İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Rifkin ve Daron’a dikkat edin!

***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***

Abdullah Şanlıdağ 

Davutoğlu’nun gazetesi Karar’da yazmakta olan Taha Akyol, bir süredir kuvvetler ayrılığı ve parlamenter sistem üzerinden altılı masayı savunan yazılar kaleme alıyor. 

Kılıçdaroğlu’na danışman seçilen ABD asıllı Rifkin ve Ermeni Daron’u övüyor. 

Geçenlerde “Cumhurbaşkanı” başlıklı makalesinde şöyle bir soru yöneltti:

“Altılı Masa’nın “güçlendirilmiş parlamenter sistem”inde Cumhurbaşkanı partisiz hale getiriliyor; yetkileri sembolik düzeye indiriliyor, süresi bir dönemle kısıtlanıyor. CB sisteminde ise partili cumhurbaşkanı demokrasilerde emsali görülmeyen geniş yetkilere sahip ve iki dönem seçilebiliyor. Hangisi doğru?”

Cevabı da tabi ki kendisi vermiş. Taha Akyol, hukuku ve Türkiye’nin yakın tarihini iyi bilir. Uyanıktır, gazeteciliği de bayağı eskidir. Tercüman Gazetesi’nden beri tanırım kendisini. Sahası olmasa da, İslâm Hukukuhakkında bile Mecelle’den örnekler vererek yazılar yazar. Yani laik sistemi, İslami düzeni ve bugünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini çok iyi bilir. 

Taha beyin benimsediği ve her fırsatta savunduğu sistem, eski Türkiye’nin parlamenter sistemidir. Her ne kadar “lider’in emrine göre değil, yaşanan tecrübelere ve siyaset bilimi ile anayasa hukukunun verilerine göre düşünüp ona göre karar vermeliyiz” dese de, Taha Akyol’un kafasındaki sistem, biraz geliştirilmiş ve bugün altılı masanın savunduğu parlamenter sistemdir. Partisiz, siyasete, gündelik olaylara, dünyadaki gelişmelere bigane, yetkileri sınırlandırılmış, sembolik ve noter konumunda bir Cumhurbaşkanı isteniyor. Tüm yetkilerin Meclis ve Başbakanda toplandığı, eski parlamenter sisteme dönmek zorunda mıyız? Bir üçüncü tercih hakkımız yok mu? Eskiye dönüşün artık imkânı yoktur. Köprünün altından, çok sular aktı. Toplum değişti ve dönüştü. Dijitalizm ve teknolojinin neredeyse en üst düzeyine şahit oluyoruz. Dağdaki bir çoban dahi elindeki akıllı telefon vasıtasıyla, dünyada olup bitenleri anında öğrenip yorum yapıyor. Bugünün dünyasında 1950’deki hür ve tartışmasız seçimlerin dönemin Cumhurbaşkanı İnönü sayesinde gerçekleştiğini söylemek, sahi ne derece gerçekçi bir yaklaşımdır? Türkiye’yi karanlık, otoriter, tek adamlı, tek partili döneme mahkum eden CHP’yi öven, Ali Fuat Başgil’den örnekler vererek Recep Tayyip Erdoğan’ı otokrat ve partili gördüğü için eleştiren Taha Akyol’un düşüncelerine katılmıyorum. Şimdi yeni şeyler söylemek gerekiyor. Konuştuğumuz şeylerin toplumda bir karşılığı olmalı, reel politikle çelişmemeli. İnönü gibi otokrat bir siyasetçiyi dahi öveceksin; özgürlükçü, hür düşünceye önem veren, Türkiye›ye çağ atlatan, devrim niteliğindeki projelerin mimarı olan Erdoğan›ı eleştireceksin… Parti kavgası yapan Cumhurbaşkanı modelini yaşıyoruz, öyle mi?

Bundan 64 yıl önce Ali Fuat Başgil’in söyledikleri ile günümüz Türkiye’si idare edilir mi? 

Başgil’in söylediklerinin o günün konjonktüründe bir anlamı olabilir. 

Hem Türkiye ve hem de dünyamız büyük bir dönüşüme tanıklık ediyor. Bu şartlarda Tayyip Erdoğan’ın modeli bile yetersiz kalmaktadır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de bu millete bir gömlek dardır. Siyasi iktidarı denetleyecek ve kontrol edecek kurumsal mekanizmaların gücü zayıftır.  Ekonomi ve siyasette tıkanmalar var. Ekonomik krizin üzerini “fahiş fiyat” şalıyla örtemeyiz. Pahalılığı önlemenin bir yolunu bulmalıyız. Sadece gıda fiyatları pahalı değil ki. Petrol, enerji ve diğer maddeler de pahalı. Rasyonel, gerçekçi adımlar atılmalı. 

Bugünkü sistemde Cumhurbaşkanı siyasî kararları verme konusunda tek yetkilidir. Bakanların hiçbir siyasî yetkisi ve meclise karşı sorumluluğu yoktur, Adam dışarıdan atanmış, siyasi bir bedel ödememiş. Milletvekilinin yetkileri de daraldı. Sözünün kıymeti de yok. Vatandaşla hükümet (iktidar-güç) arasında köprü görevi gören vekiller, seçmenin taleplerini ilgili bakana iletmede zorluk yasıyor. İletse bile işin icra ve takibinde sıkıntılar olabiliyor. Bu yüzden hiçbir bakanın Cumhurbaşkanından bağımsız hareket etmesinin, herhangi bir konuda açıklama yapmasının imkanı yoktur. 

Altılı masanın dayatmaya çalıştığı “geliştirilmiş parlamenter sistem” önerisi ve bu yönde hazırladıkları projeler çözüm değildir. Ama mevcut sistemin de sadra şifa olmadığını kabul edelim. Reisin atması gereken adım, bundan sonrasında tam Başkanlık sistemi olmalıdır.

Tam Başkanlık sistemine geçebilmeyi konuşmalıyız artık. Başgil hocanın “aktif politika devlet reisinin değil, başbakanın ve bakanların rolüdür. Devlet reisine düşen, politika dışında, çarpışan siyasi fikir gruplarının üstünde kalmaktır” dediği dönemler geride kaldı.

İslâmî düşünceyi, aklı, bilimi, hukuku, feraseti ön plana alan, tüm inançlara eşit mesafede duran, insanlığın huzur ve mutluluğunu önceleyen bir sistemin kapısı aralanmalıdır.

Açılımı Cumhuriyet Halk Partisi olan CHP’ye ve onun lideri Kılıçdaroğlu’na bir tavsiyem var. Hani helalleşmeden bahsedip CHP’nin değişip dönüştüğünü söylüyor ya. Bence Kılıçdaroğlu CHP’nin ismini de değiştirsin. Bu millet CHP’ye oy vermez. CHP denildiğinde dindar ve muhafazakar kesimin sigortası atıyor.. Çünkü CHP›nin geçmişi karanlıktır. Bunu kendileri de biliyor. Mesela CHP›nin yeni ismi «Helalleşme Partisi” olabilir. Şaka bir yana, sakın ola CHP’nin değiştiğine inanmayın. Kılıçdaroğlu’nun yeni danışmanı ABD’li Jeremy Rifkin oldu. Bu adam Merkel’e de danışmanlık yapmıştı. Almanya’nın içine düştüğü enerji darboğazının bir numaralı sorumlusudur. CHP’nin altılı masaya kattığı bir de Türkiye Ermenisi Daron Acemoğlu isimli ekonomist var ki, evlere şenlik. 

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdullah-sanlidag/rifkin-ve-darona-dikkat-edin-40778.html

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın