İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Hafıza Yetersiz’ filminin ilk gösterimi yapıldı

Hrant Dink’in sözünü renge, şekle ve sese büründürerek aktaran ‘Hafıza Yetersiz’filminin ilk gösterimi 12 Ocak akşamı, Cemal Reşit Rey Konser Salon’unda yapıldı. Ümit Kıvanç’ın tasarlayıp kurguladığı film, Hrant Dink’e ve sözüne yaşam alanı tanımayan ‘sistem’in nerelerde ‘hata verdiğini’ gözler önüne seriyor. Film, cinayetin 15. yılında, Hrant Dink’i hedef haline getiren tutkusuna; şu zor günlerde onun kendi sesinden dinleyeceğimiz Türkiye ve dünya hayaline ışık tutuyor.

Bir saatlik film gösteriminin ardından Zeynep Sungur’un moderatörlüğünde Fethiye Çetin, Ümit Kıvanç ve Arat Dink’le kısa bir söyleşi yapıldı. 

Gösterim sonrası söyleşinin moderatörlüğünü yapan, Hrant Dink Vakfı İletişim Koordinatörü Zeynep Sungur, Hrant Dink’in yaşamı boyunca savunduğu değerleri böyle güzel bir belgeselde bir araya getirdiği ve bu belgeselle hafızalarımıza seslendiği için Ümit Kıvanç’a teşekkür ederek, Hrant Dink’in sözlerinin ve savunduklarının, zamandan ne kadar bağımsız olduğunu, bugün dahi geçerli olduğunu yeniden hatırladığımızı söyledi. 

Fethiye Çetin, “bu topraklarda 3.000.000 nüfustan cumhuriyete geçerken 300.000 olduk. O üç yüz bini de tükettiler, atalarımın ürettiğini de tükettiler” diyerek yaraya işaret eden Hrant Dink’in, en katı kalplere dahi kolaylıkla ulaşabilen lügatiyle, barışçıl bir geleceği nasıl kuracağımızı gösterdiğini hatırlattı. Bugün geleceğe dair umutlu olmamızın yolunun yaralarımızın yasını birlikte tutmaktan geçtiğini ifade ederek, Hrant Dink’in hepimize verdiği en önemli mesajlardan birinin bu olduğuna dikkat çekti.

İçinden geçilemeyen acıların, tutulamayan yasların bizi korku, öfke ve şiddet sarmallarına nasıl hapsettiğini yıllardır deneyimlediğimizi söyleyen Fethiye Çetin, “bu çözümsüzlüğü nasıl aşarız” sorusunu soran Hrant Dink’in bu soruya verdiği cevapla konuşmasını tamamladı: “Bellek değiş tokuşu, konuşma, diyalog, ve bunların olmazsa olmaz koşulu ifade özgürlüğü ile … Çünkü biz birbirimizin doktoruyuz. Sen benim doktorumsun, ben senin…”

Ümit Kıvanç, bu filmi neden yapmak istediğini, neden şimdi yaptığını ve filmin isminin nereden geldiğini şu sözlerle açıkladı: “Böyle bir borcumuz olduğunu da düşünüyorum ama ancak şimdi yapabildim; daha önce Hrant Dink’in konuşmalarıyla günler geçirecek cesaretim yoktu. Hrant Dink yazmaktan çok konuşan bir insandı; sesiyle mimikleriyle, kaşını gözünü oynatışıyla söylediklerini bir bütün olarak hissediyoruz. Yazıları da kalıcı ama onun o canlı varlığı başka bir şeydi, o da filmle aktarılabilirdi. Hrant Dink’in sözünü dinleyebilmek için bir hafızaya ihtiyaç var ama bizim yaptığımız o hafızayı kapatmak.

Filmde bir sekans var, orada Hrant Dink’in arkasındaki bilgisayarda “memory is too low for word” (word programını açmaya hafıza yok) yazıyor; ben onu sözlere yer yok gibi algıladım. Belgeselin ismi de oradan geliyor.” Hrant Dink’in, 15 sene önce, söylediği sözler sebebiyle öldürüldüğünü hatırlatan ve bugün bu sözlerin hala geçerli olup olmadığına ilişkin bir soruya cevaben şunları söyledi: “Hrant Dink bu ülkenin hukuk, demokrasi isteyen bir vatandaşı olarak konuşuyor; bu sözler şu an o zamandan çok daha geçerli. Hrant Dink bugün olsaydı daha fazlasını söylemesi gerekecekti.”

Arat Dink, bu filmin kendisi için ne ifade ettiğini ise şu sözlerle ifade etti: “Bugün iki torunu izledi bu filmi, dedelerini daha iyi tanımalarına olanak sağladı bu film, bize büyük bir hediye verdi Ümit Kıvanç, kendisine çok teşekkür ediyoruz. Gelecek nesillere babamızı nasıl anlatabiliriz, nasıl aktarabiliriz, diye hep düşünüyoruz. Bunun yöntemi nedir sorusunun cevabını en doğru şekliyle Ümit Kıvanç verdi. Babamın gündelik kelimelerle derin anlamları bir araya getirme kabiliyeti vardı, Ümit Kıvanç’ın belgeseldeki gündelik görüntüleri de bununla bir paralellik sağlıyor.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın