’nin antlaşmalarına aykırı düşer. İSMET PAŞA, Ermeni Ulusal Yurduna ilişkin olarak yaptığı açıklamaların yeterli sayılacağını ummaktadır.

Geçen oturumdaki konuşmalarda, bir genel af ilanından söz edilmişti. İSMET PAŞA, böyle bir tedbiri
Türkiye’nin daha önce düşünmüş bulunduğunu bildirmekle mutluluk duymaktadır.
Azınlıkların dolaşım özgürlüklerini (liberté de circultion) sağlamak ve onların taşınır ve taşınmaz mallarının mülkiyetini garanti altına almak amacıyla öne sürülmüş isteklere gelince, bunlar, Türk Hükümeti’nin benimsemiş olduğu davranış çizgisine uygun olarak, Türk Kanunlarının tam bir memnunluk verecek şekilde düzenlendiği ve düzenlemekte devam edeceği konularıdır.

Buna karşılık, azınlıkları askerlik hizmetlerinden bağışık tutulmaları , bir ülkenin yurttaşlarından tek bir kısmına ayrıcalıklar sağladıktan başka, aynı yurdun çocukları arasında bulunması gereken duygu birliğinin
kurulması ve kuvvetlendirilmesi bakımından da sakıncalı olacaktır. Bu yüzden , Türkiye, bu teklifi hayati çıkarlarına aykırı saymaktadır.

Öte yandan , Türk Temsilci Heyeti, Yunanistan’a ait olmayan Trakya’dan bu vesile ile söz edilmesini çekince ile karşılamaktadır.
Türk Temsilci Heyeti azınlıklara ilişkin olarak özel bir görevle görevlendirilmiş ve İstanbul’da ya da Yunanistan’ın bir yerinde toplanacak bir Komisyon kurulmasının , çoğunlukların olduğu kadar azınlıkların da mutluluklarını sağlamaya yardımcı bir tedbir olacağı görüşünü paylaşmamaktadır; tam tersine, Türk
Temsilci Heyeti, böyle bir Komisyonun , Türk Hükümetinin iç işlerine karışma eğiliminde olacağını, bu
yüzden de Türkiye’nin bağımsızlığı, hatta varlığıyla bağdaşmayacağını düşünmek zorundadır; bu yüzden,
Türk Temsilci Heyeti böyle bir Komisyonun kurulmasını kabul etmeyi mümkün görmemektedir.

İSMET PAŞA , azınlıklar için karşılıklı haklar söz konusu olduğu vakit, Tüm Temsilci Heyetinin yalnız
Yunanistan’daki Müslümanları değil , bütün komşu devletlerdeki Müslümanları göz önünde tuttuğunu
belirtmek zorundadır; bu yüzden , Türk Temsilci Heyeti ,bunların çıkarlarının da gözden uzak tutulamayacağını ummak hakkını kendinde görmektedir.

Geçen oturumda ,İSMET PAŞA’nın bir takım sözlerinin Milletler Cemiyetine karşı pek saygılı düşünmediği sanılmıştır: İSMET PAŞA,böyle bir izlenimi bir an önce düzeltmek istediğini söyledi. Her ne kadar Türkiye ile Milletler Cemiyeti arasında resmi ilişkiler yoksa da,İSMET PAŞA , Türk hükümetinin
bu Cemiyete karşı gereken saygı ve iyi düşünceler beslemekte olduğunu söyledi.
İSMET PAŞA, sözlerine aşağıdaki düşüncelerle son vermek istemektedir:
Azınlıkların hakları,Türk Hükümetince, son zamanlarda Avrupa’da yapılmış olan antlaşmalarda belirtilen aynı esaslar üzerinde ve ancak komşu ülkelerdeki Müslümanların da aynı haklardan yararlanmaları şartıyla kabul edilecektir.
Dünya barışı yararına olarak, Türkiye için kural dışı ve öteki Devletlere uygulananlardan daha sıkı bir rejim kabul etmenin, Türkiye’nin gelecekteki varlığıyla bağdaşır olmadığını bildirmeyi, İSMET PAŞA
bir ödev saymaktadır.

İSMET PAŞA, Konferansın azınlıkları korumasını, Türkiye’nin varlığına ve bütünlüğüne karşı saldırılarda bulunmak için bir bahane olarak kullanmak istemeyeceğini ummakta, Türk Temsilci Heyeti adına şimdi belirtmiş olduğu görüşü dikkate alacağından , bir an şüphe etmemektedir.

M.VENİSELOS, halkların zorunlu olarak mübadele görüşünün, Yunan Temsilci Heyetince öne sürülmüş
olmadığını söyledi. Tam tersine , kendisi böyle bir mübadeleden nefret etmektedir. Yunan Hükümeti,
Türkiye’den sınır dışı edilmiş olan Rumların geri dönmelerine , Türk Hükümetince izin verilmesi şartıyla,
bu zorunlu mübadele görüşünden vazgeçmeğe hazırdır. Sınır dışı edilmiş Rumların Türkiye’ye dönmelerine Türk Hükümetince hiçbir vakit izin verilmeyeceği sanısıyla, sığınmak için göç etmiş, evsiz barksız insanlara bir barınak bulabilmenin tek yolu olarak, zorunlu bir nüfus mübadelesine girişilmesini teklif eden, M.Nansen’dir.

Yunanlıların Küçük Asya’da yakıp yıktıkları şehir ve kasabalara gelince , İsmet Paşa’nın verdiği rakamlar, Türk subaylarının Kızılhaç temsilcilerine verdikleri rakamlardır. Kaldı ki, Kızılhaç temsilcileri, raporlarında, Küçük Asya’da evsiz barksız kalmışların toplam sayısını 180.000 olarak hesaplamaktadırlar.

Azınlıkların askerlik hizmetinden bağışık tutulmamaları konusunda, M.VENİSELOS, 1881 Antlaşmasından sonra Yunanistan’da , askerlikten bağışıklık için hiç vergi istemeksizin, bu hakkın Teselya
halkına tanınmış olduğunu hatırlatmak istemektedir. Demek oluyor ki, Yunan ülkesinde oturan Müslümanlar , dünya savaşından önce, hiçbir zaman askere alınmamışlardır; üstelik, yalnız geri hizmetlerle
görevlendirilmişlerdir.

İsmet Paşa, öteki Avrupa ülkelerinde azınlıklara tanınmış hakların aynını, Türkiye’deki azınlıklara tanımağa hazır olduğunu söylemiştir. M.VENİSELOS, bu antlaşmalar esas alınınca, azınlıklara yeterli
garantilerin sağlanmış olacağına inanmaktadır.

M.VENİSELOS, Türk Temsilci Heyetinin, üzerinde antlaşmaya varılmış hükümlerin gerçekten uygulanmasını sağlamak için gerekli denetimi kabule yanaşmamakta direnmeyeceğini ummaktadır.

Türk Temsilci Heyetince, bu denetimin, Türkiye’nin egemenliğine halel vereceği yolunda öne sürdüğü
iddia kabul edilemez; çünkü, buna benzer bir denetim Müttefik Devletlerce kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu iş için en yetenekli olsa bile, böyle bir denetimin Milletler Cemiyetince vazgeçilemez bir şart değildir;
Bu denetim için özel bir organ kurulması da düşünülebilir; fakat, her halde göz önünde tutulması önemli olan, denetimin zorunlu bulunduğudur.

Lord CURZON, öne sürdüğü tekliflere Türk Temsilci Heyetince iki cevap verilmiş olduğunu söyledi.
Türk Temsilci Heyetinin, Lord CURZON’un tekliflerini incelemeğe vakit bulmadan, bir gün önceki oturumda verdiği ilk cevap, uzlaşmaz bir nitelikteydi; şimdi verilen ikinci cevap ,bu tekliflerin incelenmesi sonucudur.

İsmet Paşa, dünkü söylevinde , önce tarihe başvurmuş , özellikle eski Osmanlı Padişahlarının Türkiye’de
oturan azınlıklara karşı cömert davranışlarından uzun boylu söz etmiş ve II. Mehmet’in İstanbul’daki
Rum Patrikliğine özel bir lütufta bulunduğunu örnek olarak belirtmiştir. Oysa nüfus mübadelesi konusunu
incelemekle görevli alt komisyonun son oturumunda , Türk Temsilci Heyetinin, İstanbul’daki Rum nüfusunun orada bırakılmasını kabul etmek için birinci şart olarak, Patrik’le buna bağlı bütün kurumların
başkentten uzaklaştırılmasını ileri sürmüş olduğunu , Lord CURZON öğrenmiş bulunmaktadır. Şimdi,Türk
Hükümeti, II. Mehmet’in verdiği örneği, bakın , nasıl göz önünde tutmaktadır.

İsmet Paşa’nın söylevinde ikinci nokta, yüzyıl önce ,İstanbul’da 200.000 Rum’un mutluluk içinde yaşadığını
göstermek için, Voltaire’den alınmış bir parça okuması olmuştur. Oysa , bugünkü durum nedir ? Alt Komisyon önünde Türk Temsilci Heyeti’nin öne sürdüğü ikinci şart, (a) Türk uyruğu olmayan bütün Rumların ve (b) Türk uyruğu olup da İstanbul’da doğmuş olmayan bütün Rumların İstanbul’dan uzaklaştırılmalarıdır.

Şimdiki Türk Hükümeti,Voltaire’in anlattığı politikayı ,bakın nasıl uygulamaktadır.
İsmet Paşa’nın konuşmasında üçüncü nokta, son yıllarda içinde azınlıklara ilişkin bütün karışıklıkların Çarlık Rusya’sının propagandasından ve çevirdiği dolaplardan doğmuş olduğudur. Rus propagandasının
İstanbul’daki etkisi Sovyet rejimi altında, tüm olarak ortadan kalkmış mıdır ?

İsmet Paşa, tezini desteklemek üzere, ayrıca çeşitli kaynaklardan ve bu arada İngiltere’de yayınlanmış resmi belgelerden alınmış metinler okumuştur. Lord CURZON ,böyle bir tartışma yoluna girmenin biraz tehlikeli olacağını sanmaktadır. Kendisi de, savaştan bu yana yayınlanmış Mavi Kitaplardan çıkartılacak
ve son yıllarda Küçük Asya’da azınlıkların acınacak ne gibi işlemlerle karşı karşıya kaldıklarını, rakamlarla ve olaylara dayanarak, ispatlayacak parçalar okuyabilirdi. Fakat, Lord CURZON bu yola gitmekten çekinmiştir; çünkü, durumu daha da güçleştirmek istememektedir; bu toptan öldürmeler ve cinayetler tarihini yeniden anlatmak isteğinde değildir; şu var ki, Türk Temsilci Heyeti, Mavi Kitapların
her iki tarafça da kullanılabileceğini hesaba katmalıdır.

İsmet Paşa, bundan sonra, Ermenilerden söz ederek, bunların , Türk yönetimi altında tamamıyla mutlu ve memnun yaşayan bir halk olduğunu, bunlara karşı Türk Hükümetinin kardeşçe duygular beslediğini, çektikleri acıların yalnız kendi çılgınlıkları ya da komşu Devletlerin çevirdikleri dolaplar yüzünden olduğunu anlatmıştır. İsmet Paşa’nın çizdiği bu tablo, olaylara uygun düşmekte midir? Bu iki halk arasında
her zaman böylesine mutlu ilişkiler sürüp gitmiş olsaydı, Küçük Asya’da yaşayan üç milyon Ermeni nasıl olur da 130.000 kişiye inerdi ? Bunlar kendilerini mi öldürdüler? Yoksa isteyerek mi kaçtılar?

Bu sayı azalması hangi baskı yüzünden olmuştur ? Fransız birlikleri geçenlerde Kilikya’dan ayrılırken, neden bu mutlu ve memnun soydan 60.000- 80.000 kişi, yurtlarını ve ailelerini bırakarak, başka yerlerde yoksulluk içinde yaşamak üzere Fransızların ardından gidip kaçtılar ? Neden şimdi yüz binlerce Ermeni, Türk Hükümetinin içten çağrılarına koşacak yerde, dünyanın çeşitli bölgelerine sığınmış göçmenler olarak
bulunmaktadır ? Kısacası, neden bu Ermeni sorunu, dünyanın en utanılacak olaylarından biridir ?

Lord CURZON, Türk Hükümetinin Ermenilerle dostça yaşamak istemekte olduğunu öğrenmekten mutluluk duymuştur; ancak acınacak kalıntılar durumuna gelmiş bir azınlıkla iyi geçinmek kolaydır. Dünya
gözlerini Türkiye ile Ermenistan’a dikmiştir; bu mutsuz halk korumasız ve Türk Hükümetinin insafına
bırakılmış olursa , dünya hayal kırıklığına uğrayacaktır.

İsmet Paşa, bu sabah , öteki azınlıklara ilişkin bir takım görüşler öne sürmüştür. Lord CURZON, Rumlar için söylediklerine bir şey ekleyecek değildir;çünkü bunların davasını M.Veniselos savunmaktadır; Lord
CURZON’un üzüldüğü, Türklere karşı benzer ya da daha ağır suçlamalarda kolayca bulunma olanağı
varken, Türk Temsilci Heyetinin, Yunan ordusu ve halkına karşı tekrarlandığı suçlamaları işitmektedir.

Bu suçlamaların ve karşı suçlamaların , görüşmeleri bulandırmaması gerekir. Konferansın amacı, gelecek
için bir çözüm hazırlamaktır. Lord CURZON, düşünülmekte olan çözüm yolunun zorunlu nüfus mübadelesi olmasından, kendi hesabına, çok üzülmektedir; bu çözüm baştan aşağı sakat bir yoldur. Dünya gelecek yüzyıl boyunca bunun acısını çekecektir. Lord CURZON böyle bir çözüm yolundan tiksinmektedir. fakat, bunu Yunan Hükümetinin teklif ettiğini söylemek gülünç olur. Bu, Türk Hükümetinin , kendi ülkesinden Rumları kovmuş olması yüzünden, kaçınılmaz şekilde ortaya çıkmış bir yoldur. Alt Komisyondaki görüşmelerin gösterdiği gibi, şimdi bile, Türk Hükümeti, İstanbul’da oturan Rumlardan kurtulmak ya da – hiç olmazsa- bir takım ezici koşullar altında İstanbul’da kalmalarına izin vermek için, elinden geleni yapmaktadır. Lord CURZON şunları da söyledi: “Birbirimizden ayrıldığımız zaman -sandığımızdan daha önce ayrılmış olabiliriz- bütün dünya, burada son iki gün içinde yaptıklarımızı ve söylediklerimizi göz önünde tutacaktır. Azınlıklar sorunu üzerinde savaş verdiğimizi ve Türk Temsilci Heyetinin , bir takım beylik sözlerden başka, bize hiçbir şey sunmadığını öğrendiği zaman, çok kötü bir izlenim edinmiş olacaktır.”

Bir gün önceki oturumda, Lord CURZON, Müttefik temsilciler adına, bir takım teklifler öne sürmüştü;
Müttefik temsilciler, Lord CURZON’un konuşmasının metnini önceden görmüş ve uygun bulmuşlardı.

Lord CURZON’un birinci teklifi şu idi : Türk Temsilci Heyeti, Ermeni halkının dağılmış unsurlarını doğdukları memlekette toplayabilecek bir Ulusal Yurt yaratılması sorununu ,olumlu bir gözle incelemelidir.

Türk Temsilci Heyetinin bu teklife verdiği cevap şu olmuştur: Bu teklif , Türkiye’nin parçalanması anlamına gelmektedir; geniş ülkesi üzerinde,böyle bir amaçla ayırabileceği bir karış toprağı yoktur. Lord
CURZON, bu cevabın pek olumsuz bir izlenim yaratacağını düşünmektedir.

İkinci olarak,Lord CURZON, Milletler Cemiyetini azınlıklar sorunuyla ilgilendirmek amacını güden teklifini, olumlu bir gözle incelemesini Türk Temsilci Heyetinden istemiş ve 23 Eylül tarihli Paris notasında,
Türklerin, Batı Trakya’yı yeniden elde edebilmeleri için bu şartı kabul etmelerinin ,ödemek zorunda oldukları bedelin bir parçası olduğunu hatırlatmıştır. Türkiye’nin cevabı iki yönlü olmuştur.

Geçen oturumda ,İsmet Paşa, Türk Hükümetinin Milletler Cemiyeti Meclisinden çekindiğini, çünkü kurulmuş sorumsuz örgütlerin, Küçük Asya’da azınlıklara ilişkin olarak, Milletler Cemiyeti Meclisinin
dikkatini çekebileceklerini; Milletler Cemiyeti Meclisinin de, böylelikle, müdahaleye sürüklenebileceğini,
Türkiye’nin de bundan hoşlanmayacağını söylemiştir. Konferansta yan yana oturan M.M. Barere ile Lord CURZON ,dünyanın en geniş iki sömürge imparatorluğunu temsil etmektedirler. Bu imparatorluklar içinde
sayıları binlere, yüz binlere değil , milyonlara varan hesapsız azınlıklar yaşamaktadır. Fransa ve İngiltere,
Milletler Cemiyetine üyedirler; bununla birlikte bu iki Devlet, kendi azınlıklarının Milletler Cemiyetinde sıkıntı yaratmaktan korkmamaktadırlar, çünkü, her ikisinin de elleri temizdir. Milletler Cemiyetine karşı
ileri sürülebilecek iddia, üyelerinin Cemiyetten korkmalarını gerektirecek bir takım şeyler olabilmesidir. Haksızlık, Cemiyet karşısında bir üstünlük elde edemez;orada haksızlığın maskesi düşer. Lord CURZON,
Türk Temsilci Heyetinin , Milletler Cemiyeti için beslediği şüpheler yalnız temelsiz değil, aynı zamanda çok beceriksiz olarak ortaya koyduğunu , yürekten bir inanışla söylemek istemektedir.

Bu sabah, İsmet Paşa, Milletler Cemiyeti konusunda, ikinci bir cevap daha vermiş, Türk Hükümetinin ve Türk Temsilci Heyetinin , Milletler Cemiyetine büyük saygı duyduğunu söylemiştir. Öyleyse, neden Cemiyetten yararlanmasınlar? Birisine büyük bir saygı duyulduğu zaman, o kimse kapının dışında bırakılmaz, gelip yanında yer almağa çağrılır.

Lord CURZON, Türk Temsilci Heyetine şunu salık vermeyi göze alacaktır: Türk Temsilci Heyetinin, Milletler Cemiyetine karşı ilerdeki tutumunu kararlaştırılması gereken an, gerçekten gelmiştir. Milletler
Cemiyeti ,her zaman, Konferanstaki bütün görüşmelerin arka planında yer almıştır.

Bir gün Boğazlar Sorununa ilişkin olarak, ertesi gün azınlıklar sorununa ilişkin olarak, bir başka günde de Milletler Cemiyetine üye Devletlerin ülkelerini her türlü saldırıya karşı koruyabilecek genel bir garantiye ilişkin olarak ,Milletler Cemiyeti, bu amaçlarla kurulmuş bir organdır ve dünya Hükümetlerinden pek çoğu da onu böyle kabul etmektedirler. Türk Hükümetinin tutumu ne olacaktır ? Milletler Cemiyetine girmek, ona üye olmak, garantisinden yararlanmak istiyor mu, istemiyor mu ? Bu nokta üzerinde vereceği cevap, sorunları büyük ölçüde basitleştirecektir; bu cevabın hemen verilmesi de gerekli değildir; çünkü alınacak karar önemlidir; ancak bu cevap geciktirilmeden verilmelidir. Gerçekten, tartışılan çözüm yollarından bir çoğu –illetler Cemiyeti bunlarla bağlantılı kılınırsa- çok daha kolay gerçekleştirilebilecektir; hiç şüphesiz
gelecekte Türkiye’nin yararlanacağı korunma da artmış olacaktır.

Öte yandan, Türk Temsilci Heyeti, Milletler Cemiyeti ile herhangi bir bağlantı kurmayı kabul etmezse, böyle bir davranış, yalnız İngiltere’nin ve bir takım başka devletlerin Türkiye’ye karşı duyguları bakımından değil, fakat şimdi konferansta görüşülmekte olan sorunların çözümü bakımından da pek
önemli bir değişiklik yaratacaktır.

Lord CURZON,bundan başka, Milletler Cemiyeti bu işi üzerine almazsa azınlıklara ilişkin olarak, Barış
Antlaşmasının kapsayacağı hükümlerin uygulanmasını denetlemekle görevlendirilecek bir örgütün , bir yandan İstanbul’da, öte yandan da Yunanistan’ın bir şehrinde kurulmasını teklif etmiştir. Bu teklif hiç değilse üzerinde düşünülecek niteliktedir. Türk Temsilci Heyetinin bu teklife verdiği cevap, böyle bir düzenlemenin Türkiye’nin egemenliği ve bağımsızlığı ile bağdaşmayacağı olmuştur. Oysa, M.Veniselos, bu sistemi Yunanistan’ın egemenliği ve bağımsızlığıyla bağdaşmaz bulmamaktadır. Neden Türkiye böyle aşırı
bir duyarlılık göstermektedir ? Türk Temsilci Heyeti,bütün sorunların görüşülmesinde ve teklif edilen bütün garantilere ilişkin olarak, hep bu iddiayı öne sürmüştür.
Lord CURZON, Türk Temsilci Heyetinden , bu gibi sözlerin arkasına sığınmamasını çok rica ettiğini söyledi. Türkiye’nin egemenliğine ve bağımsızlığına hiç kimse zarar vermek istememektedir. Tam tersine ,
herkes, egemen ve bağımsız bir Türkiye’nin kurulup yükselmesini istemektedir; ancak,Türkiye kendisine
yapılan her teklife karşı -onuruna bürünerek- bu teklifin egemen bağımsızlığıyla bağdaşmaz olduğunu söylerse , hiçbir çözüme varılamaz. Türk Temsilci Heyeti gerçeklerle uğraşmalı , bir takım sözlerle yetinmemeli , kuşkularını bırakmalıdır. Türkiye,dünyanın şüphesini üzerine çekmek yerine, dünyanın saygısını kazandıracak koşullar yaratmak üzere, öteki Temsilci Heyetleriyle, inançla işbirliği yapmalıdır.

Bir an önce bir genel af ilan etme teklifine gelince, Lord CURZON , İsmet Paşa’nın bunu , esas bakımından kabul ettiğini sanmaktadır.
Lord CURZON’un bir başka teklifi de vergi (bedel) karşılığında askerlik hizmetinden bağışık tutulmaktı.
M.Veniselos, zorunlu askerlik hizmetinin , Yunanistan’da Türk azınlıklarına uygulanmadığını söylemiştir.
İsmet Paşa vergi karşılığında askerlik hizmetinden bağışık tutulmağı kesin olarak reddeder görünmüştür.

Lord CURZON’un bu konuya ilişkin olarak öne süreceği iki düşüncesi vardır. Önce Türklerin iddia ettikleri gibi, bir askerlik vergisinin verilmesi mümkün ve meşru değilse ,Türkler nasıl oluyor da, İstanbul’dan ayrılan askerlik çağındaki Hıristiyan erkeklerden adam başına 100 Türk lirası almaktadırlar?

İkinci olarak, şüphe yoktur ki, geçen yıllar içinde Küçük Asya’da Hıristiyan azınlıklara zorla uygulanan askere alma, büyük bir baskıya ,zorlayarak para koparılmasına ve bir çok acılara kaynak olmuştur. Herkesin bildiği gibi , askerlikten bağışık tutulma vergileri, askere alınma cezasından kurtulabilmek için,
varını yoğunu elden çıkaran zavallılarca yüzlerce defa ödenmiştir.

Gerçeği olduğu gibi görmek gerekir, Lord CURZON , tartışmaya devam edilirse, Türk Temsilci Heyetinin
çok daha uzlaşıcı bir tutum benimseyeceğini ummaktadır. Lord CURZON , gerek Türkiye’de gerekse
Yunanistan’da azınlıkların dolaşım özgürlüklerini ve oturdukları ülkeden ayrılabilmeleri yeteneğini
sağlamayı öngören ve bir gün önceki oturumda yapmış olduğu teklifin, Türk Temsilci Heyetince kabul edilmiş olduğunu öğrenmekle mutluluk duymaktadır.

Şimdi, Türkiye ve Yunanistan’daki azınlıklara tanınacak -Avrupa antlaşmalarına konulmuş hükümlere
benzer- özel garantiler sorunu kalmaktadır. M.Veniselos’un belirttiği gibi , bu garantiler , zafer kazanmış
Devletlerin kendi istekleriyle antlaşmalara konulmuştur. Bir süre önce ,Türk Hükümeti, buna benzer bir yüküm kabul etmiştir. Gerçekten, Misak- ı Milli’nin 5.ci maddesi şöyledir:
“Azınlık haklarına -Etente (itilaf) Devletleriyle bunların düşmanları ve bir takım ortakları arasında bu konuya ilişkin olarak yapılmış antlaşmalarda tanımlanmış şekliyle- komşu ülkelerde oturan Müslüman
azınlıkların aynı haklardan yararlanacakları inancıyla bizce de kabul edilecek ve sağlanacaktır.”(*)

Bu maddede ,söz konusu garantilerin Türkiye’nin egemen haklarıyla bağdaşmadığını gösteren herhangi bir şey yoktur. Şüphesiz, Türk Temsilci Heyeti, sık sık başvurduğu bu Misak’ın başlıca hükümlerinden birini yürürlüğe koymakla övünç duyacaktır. Şimdi,bu hükümlerin nasıl kaleme alınacağını, belki de nasıl
tamamlanacağını kararlaştırmak kalıyor. Bu işin, kurulması teklif edilen alt komisyona verilmesi uygun
olacaktır; fakat, alt komisyonun çalışmalarına başlamasından önce ,Lord CURZON, İsmet Paşa’ya, bir iki söz daha söylemek istemektedir.

Bu sabah çok ciddi bir dil kullanmak zorunda kaldım; çünkü Türk Temsilci Heyeti, başka bir çok sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da, Konferansın içinde bulunduğu durumu kavramakta güçlük çeker görünmektedir. Sık sık söylediğim gibi, bu Konferansın tek bir amacı vardır. Müttefiklerim ve ben , bu amaca giden yol üzerinde dikilen engelleri kaldırmak için elden gelen bütün çabaları, ara vermeksizin
gösterdik. Türk Temsilci Heyeti ise, tam tersine, engeller yaratmağa çalışır görünmektedir. Bu ,sonu gelmez bir şekilde , sürüp gidemez ; Avrupa’nın uğraşacağı başka şeyler vardır; bizim yapacağımız başka şeyler vardır. Azınlıklar sorunu ,dünyanın dikkatini, herhangi bir sorundan daha çok çekmektedir; Konferans da, bu sorunu çözümleyiş biçimine göre değerlendirilecektir. Eğer Türkler, bu konuda akla yatkın olmayan bir tutum gösterirlerse , bu yüzden görüşmeler kesilirse ,birbirimizden ayrılmak zorunda kalırsak, Türk Temsilci Heyetinden yana tek bir ses yükselecek midir ? Türk Temsilci Heyeti, belki, Ankara’da biraz destek görür; bunu bilemem; fakat, şüphe yok ki, başka hiçbir yerde destek bulamayacaktır.
(*) Misak-ı Milli’nin 5.ci maddesinin bu metni, aslına pek uymamaktadır.

(Müttefik) meslektaşlarımın da benimle görüş birliğinde oldukları bu birkaç uyarıyı, Türk Temsilci Heyetinin unutmayacağını ummak isterim; bu uyarılar,Türk Temsilci Heyetine, dostça ve saygı duyguları içinde, fakat iyiden iyiye düşünülmüş olarak sunulmaktadır.

İSMET PAŞA, Lord Curzon’un ana görüşlerine ilerde cevap vermek hakkını saklı tutuğunu söyledi. İSMET PAŞA , şimdiden, şunu belirtmeyi zorunlu görmektedir: Lord CURZON, Türk iddialarını sert bir şekilde reddetmek isterken, kendisine (İsmet Paşa’ya) hiçte söylemediği sözler ve öne sürdüğünü hatırlamadığı bir takım düşünceleri de yakıştırmıştır. Böyle yaparak dava kazanmak, gerçekten de çok kolay olurdu.

15 SAYILI TUTANAK Ülke Ve Askeri Sorunlar Komisyonu 14 Aralık 1922, PERŞEMBE OTURUMU

İSMET PAŞA, bir gün önce Lord Curzon’un yaptığı konuşmayı en saygılı bir dikkatle dinlemiş olduğunu söyledi. İSMET PAŞA üzülerek belirtmek zorundadır ki, Lord Curzon’un kullanmış olduğu cümleler ve sözler, bugüne kadar kullanıldıklarından çok başkadır. Tarihin tanıklığıyla beliren gerçek, II. inci Mehmet
döneminden bu yana , azınlıkların, kendilerine tanınan ayrıcalıkları , her zaman, yabancıların aracı olma yolunda sürekli ve metotlu olarak kötüye kullandıkları ,ortaya çıkan acıklı sonuçları kendileri yaratmış
olduklarıdır. İSMET PAŞA, kendi hesabına , şimdiki duruma düşülmüş olmasından büyük bir üzüntü
duymaktadır.

Lord Curzon’un bir sorusuna cevap olarak , İSMET PAŞA, Sovyet Rusya’ya karşı öne sürülecek hiçbir
yakınması olmadığını söyledi. Lord Curzon, İSMET Paşa’nın, bağlılık gösteren Ermenilere karşı Türk
Hükümeti yakınlık ve anlayış duymasına ilişkin sözlerine cevap verirken, Türkiye’de neden üç milyon Ermeni’den 130.000 kişi kaldığını ve niçin bunlardan 60.000’inin Kilikya’ya göç etmiş olduğunu sormuştur.
Türk Temsilci Heyeti ,üç milyon Ermeni sayısında esaslı bir yanlış olduğunu düşünmektedir; çünkü, Türk
Temsilci Heyeti ,hiçbir istatistikte,Türkiye’de bu sayıda Ermeni olduğunu görmemiştir. Avrupa’da yayınlanmış istatistiklerden pek çoğuna kaynaklık etmiş olan M.Vital Cuinet’nin kitabı, Türkiye’de
yaşayan Ermenileri aşağı yukarı 1.400.000 , Encyclopaedia Britannica 1.500.000 ve resmi Türk istatistikleri de, 1.290.000 kişi olarak göstermektedir. Bu rakamlardan Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmış topraklarda yaşayan Ermenileri düşmek gerekir. Bu rakamlar gösteriyor ki, Türkiye’de hiçbir zaman 3.000.000 Ermeni bulunmamıştır. Kaldı ki,bütün dünyada bile bu kadar Ermeni olmadığı herkesçe bilinmektedir.

Öte yandan, Ermenilerin, Kilikya’dan Fransızların çekilişinden önce -böyle olunca da,Türk birlikleri gelmeden- ayrıldıkları ve Fransız makamlarının bunlara yurtlarında kalmalarını kabul ettirmek için verdikleri bütün öğütlere ve yaptıkları bütün ısrarlara rağmen,Ermenilerin davranışlarını değiştirmedikleri de bilinmektedir. Ermeni halkını istemeye istemeye gitmeye ,siyasal bir amaç güden devrim komitelerinin
ajanları zorlamıştır. Nitekim yurtlarını bırakıp giden Ermeniler, yola çıkmadan önce, aslında hiç gitmek istemediklerini, fakat devrim komitelerinden korktuklarını ağlayarak Müslümanlara anlatmışlardır. Üstelik bu olayları bütün dünya bilmektedir. Daha önceki istatistiklerle karşılaştırıldığı zaman, bugün eksik görülen Ermenilerin ne olduğu , son zamanların savaşlarıyla,Türkiye’ye zorla yaptırılan savaşlarda aranmalıdır. Bu savaşlar, Anadolu’nun en mutlu,en varlıklı ve en ünlü parçalarını bir yıkıntı alanına çevirme sonucunu da doğurmuştur. Doğu vilayetlerinde Müslüman nüfusun sayısı 4.000.000 iken 3.000.000
dan az bir sayıya ,istilaya uğrayan Batı vilayetlerinde de 3.500.000 den aşağı yukarı 2.000.000’a düşmüştür.
arada eksik olanlar -başka bir deyimle ,2.500.000 kadar insan- savaş yıllarının kurbanlarıdır.

Fakat Lord Curzon’un dilediği gibi ve onun verdiği örneğe uyarak, İSMET PAŞA da geçmişi bir yana bırakmak istemektedir; çünkü İSMET PAŞA ileriye yürümek ve barışa erişmek arzusundadır. Lord Curzon, zorunlu nüfus mübadelesinden tiksindiğini söylemiştir; bir gün önce de , bu teklifin Yunan Hükümetince yapılmış olduğunu söylemenin doğru olmayacağını sözlerine eklemiştir.

Bundan başka, ,İSMET PAŞA ,bu konuya ilişkin ilk teklifi ,resmi bir sıfatı olmayan bir kimsenin ,böyle sıfatı olmadığını da belirtmiş olan Dr. Nansen’in yapmış olduğunu hatırlattı. Ondan sonra işitilen ilk resmi ses, M.Veniselos’un ,bunun ardından da Lord Curzon’un sesleri olmuştur. Üstelik , yalnız bu sorunu incelemekle görevli bir alt komisyon kurulmuş bulunmaktadır; alt komisyon çalışmalarını bitirmek üzeredir.

Lord Curzon, Türkiye gibi büyük bir ülkede Ermenilere bir köşe bulunup bulunamayacağını sormuş olduğu için, İSMET PAŞA , bu konuya ilişkin olarak Türkiye’nin yüzölçümü ile kıyaslanamayacak kadar
Büyük toprakları olan Devletlerin bulunduğunu hatırlattı. Üstelik ,Türkiye’den pek yakın bir geçmişte
ayrılmış olan ülkeler de çok geniş toprakları kapsamaktadır; Türkiye’ye bırakılan ülkeye gelince ,burada bir Türk çoğunluğu oturmaktadır ve bu ülkenin her parçası birbirinden ayrılamaz bir bütün meydana getirmektedir. Doğu vilayetlerindeki Türk halkı -örneğin Kilikya halkı gibi- yurtlarını yabancı istilasına işgaline karşı savunmak için hesapsız fedakarlıklara katlanmıştır; oturdukları yerleri hiç bir şekilde
başkalarına bırakamazlar.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: