İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Buruk bir veda

Suzan Nana Tarablus İstanbul’un tarihi sembollerinden Balat’ın ve Hasköy’ün geçmişini Yahudilerin İstanbul’unu, bu semtlerin bir zamanlar sakinleri olan bireylerin anlatımlarıyla aktarıyor.

Özge DOĞAR

Suzan Nana Tarablus “Çek Kayıkçı Balata” adlı ikinci kitabıyla okurları Balat ve Hasköy’ün bilmediğimiz tarihine götürüyor. Editörlüğünü Berken Döner’in yaptığı kitap Varlık Yayınları etiketiyle çıktı. Balatlı ve Hasköylü Yahudilerle yapılan 19 sözlü tarih görüşmesinden oluşan kitap, üç bölümden oluşuyor: “Balatlılardan”, “İsrail’e Göç Edenlerden, “Hasköylülerden”. Tarablus bir önceki kitabı “Bir Sabah Galata’da Uyandım”da olduğu gibi, bu kitabında da okurlara, İstanbul Yahudilerinin Balat-Hasköy özelinde tarihsel süreç boyunca maruz kaldığı politikalar, yaşam tarzları, gelenek ve görenekleri, tören ve ritüelleri konusunda bilgiler sunuyor. Tarablus ile kitabını konuştuk.

Her kitabın bir doğuş serüveni var, bu kitap neden ve nasıl doğdu?

İkinci kitabım “Çek Kayıkçı Balat’a” fikri, ilki olan “Bir Sabah Galata’da Uyandım”ın ertesinde doğdu. Bir yıl önceydi. Hayatlarımız evlerimizin sınırlarına daralarak sınırlandı. Yayın yönetmenliğini yaptığım ‘Şalom Dergi’yi ofise ayak basmadan, evde sürdürdüm. Pandemiyle birlikte iç yolculuklarıma başladım. Yazmak istediğim konulara yöneldim ve zamanda yolculuklarım böylelikle başladı. Her iki çalışmam da sözlü tarih belgeseli niteliğinde. İstanbul’da yaşayan Yahudilerin sosyo-kültürel ve ekonomik yaşamlarına ışık tutuyor, tanıklarımın atalarının kökenini, azınlıklara yönelik politikaların, yaptırımların hayatlarına hangi boyutlarda yansıdığını, eğitim-öğretim hayatlarını, Yahudi toplumuna ve geniş topluma katkılarını, etnik, kültürel aidiyetlerini ne ölçüde koruduklarını yansıtmaya çalıştım.

Balat ve Hasköy’de insanların mahallelerini çok sevmesine rağmen 40’lı yılların sonunda İsrail’e göç yaşandı. Geriye kalanlar da başka semtlere taşındılar. Bu değişim neden yaşandı?

En yoğun göçü Balat verdi. Yahudi nüfus azınlıklara uygulanan ayrımcı politikalardan etkilendi. Şartlara uyan, ‘20 Kur’a Nafıa Askeri (Las Vente Klasas) olmayan tek bir erkek yoktu. Paraları da yoktu ki Varlık Vergisi’ni ödeyebilsinler! 1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla Balat’ta neredeyse kimse kalmadı! Genellikle Karadenizliler Yahudilerden kalan boş evlere yerleştiler. İstanbul’dan ayrılmak istemeyen Balatlılar da ekonomik olanaklarını zorlayarak, Şişhane’ye, Galata’ya, Şişli’ye taşındılar. O günlerden günümüze Balat’ın ‘yerlisi’ birkaç Yahudi kaldı. Balat insanını kaybetti. Sinagogları, dernekleri, okulları cemaatini kaybetti. Her şeye rağmen hâlâ direniyor. ‘Soylulaştırma’ projelerine bu gözle bakmak gerekiyor. Eğitimli insanlar sahipsiz evleri onarıyor, bakım yapıyor, yerleşiyor. Bu çok güzel. Fakat semtin ruhunu kaybettiğini de görmezden gelemeyiz. En azından hem yerel tarih içinde hem de şehir dokusundaki Yahudi varlığına dair bir bilinç oluşmalıdır. Anıtsal, yapısal izler korunmalı. Belediyelere, sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşüyor.

Hatıralara tanıklık etmek günümüzü anlamaya yardımcı oluyor. Bizlere özellikle sevgi adına güç veriyor, gerçek sevgiler varmış dedirtiyor. Büyükanneler, büyük aşklar, kalabalık aileler… O günlerde aile tanımı ve ilişkileri için neler söylersiniz?

Zaman içinde yansıma şekli farklılık gösterse de bana göre sevgi her dönemde vardı ve her zaman da olacaktır! Su ve ekmek kadar elzem yaşamın olmazsa olmazıdır. Çalışmamı oluşturan zaman diliminde ise Yahudi aile yapısı bugünlere nazaran daha patriarkal, daha muhafazakâr ve içe kapanıktı. Kapalı devre hayatlar sürdüren toplum bireylerinin yaşama bağlılıklarını, dirençlerini, güçlerini ailelerinin birliği ve dayanışmasından sağladıklarını düşünüyorum. Toplumsal cinsiyet açısından o günlerde kadın evin erkeğine (babasına, kocasına, ağabeyine) biat etme durumundaydı. Aralarında Jale İbrahimzadeh, Ceni Franko Gülnihal gibi insanlığın evrensel serüvenine katkıda bulunacak şahsiyetler de vardı. Tüm kadın tanıklarımın anlatısının ortak bir noktası var: Fedakârlık! Baba, ağabey, koca için yapılan fedakârlık! Çoğu en başarılı oldukları dönemde sırf bu yüzden okullarına devam edemediler. Erken evlenmek zorunda kaldılar. Onlardan ‘iyi bir eş’, ‘şefkatli bir anne’ olmanın dışında hiçbir şey beklenmiyordu. Bu unsur da toplumun ilerlemesini yavaşlatan nedenlerden biriydi. Diğer yandan ise okul eğitiminden yoksun bırakılan o günlerin Yahudi kadınları erkeklerinin yokluğunda ailenin idaresini/geçimini sağladılar.

Suyun iki yakasındaki Balat ve Hasköy’ün arasında sosyal, ekonomik farklar var mıydı, birbirleriyle sosyal ilişkileri nasıldı?

Balat ile Hasköy de farklı sularda akmış, farklı kimliklere sahip olmuş iki komşu semt. Balat’ın geçmişten getirdiği Sefarad alt yapısı, Hasköy’ün ise Karay mirası var. Hasköy, Yahudilerin ilk yerleşim bölgelerinden biri. Ağustos 1875’te Hasköy’de açılan Alliance okulu, 1877’de erkek çocuklara da eğitim vermeye başladı. Tanıklarımın hemen hepsinin doğrudan ve dolaylı bir Alliance anlatısı var. İki semti de etkilemiş bir okul. Okulun Hasköy’de olması, semtin toplum yapısını dönüştürdü, burada yaşayan Yahudi cemaatine yeniden şekil verdi. Alliance’ın eğitimi doğrultusunda Hasköy cemaati oldukça verimli, üretken ve ‘dünya insanı’ olmayı başardı. Balat ise yaşamın her kesiminden insanların yaşadığı Yahudi nüfusunun en yoğun olduğu semtlerden biri. Balat’ın hiçbir yere benzemeyen, kendine özgü bir dünyası var. Balat’ta Türkler, Ermeniler, Rumlar da yaşıyordu. İki semtin insanı birbirleriyle evlendi, neredeyse herkesin her iki tarafta aile yakınları vardı.


BirGün Gazetesi

Yorumlar kapatıldı.