İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tek kişiyse iyidir…

***HyeTert, bu kaynağın ve/veya içeriğin yanlış ve/veya yanıltıcı bilgiler ve/veya soykırım inkarcılığı, ırkçılık, ayrımcılık ya da nefret suçu içerdiği/yaydığı kanısındadır. Metni paylaşmadan önce bu uyarıları göz önüne alarak, içeriği ve/veya kaynağı güvenilir kaynaklardan kontrol ediniz.***

Atilla Özdür

İnsanoğlu doğduğunda temizdir. Müslüman fıtratında gelmiştir. Onu yoldan saptıran hemcinsleridir, çoğul halindeki kendi benzerleri…

Bunun, Müslümanı Hristiyanı, siyahı beyazı, kuzeylisi güneylisi olmamalı…

Irkçılığı harekete geçiren dinamik güç, kişinin sayıca çoğalması…

İzmir, Yunan işgalinde Bursa ile birlikte elden gidiyor. Çocukluğumda evimiz Uludağ’dan şehrin doğu yakasına inen Gökdere’ye yakın bir yerde idi. Mahallemizdeki evlerin bir kısmında bidayette rum vatandaşlar ikamet ediyorlar. Çoğu evlerin mimarisi rum tarzında. Zamanla kulağımıza çalınan konuşmalardan anlıyorduk ki, “Rumlu Türklü” karma komşulukta taraflar hallerinden memnun ve mutlu yaşamışlar…

Ayıdan post gavurdan dost çıkmayacağını vurgulayan atasözünün beynime çakıldığı çocukluğum, otuzlu yıllarım, burada geçmiştir. İşgal günlerinde yunan askerlerinin hamile kadınların bebeleri üzerinde kumar oynadıklarını da komşularımızın konuşmalarından duyup işitmiştim…

Kız mı erkek mi? diyerek hamile kadının karnını süngüleme oyunundan doyumsuz haz duyup zevk alırmış, yunan askeri. Kim bilmişse, parsayı da o toplarmış…

İkinci harp günlerinde de birkaç senem İstanbul Tarlabaşında geçti. Ev sahibimiz bir ermeni ailesi, aynı binada oturuyoruz. Çevremiz çoğunlukla rum ve ermeniler. Onlarla komşuluğun tadına doyamazdık…

Kötülük ve hainlik, devletlerinden geliyor…

Hrıstiyan azınlıklar sulh ve huzur ortamında burada tek ve güçsüz, Türkler ise hem kalabalık hem de güçlü…

Evet hacım, doğrudur beyim. Sabah şerifleriniz hayırlı olsun hoca efendi, Ne haber lan küçük efe, Komşum, bi fincancık zeytinyağın var mı? gibi…

¥

İngilizlerin İstanbul’u işgalinde yaptıkları gibi, İzmir ve Bursa’ya yunanlılar dolunca, postları on para etmez ayılar, işgalciliğin verdiği güçle canavar kesiliyor…

Böyle hallerde hak, hukuk ve vicdan ortalıktan yok olup gidiyor…

Aynen günümüzde Meriç havzasında yok oluşu gibi… 

Hepsi iyi hoş da, milyonluk tazminat davasının kahraman hesap uzmanlarına ne oluyor da, Meriç havzasıyla Ege sularındaki daha henüz çişini tutmasını bilemeyen bigünah bebekleri ellerindeki odunlarla suya gömüp öldürmekten daha beş beter canavarlıkla Devlet başkanları Tayyip Erdoğan’a yapılan saldırılardan, doyumsuz ve şehevi haz alıyorlar?…

¥

Fatma Girik’in Şişli Belediye Başkanlığını kazandığı günler…

O günlerin, Dârül İslâm Dârü’l-harb, tartışmalarının yoğunluğu altında kendine özgü heyecanı, vicdan noktalarımızı sarsalayan günümüzün politik ahlakçılığına nispet, haylice militan idi…

Şimdi politika, bütün çeşidiyle, sevmeli sövmeli ve kahpece…

Saygı, sevgi ve muhabbetten kesilmiş halde…

¥

Belediyenin tam da Osmanbey durağına düşen bir hizmet şubesinin namaz odasında birkaç vaktimi eda ettiğimi hatırlıyorum. Ne var ki, o günlerin semt kahveleriyle duvar ilanlarında, Fatma Girik daha henüz boy göstermemişti.

Gün gelince hamuru maya tutmuş ve Fatma hanım da Reis olup oturmuş….

Sonra, bir sigara içim süresi kadar bir zaman aralığının ardından baktık ki, namaz odası olarak kullanılan ufacık mescid, kapatılmış…

Dârü’l-harb, değil miydi? “Böyle olurdu bizlerde insan hakkı” türküsünü mırıldanarak çekip gittim, keyfimce…

¥

Hükümetler bazen bütçe darlığına bazen de kanun tuzağına düşmemek için, ya ticaret şirketi kurarlar ya da vakıf… 

Şimdi belediyeler de ayni kulvarda at koşturuyorlar. Seçmenlerine iş ve yoksullarına poşet, sonunda borçlanma. Sonra gelsin varlık satışları, iğrenç suçlamalar, küfürleşmeler ve savaşmalar…

CHP fabrika ayarlarına dönmek istiyor. Her insanın ve her inancın olduğu gibi her felsefenin de kendine özgü tanrıları bulunuyor. Çoğu yerde inançların ve felsefelerin kendileri tanrıdır. Başkasına gerek duyulmuyor. Bidayette ismen var sayılmıyorsa da, sonraları isim de bulunuyor…

Günümüzün tanrısı, kadınlar…

Bu yılki Kadınlar günü kutsama ritüellerinde, sağ siyasetin seçimsiz ve itibari sekreterlerinden bir iki hanımın katılmasıylabidayette hükümetçe imzalanan “İstanbul Sözleşmesi”, irrevocable yapıda değiştirilemez ve iptali de gayri mümkün anlamında nitelikli bir güç kazandı …

¥

İBB geriye dönerken, eskinin bugün için gereksiz teferruatını temizleyerek politik yapının ana direklerinde restorasyona kalkışacaktı. Muhtemelen bir uç beyi, kendilerine prim yapacağı düşüncesiyle kendi hesabından bu işe başlayıvermiş bile… 

Namaz odasını kapatarak…

Örneği de, Fatma Girik’ten…

Erişirmiş menzi-li maksuduna, aheste giden”, 

Tiz-i reftar olanın payine damen dolaşırmış”…

İmamoğlu’nun günahını almayalım. Uç beyleri çok reftar… 

https://m.yeniakit.com.tr/yazarlar/atilla-ozdur/tek-kisiyse-iyidir-31559.html

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın