İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Ragıp Zarakolu – Ailemizin ilk ‘komünist’i

Stockholm. Hamit Baydargil’i ailemizin ilk “komünist”i olarak tanımlayabilirim. Gerçekten TKP’ye üye olup olmadığı önemli değil, çünkü kimin “komünist” olup olmadığına kendilerinden önce devlet karar veriyordu.

Şimdi kimin “terörist” olup olmadığına devletin karar vermesi gibi.

Herhalde ailede ikinci “komünist” ben oldum. Devlet açısından önemli olan, olma potansiyelini daha meydana gelmeden yok etmektir.

Genç yaşımda TKP yöneticisi olmakla suçlandım 1971 yılında, Ant ve Partizan dergilerinde yazdığım için. Daha sonra TBKP başkanı olacak olan Nihat Sargın ise aynı davada TKP üyesi olmakla suçlanıyordu! “24 yaşımda iken Nihat Sargın’ın lideriydim” diye hava atmak mümkün!

Ama devletin yine de koku aldığı söylenebilir. Zira Partizan dergisi yazı kurulu daha sonra gerçekten TKP yönetiminde yer alacaktı. Oysa 1970 yılında sadece, “yahu bir TKP olması gerek, nerede?” sorusu yeni yeni yükselmeye başlamıştı! Ama devlet ne koku alırmış!

Hamit Baydargil, sistemin tanımlaması ile “şehit” çocuğu idi. “Askeri kırdıran” Enver Paşa’nın, Allahuekber dağlarında yaşamını yitirmişti binbaşı olan babasını.

Orada ölürken İstanbul’da Beşiktaş’ta oturan oğlunu ve kızını daha teğmen rütbesini yeni takmış olan genç teğmen Mehmet Arif Ölçen’e emanet etmişti son nefesini verirken.

Enver Paşa ise bir Ermeni askerin yardımı ile kaçmayı başarmıştı. Erzurum’a varır varmaz da Osmanlı ordusunda görev alan Ermeni askerleri öven bir açıklama yollamıştı Patriğe.

Ama aylar sonra kendisinin sorumlu olduğu korkunç hezimetten Ermeni halkını sorumlu tutacaktı, Talat Paşa ile birlikte.

Mehmet Arif (Ölçen) teğmen sağ kaldı ama esir düştü, Sibirya’daki kamplardan birine yollandı. Derken, 1917 Devrimi patlak verdi. Tam Çek savaş esirlerinin devrim karşıtı başkaldırısı sırasında o da ülkeye geri dönmenin yollarını aramaktaydı.

Devrim mahkemesi tarafından şüpheli olarak tutuklandı, o da savaş esiri olduğu için. Mahkeme başkanı bıraktı Çek olmadığını anladıktan sonra. 1918 baharı Berlin üzeri İstanbul’a dönmeyi başardı.

Kucağında can veren komutanının ailesini buldu. Kızı Refika ile evlendi. Hamit’i askeri okula verdi.

1931 yılında, Nejat Ölçen’in ifadesi ile “ordunun modern askeri eğitim almış, Mustafa Kemal’in ilk haberleşme subaylarından biri” olmuştu. Tokat Askerî Ortaokulunda Sarıkamış yetimi Hamit, eniştesi Mehmet Arif’in öğrencisi ve Zeki Zarakol’un sınıf arkadaşıydı. İkisi de dayılarının kırık not vermesinden yakınıyordu. Hamit’in ablası Refika Hanım bir gün eşi Binbaşı Mehmet Arife sorar: “Yeğenlerine niçin düşük not veriyorsun?” Yanıt: “Refika, iltimas yapmadığım görülsün istiyorum.”

Herhalde Sibirya’nın katkısı, Arif Dayı ressamdı ve müzik aletleri yapacak ölçüde yeteneği vardı. Evimizde babam için yaptığı cümbüşü hatırlıyorum. Niksar’ın birçok panorama resmini yapacaktı. Hatta askerlikle bağdaşmayan işler yaptığı gerekçesi ile ihtar aldığı söylenir. Bu yetenek kızına geçmiş, Şükran Ölçen, Güzel Sanatlar Akademisinden mezun olmuştu.

1932 yılında basında bir yerde Sertel çifti ile Hamit teğmenin resmi çıkar.

Ve kendini askeri mahkemede bulur Hamit Teğmen, “genç cumhuriyet çocuğu” mahkemenin Fevzi Çakmak gibi tutucu başkanına kafa tutar, ters ters cevaplar verir.

O sırada Sertel çifti Türkiye’nin ilk ansiklopedisi olan “Hayat Ansiklopedisi”ni çıkarmaktadır. Ağabeyimin, daha sonra benim ilk ansiklopedim olacaktı.

“Ne olmuş saygın Sertel çifti ile yemek yediysem” der.

Paşa hazretleri hemen azline karar verir, “şehit” oğlunu. Ve siyasi şubenin hayat boyu takip olunanlar listesinde yer alır. Öyle ya adam “Mustafa Kemal’in ilk mektepli muhabere zabitlerinden.” Ya tik takla mesaj yollarsa bir yerlere?

Fevzi Çakmak, paranoya düzeyinde kuşkulu bir komutandı. Örneğin ülkenin ilk demir çelik fabrikasını Anadolu içlerine yaptıracaktı, hem ürün hem hammadde ulaşımının maliyeti yüksek olduğu halde. Düşman ele geçirir aman ha! Uzun yıllar Anadolu’ya demiryolu yapımını engelleyecekti. Savaş halinde düşman kullanır diye.

Hasılı, Hamit teğmen 1938 yılının kurbanı olan genç subayları gibi kurban edilir, daha yıllar önce. Bari Serteller yerine, Nazım Hikmet ile yemek yeseymiş!

Nejat Ölçen’in anlatımı ile “1932 yılında Zekeriya Sertel ile bir fotoğrafı basında yayınlanmış ve biraz da kendini savunmak yerine yargıca çok sert davrandığı için ordudan tard edilmişti dayım. Zekeriya Sertel, 1932 yılında Hayat Ansiklopedisini yayımlıyor ve kendisi için “komünist” deniliyordu. Dayım da ordunun ilk komünisti olarak suçlanıyordu!”

  1. En arka sırada sağdaki Muhabere zabiti Hamit (Baydargil) Teğmen. Sol başta Yüzbaşı Necati Doğurtan, ikinci sıra sol başta ilkokul öğrencisi Ali Nejat Ölçen ve yanında annesi Refika Ölçen, yanındaki kız çocuğu, sonradan Kabataş Erkek Lisesinde Coğrafya öğretmeni olacak Türkan Ölçen ve onun yanında Refika hanımın kızkardeşi, Necati yüzbaşının eşi Faike. Onun yanındaki ise Şükran Ölçen.

Mehmet Arif, Teşvikiye’deki evine alır. Siyasi Şube karşı kapıda hazır. Nejat Ölçen’in anlatımı ile “Ordudan tard edilince dayım bizlerde kalıyordu. Yıl 1933, Nişantaşı Caminin tam karşısındaki üç katlı binanın son katına yerleşmiştik. Dayım dışarı çıkamıyor, cami duvarının yanında bekleyen iki kişi dayım nereye giderse arkadan onu izliyorlardı. Pederim durumu fark etti, silahını alarak adamlara yaklaştı. Ne söylediğini duymadım ve dayımın peşine o günden sonra hiç kimse düşmedi.” Ama anlaşılan sadece kendilerini göstermeden takip ettiler.

Yine Nejat Ölçen’in anlatımı ile “O yıllarda Perşembe yarım gün, Cuma ise tam gün tatildi. Bir gün Nişantaşı 15’nci İlk Okulun son sınıfında elimden tutarak Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi’nden bir önceki binaya götürdü beni. Dayımı ‘Hamit Teğmen’ diyerek garsonlar karşıladı. Onu sivil giysiler içinde olsa da Teğmen sanıyor olmalıydılar. Güzelim bir masaya karşılıklı oturduk. Kocaman kırmızı şarap ve de balon biçiminde iki kadeh geldi. Dayımla kadeh tokuşturarak şarap içmeye başladım. Neler anlatıyor, hiç birisini anlamıyordum. İlk kez kendisini dinleyen birini bulmuş ve yalnızlıktan kurtulmuştu. İlkokulda dayısıyla şarap içen bir öğrenci oldum.”

  1. Hamit Teğmen sivil elbisesiyle. Solunda Tokat Askeri Orta Okulu ve Kuleli’den sınıf arkadaşı, Hava Kuvvetlerinin ilk diplomalı pilotlarından Zeki Zarakol. Sağında ilkokul öğrencisi Nejat Ölçen. Onun yanında Harb Okulu öğrencisi Hikmet Baydargil. Ortada oturan Binbaşı Mehmet Arif, onun iki yanında kızları Şükran ve Türkan, kız kardeşlerim. En sağda eşi Refika, en solda ise Hamit Teğmen’in eşi Muammer.

“Bir gün kapısını vurmadan açtım. Subay giysileri üzerindeydi ve şapkası da başında aynanın karşısında kendisine selam veriyordu. Sessizce kapıyı kapadım. Beni bir daha şarap içtiğimiz lokantaya götürmedi. Askeri giysilerini hiçbir zaman yanından ayırmadı. Bir gün 30×20 boyutunda kontraplak tahta geldi, üzerine bobinler, elektrik telleri bağladı. Kimi küçük araçlar ve de kulaklık yerleştirdi. Küçük düğmeye bastı ve kulaklığı kulağıma yaklaştırdı. ‘Sesleri duyuyor musun?’ dedi. Yıl 1934. Ankara Radyosunu dinlemeye başlamıştık. Gece sıra babama gelmişti. İlk sözü şu oldu: ‘Sesler demek ki kaybolmuyor. Bir gün Fatih Sultan Mehmet’in de sesini duyacağız!’”

1971’de nice yetenekli genç subay ile birlikte hapis yatacaktım, Maltepe’de, Alemdağ’da ve Selimiye’de. Onlarla konuşurken hep Hamit Teğmen’in yaşadığı travmaya tanık olacaktım.

1980 darbesinden sonra ise tutuklu genç subayları özel olarak erlere dövdürürlerdi. Hapishane giysisi giymeyi reddedip, Sıkıyönetim Mahkemesine don gömlek getirildiklerini hatırlarım.

Hasılı Fevzi Çakmak’tan bu yana ordunun gerçekten “Peygamber Ocağı” olduğu kanıtlandı! Yani bu yeni bir hikâye değil.

1971 yazı beni sorgulayan askeri savcı, “Allah’a inanıp inanmadığımı” soruyordu, birileri kısa zaman önce askeriyenin ülkeyi kurtaracağı hayalinde iken.

Hamit Teğmen, 1932 yılında ordudan atıldıktan sonra her bir iş bulduğunda ertesi gün siyasi şube damlar ve kendini işsiz bulur yine. Sonunda cesur bir fırın sahibi iş verir ona. Zaten daha sonra da onun damadı olacaktır. Ben Nişantaşı’nda ilkokulda iken, Hamit Teğmenin oğlu Saltuk, bayramlarda bize ziyarete gelirdi. İki de kız kardeşi vardı Saltuk’un. Ben çocukken annemle babamın daha sonra şöyle konuştuklarını hatırlarım: “Babası çok endişeli, şimdi mimar mühendis oldu ama ya askerlik görevini yerine getirirken, subay yapmaz, kıtaya çıkarırlarsa diye.”

Uğur Mumcu dahil, az aydını, yazarı kıtaya çıkarıp ceza taburlarına yollamadılar.

Mehmet Arif Ölçen babamın dayısıydı. Ve babam da dayısı gibi “komünistlerle” konuşmaktan çekinmezdi.

Babamın öğretmen bir arkadaşı, Hasan Basri Alp işkencede ölecekti. Sözünün fısıltı halinde evde geçtiğini hatırlarım çocukken. 1945 yılında atacaklardı Sansaryan hanın 5. katından. İntihar diyeceklerdi.

Arif dayının oğlu Nejat Ölçen de RZ 2011 yılında tutuklandığında, “bölücü/terörist” olduğu iddia edilen onunla yazışmaktan, ona kitap yollamaktan çekinmedi.

Nejat abiyi karantina alacakaranlığında 98 yaşında yitirdik, 2020 yılı 16 Kasım’ında…

(*) Büyük dayının Sibirya anıları Türkçe ve İngilizce olarak yayımlandı. Mehmet Arif Ölçen, Vetluga Irmağı / Sarıkamış Cephesinde, Sarıkamış ve Sonrası 1916-1918, Ümit Yayıncılık 1994. Mehmet Arif Ölçen, Vetluga Memoir / ATurkish Prisoner of War in Russia, 1916-18, Introduction and Epilogue by Ali Nejat Ölçen, Tarnslated by Gary Leiser,University of Florida 1995.


Artı Gerçek

Yorumlar kapatıldı.