İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kevork ahparig… Üçlü sacayağıydık

Nevzat Onaran geçtiğimiz gün hayatını kaybeden Kor Kitabın emekçilerinden Çevirmen Kevork Taşkıran’ı yazdı.


Ölüm hayatımızın diyalektiği… Yazmak da hayli zor. Saniyede çok işlem yapan bilgisayar misali ne çok git gel… Bu haldeyim. Yazmalıyım.

Bizler sadece tanışmamıştık. Sohbetimizin derinliğinin yarattığı güvenle yürüdük. Bir dönemden sonra sabahları WhatsApp üçlü grubumuzda “günaydın” yerini Rumca “kalimera”, Kürtçe “rojbaş”, Ermenice “pari luys” ve İbranice “şalom” dedik…

“Pari luys” dememizin benim için özel anlamı vardı. Üçlü sacayağında yalnız yaşayan benim için bir tür kontroldü. Belli saatimiz vardı, o saate kadar “pariluys” demeyeni de arardık…

Hayat denilen yürüyüşümde bugüne kadar birçok milletten tanıdığım, güvendiğim insanlar ve yoldaşlarım oldu. Bahsedeceğim iki insanla yolumun kesişmesi benim için çok kıymetliydi.

Üçlü sacayağıydık: Kevork Taşkıran, Nesim Ovadya İzrail ve ben…

Bir Ermeni, bir Yahudi ve bir Türkmen

Güzel renklerdik. Üç çeşittik, üç yoldaştık, masamız her zaman neşeliydi ve tartışmalarımız bitmezdi…

Bazen sıkıştığımda “bir Ermeni ile bir Yahudi arasına giremem” derdim.

Kevork Taşkıran, Nesim Ovadya İzrail ve ben boyoz yiyoruz. (Fotoğraf: Nevzat Onaran arşivi)

Sabah buluşup kahvaltıda çayla birlikte yediğimiz boyoz ve börekti. Bir gün ‘Boyoz Teşkilatı’ isimlendirme oldu… Teşkilat olur da prensipleri olmaz mı? Hatta yayınevi kuralım vesaire görüşmemizde yine Kevork ağabeyden hemen şirket ismi: İzontaş… Soy isimlerimizin ilk hecesinden birleşik şirket adı… Böylesine canlı geçerdi sohbetimiz.  

Paramaz ve 20’ler… Ne yapabiliriz? Yürüdük. Hava da karabasandı…

Kusura bakmayınız teşkilatımız hakkında daha fazla bilgi veremem tüzük gereğidir…

Masamızın temel ilkesi her şeyi konuşmak ve güvendi. Masa ve tartışma olur da sertlik olmaz mıydı? Olurdu. Yine masadan saygı ve sevgimizi yıpratmadan kalkardık. Son beş yılımız böyle geçti.

Üçlü sacayağından Kevork ağabeyle tanışmamıza vesile Nazaret Dağavaryan’ın Hıristiyan Protestanlığı’nın ve Kızılbaş İnancının Doğuşukitabıydı. Evrensel Basım Yayın’a gelmişti kitap. Nazaret Dağavaryan’ın hayatı kitabı daha dikkat çekici kılıyordu.

Kitabın gelişi bile ayrı hikaye. Londra üzerinden İstanbul’a gelmişti. Ermenice’den çeviriydi. Çeviren Kevork Taşkıran’dı. Yayınevinden Onur Öztürk, kitabı bana verdi, “Okur musun?” dedi. Okudum. Benim için yeni bir alandı. Hıristiyan Protestanlık ve Alevi-Kızılbaşlık ilişkisi vesaire… Çeviriyle ilgili okuma notumda vardığım sonuç: “Bu çalışma basılmalıydı.”

Kevork ağabey birçok şirkette çalışmış sonrasında bireysel girişiminde başarısız olunca bildiği ana dili Ermenice çeviriler yapmaya başlamıştı. İlk çevirisi Dağavaryan’ın kitabıydı. Kendisine gönderilen her Ermenice belgeyi çevirip göndermediği olmuş mudur? Sanmıyorum. Bu tür emek harcamayı iş görmezdi, seve seve yapardı.

Bu süreçte yayınevinde yolumuz kesişti. Yayınevinden Onur tanıştırdı, “Kevork ağabey” dedi. Sonrasında görüşmelerimiz oldu. Ve Nesim ağabeyle, bir süre sonra üç kişi olduk ve sıklıkla buluşmaya başladık.

Kitabın yazarı Doktor Nazaret Dağavaryan, 1908’de açılan Osmanlı Meclisi Mebusan’da Sivas mebusuydu, 1908-1912 döneminde. Dağavaryan 1915’te öldürüldü. 1915 Ermeni soykırımında katledilen liderlik yeteneği olanlardandı Dağavaryan, özel hedefti. Liderlik yeteneği olanların imhasına Dahiliye Nazırı Talât’ın 24 Nisan 1915 şifresiyle “evet” denmişti. 1915’te Dağavaryan gibi altı Ermeni mebus daha öldürüldü. Yedi mebusun dördü, 1915’te Mebusan’da fiilen mebustu.

Teşkilât-ı Mahsusa çeteleri Krikor Zohrab (İstanbul), Hovhannes Seregülyan (Vartkes-Erzurum), Dr. Nazaret Dağavaryan (Sivas), Dr. Garabet Paşayan (Sivas), Isdepan Çıracıyan (Ergani) ile Onnik Tertsakyan’ı (Arşag Vramyan-Van) öldürdü ve Kozan Mebusu Hampartsum Boyacıyan (Murad) da idam edildi. 

Nesim Ovadya İzrail, Kevork Taşkıran ve Nevzat Onaran (Kayseri’nin kilisesi bugün belediye kütüphanesi / Fotoğraf: Nevzat Onaran arşivi)

1915’in yarası her Ermeni’de vardı… 

Kevork ağabey de bundan azade değildi. Yozgat’lıydı… 1915’te Ermeni soykırımı kasırgasında sağ kalabilen babası İstanbul’a savrulmuştu. Soykırımda üç-dört aylık olan babası tesadüfen kurtulmuştu. Hatta Kevork ağabeyin kendi anlatımından biliyorum, babasının biyolojik olarak anasından doğmasının yanı sıra hayatta kaldığı iki dönemi daha babasının tekrar doğumu olarak anlatmıştı. Kevork ağabey, babasını yaşatanlarla ilişkisinden Ermeni olduğunun yanı sıra Alevi-Kızılbaş olduğunu da söylerdi.

Zaman zaman Alevi-Kızılbaş olarak büyütülen benimle tartışmamız da olurdu… Nesim ağabeyle de Musevilik konusunda da tartışmadı değil. Bu konularda epey bilgiliydi.

Üçlü sacayağından Nesim ağabeyi iki makale yazdığı 2015’te Ermeni soykırımının 100. yılıyla ilgili Utanç ve Onur kitabının hazırlık sürecinde tanımıştım. Evrensel Basım Yayın’ın bastığı kolektif çalışmanın bir ürünüydü kitap. 1915’te yedi Ermeni mebusun nasıl öldürüldüğünü, Nesim ağabeyin Utanç ve Onur’daki makalesinde okuyabiliriz. Nesim ağabeyin diğer makalesi de 24 Nisan 1915’te tutuklanan Ermeni partililer, avukatlar, gazeteciler hakkındaydı… İstanbul’da tutuklanan 250 Ermeni aydından 174’ü öldürülmüştü

Bir gün üçlü buluşmamızı gerçekleştirdik, 2018 başında. Avcılar, Büyükçekmece ve Güzelce hattında oturduğumuz için buluşmamız kolay olurdu.

Çok zaman isteyip yapamadığımız gezmelerden ikisini gerçekleştirdik. Biri Balat’a, diğeri Ayaş’a ve Kayseri’ye…

2021 haziranda Ayaş ve Kayseri’ye gittik…

1915’te İstanbul’da tutuklanan Ermeni aydınların sürüldüğü Ayaş’ta, dostumuz Sezai Işık’ın bilgilendirmesiyle dolaştık. Onlarca Ermeni öldürülmüştü… Ve yol kenarında gösterdiği ev Deniz Gezmiş’in 28 Şubat 1947’de doğduğu evdi… Ne tesadüftü? Ermeni devrimcilerin öldürüldüğü kasabada 1970’lerin devrimci önderi doğmuştu…

Deniz Gezmiş’in Ayaş’ta 28.2.1947’de doğduğu ev, pembe kapılı (Fotoğraf: Nevzat Onaran arşivi)

Ankara’da Hıristiyanların önemli yerleşim yeri Stanoz’a da gittik… Köy kalmamıştı… Mezarlıkta da imhaya başlanmıştı…

Kayseri… Mustafa Şenalp ve Batuhan Yüksel’in mihmandarlığında şehir merkezini Talas ve Everek’e yani Develi’ye gittik…

Everek’te 11 Şubat 1915’te bombanın patladığı evi aradık… Evde patlayan bombayla sadece Everek’te değil tüm Kayseri’de resmi rakam 45 bini aşkın Ermeni yerinden yurdundan edildi, Suriye çölüne kovalandı.

Osmanlı Meclisi Mebusan’da birinci dönemde Kozan Mebusu Hampartsum Boyacıyan (Murad) bomba meselesiyle ilgili işkenceli sorgulandı ve 24 Temmuz 1915’te sekiz yoldaşıyla birlikte idam edildi.

Yolum Kevork ve Nesim ağabeyle kesişmese böyle bir bilgilenme gayretim olur muydu? Sanmıyorum.

Kevork ağabey, Yervant Odyan’ın iki çevirisini daha yaptı: Ermeni Diasporası (Kor Kitap) ve Lanetli Yıllar (Kor-Aras).

Kevork ağabey birkaç yıldır istediği gibi çalışamıyordu. Gözünden rahatsızdı ve tedavi süreci düşündüğü çevirileri yapmasını engelliyordu. 23 Kasım’da sabahleyin hastaneye kaldırıldığını ve bir süre sonra da kaybettiğimizi öğrendim, maalesef.

Masadan aniden kalkış gibi…

Kevork ağabeye… Kevork ahparige… Saygıyla ve özlemle.

Üçlü sacayağımızdan bir eksildik…

Bir Ermeni, bir Yahudi ve bir Türkmen…

Irkçılar ve türevleri olamasa birer millet olarak da niye aynı masada yaşamayalım?

https://www.evrensel.net/haber/475606/kevork-ahparig-uclu-sacayagiydik-2

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın