İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kadın düşmanlığı ve hain dişiler: Despinalar, Beatriçeler, Hayganoşlar…

Attila İlhan, Mehmed Rauf, Ömer Seyfettin gibi yazarların ayrımcılığı ve cinsiyetçiliği görmezden gelinemeyecek kadar belirgin. Eleştirel bir bakışla okunmalarının vakti gelmedi mi?

GÖZDE YILMAZ

Attila İlhan, Karantinalı Despina şiirinde, kendi ideolojisini bir kadın üzerinden bizlere aktarır. Benzer bir durumu, Mehmet Rauf’un Halas adlı eserinde de görmek mümkündür. Literatürde çokça rastladığımız, kadın üzerinden siyasi ve kültürel anlatının şekillendirilmesi hususu, bu iki eserde de karşımıza çıkmaktadır. 

Öncelikle Karantinalı Despina‘dan başlayalım… Neresidir şu Karantina ve kimdir Karantinalı Despina? İkiçeşmelik’ten Karataş’a, Karantina’ya ve Göztepe’ye doğru uzanan Yahudi iç göçü, büyük ölçüde 19. yüzyıl Aşkenaz göçleri sonucunda oluşmuş, yurtsuz Yahudiler, toplu konutları, sosyal yardımları ve iş olanaklarını paylaşmak zorunda kalmışlardır. Karataş-Karantina ve Göztepe’ye yerleşen varlıklı Yahudi aileler bu semtlerde Batılı bir hayat sürdürmüşlerdir. 20. Yüzyıla kadar bu bölgede çokça yerleşim yeri bulunan Yahudiler, bölgenin Ermenileri ve Rumları yanında ağırlıklı nüfusunu oluşturur. Karantina olarak adlandırılan mekân, orada zamanında var olan askeri hastanenin karantina merkezi olarak kullanılmasından almıştır ismini. Askeri Hastane buradan kaldırılınca bölge iskâna açılmış ve Despina da başka pek çokları gibi bu bölgeye yerleşmiştir. Şantöz olarak geçimini sürdüren Despina’nın şiirlere konu oluşu, gayrimüslim kimliği üzerinden aşağılanmasını da beraberinde getirmiştir. Attila İlhan’ın Karantinalı Despina şiirinde, İzmir’in işgali sırasında Yunan miralay Zafiru birlikte olup, Mustafa Kemal Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın babası olan ve eşini aldatan Muammer Bey’i “unutması” ve “uyutması”, Muammer Bey’in “aşkına ihanet etmesi” ve “bu yanlış geceyi kullanması”, Despina’nın aşkı üzerinden hainlik anlatısının kurulmasını sağlamıştır. İşte Attila İlhan’ın söz konusu şiiri (İlhan, s. 90)…

Karantinalı Despina

bir gül takıp da sevdalı her gece saçlarına
çıktı mı deprem sanırdın ‘kara kız’ kantosuna
titreşir kadehler camlar kırılır alkışlardan
muammer bey’in gözdesi karantina’lı despina

çapkın gülüşü şöyle faytona binişi kordelia’dan
ne kadar başkaydı her kadından her bakımdan
sınırsız bir mutlulukta uyuturdu muammer bey’i
ustalıkla damıttığı o tantanalı aşklarından

işgal altüst etti nasıl da izmir’de her şeyi
öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi
körfez’de parıldayan yunan zırhlılarına karşı
miralay zafiru’yla ispilandit palas’ta sevişmeyi

gemi sinyallerinin gece bahçelere yansıması
havuzda samanyolunun hisarbuselik şarkısı
demlendikçe yalnızlığı aydınlanıyor muammer bey
olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması

Bu anlatıda, gayrimüslimlerin oturduğu Karantina bölgesi Despina’nın ismi üzerinden ötekileştirilir ve Despina bir gayrimüslim olarak, (Türk ve Sünni olan) vatanına her halükârda ihanet edecek karakterde bir kadın olarak çizilir. Despina, hem bir “gayrimüslim” olarak öteki, hem Karantinalı olarak nitelendirilmesi bakımından; mekânın kimliğine aidiyeti bakımından “öteki” olan, hastalıklı görülen ve tecrit edilmesi gerekendir. Şiirde, Yunan miralayı ile bir gayrimüslim mekânı olan İspilandit Palas’ta sevişmeleri de bu anlamda tesadüf değildir. Mekânların dişil karakter atfedilerek ötekileştirilip yabancılaştırılmaları ve üzerlerinde kurulacak her türlü hâkimiyetin, sömürünün ve zaptın bu bağlamda “haklı çıkartılması”, bilinçli bir tercihtir. Bu durum, kadını anlatının çekirdeğine yerleştirerek, bu çekirdeği mutasyona uğratmak ve bu yolla “hastalanmış” olanı ifşa etmektir. 

Benzer bir tavrı, Mehmet Rauf da “Halas (Kurtuluş)” adlı romanında, İzmir’li Beatriçe üzerinden kurgular. Ötekileştirme söylemlerinde İzmir’e çokça yer verilmesi, 13 Eylül 1922 İzmir yangınında bir bellek çukuru haline gelmeden önce, bu bölgede yaşayan çok fazla gayrimüslim olmasından dolayıdır. İngiliz Beatriçe, romanın kahramanı Nihat’ı, İzmir’in “işgali” sürecinde, memleketin “gayrimüslimlerden temizlenişi” gayesi ile hareket etmesinden alıkoymaya çalışan kötücül bir karakterdir. Fakat Nihat , “ırkın temizliği için her kaydı çiğnemeye mecbur bir Türk” (Rauf, s. 97) olarak dikkatli davranır. Beatriçe, emellerini saklayan, “son kozlarını oynayan kumarbaz bir yırtıcı edasıyla (…) en heyecan verici renklerini ve şuhluklarını kullanan” bir kadındır. (Rauf, s. 99) Beatriçe’nin teklif ettiği “kozmopolit, amaçsız, alçak bir hayatı” (Rauf, 103) kabul etmenin imkânsız olduğunu anlayan Nihat nihayetinde,

“bir ırktan olmayanlar ne kadar derin aşklarla bağlanırlarsa bağlansınlar, gene birbirlerine nüfuz  etmeleri mümkün değildir. Ne de olsa biri ötekine, öteki buna, mensup olduğu millet için kötü muamele etmeye eğilimli bulunur” (Rauf, s. 104) 

fikrine ulaşır ve Beatriçe hain ilan edilir… 

Benzer bir tavrı, Ömer Seyfettin’in Ashab-ı Kehfimiz: Bir Ermeni Gencin Hatıraları eserinde de görürüz; bu hikâyede Ermeni genç, âşık olduğu Ermeni kadına olan sevgisini, vatan aşkı ve sevgisi ile birleştirir, Ermeni kimliğine ve Ermeni yurduna olan aşkını, Ermeni bir kadına duyulan tutkulu aşkı üzerinden dile getirir. Ömer Seyfettin’in Türkçülüğü yüceltmek niyetiyle, Ermeni gencin Türklerle alay etmesi temelinde oluşturduğu eserinde, yurt sevgisinin ve kimliğin kadına duyulan tutku ve aşk üzerinden anlatılması, karşı anlatı olarak kadının düşmanlaştırılarak bu düşmanlık üzerinden vatan sevgisi ve aşkının kurgulanması ile paralel düzlemdedir. Ömer Seyfettin, hikâyesinin Ermeni karakteri Hayikyan’a, “hiçbir vakit milletinin muhabbetini, Osmanlılık gibi boş kozmopolit iddialarına değişmeyeceğini” söyletir. (Seyfettin, s. 80) 

Âşık olduğu Ermeni kadın Hayganoş, ona “milletini sev” dedikçe, Hayikyan onu daha çok sevmeye başlar: 

“Zaten hakiki bir kadın aşkı ile millet aşkı arasında ne fark vardır? (…) Aşksız aile olamadığı gibi, kini, bağnazlığı olmayan bir millet de olamaz.” (Seyfettin, s. 81) 

Atilla İlhan’ın Karantinalı Despina‘sının memleketimizde romantize edilerek paylaşıldığı, müzikallerinin yapıldığı görülmekte, fakat şiirin ne gibi bir ötekileştirici anlatı oluşturduğu üzerine hiç tartışılmamaktadır. Halihazırda okullarda okutulan Mehmet Rauf ve Ömer Seyfettin kitaplarının, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı söylemlerin analizi yapılmadan öğrencilere tavsiye edildiği de ortadadır. Halas‘ın yayınlandığı yıl olan 1929 yılında bu kitap, Maarif Vekaleti Talim ve Terbiye Dairesi’nce okullara tavsiye edilmiş, yazar ödüllendirilmiştir. Bu eylemler bize, takdir toplayan ideolojik anlatı hakkında fikir vermektedir. Günümüzde de benzer tutumların sürdürülmesi, eserler ve yazarların romantize edilerek, eleştirel bir bakışla incelenmemesi sebebiyledir. Maalesef, İlhan’ın Despina’sı ve Rauf’un Beatriçe’i gibi tiplemelerin yer aldığı eserler, insan hakları ihlallerine olumlama getiren, kozmopolit demokratik toplumsal yapılanmaları tehlikeli addeden, cinsiyetçi ve ayrımcı eserlerdir. 

 •

Kaynakça

Attila İlhan, Yasak Sevişmek, 16. Baskı, İş Bankası Yayınları, 2016.

Mehmet Rauf, Halas (Kurtuluş), Türkiye İş Bankası Yayınları, 1998.

Ömer Seyfettin, Ashab-ı Kehfimiz, Bir Ermeni Gencin Hatıraları, Boyalıkuş Yayınları, 2017.

GİRİŞ RESMİ:

1922 büyük İzmir yangını.

https://t24.com.tr/k24/yazi/kadin-dusmanligi-ve-hain-disiler-despinalar-beatriceler-hayganoslar,2593

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: