İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İstanbul’un yer üstü zenginlikleri kadar altında da gizemli ve büyülü bir dünya bulunuyor

Mehmet Şimşek msimsek@haberturk.com

Yaklaşık 15 sene önce satın aldığım bir kitapla İstanbul’u baştan sona yürüyerek arşınlamıştım. Önceleri birkaç turdan sonra bırakabileceğimi düşündüğüm geziler gün geçtikçe daha da çekici hale geldi. Yaklaşık 2 sene değişik kaynakların yardımıyla gezilerimi sürdürdüm. İstanbul aşığı Yahya Kemal bir yazısında hürriyeti deniz suyu içmeye benzetmiş, ‘tuzlu suyu içtikçe susuzluğunuz artar’ demişti. Benim de İstanbul’a ilgim her geçen gün daha da artarak devam etti.

YAKIN GEÇMİŞE KADAR BİRİLERİNİN İNİSİYATİFİNDEYDİ

İstanbul’u gezdiğim yıllarda Bizans döneminden kalan birkaç sarnıç istisna tutulursa yeraltındaki dehlizleri gezmek risklerle doluydu. Sözgelimi şimdi turistik olarak kullanılan Binbirdirek Sarnıcı’na mahalle muhtarı Cafer Bey’e ricada bulunuyor, kısa bir bekleyişten sonra büyükçe bir anahtarla gelen Binbirdirek Mahallesi muhtarın elinde tuttuğu fenerle kısıtlı ölçüde kasvetli sarnıca ahşap bir platformdan sadece göz atabiliyordunuz. O yıllarda bir diğer örnek de Ayvansaray’daki Anemas zindanlarıydı. Zindanlar henüz restore edilmemiş, mezbelelelik bir haldeydi ve içine girmek için birilerinin inisiyatifi gerekiyordu. Şimdilerde İstanbul’la ilgili kültür turları düzenleyen grupların ‘Yeraltı İstanbul’u başlığıyla gerçekleştirdiği seri geziler oldukça sevindirici. Zamanla bazı sarnıçlar restore edilerek ziyarete açıldı, bazı özel işletmelerin altında bulunan tarihi kalıntılar işyeri sahiplerinin çabaları ile gün ışığına çıkarıldı. Günümüzde bu tip yerlere Sultanahmet’te özellikle halıcılık yapan işletmelerde rastlamak mümkün. Mekânlara bakmak isteyenlerin taleplerine çoğu işletmenin olumlu cevap verdiğini belirtelim.

BAZILARI SAKLI TUTULUYOR BAZILARI İSE KAPATILIYOR

Diğer yandan İstanbul’da özel mülkiyete ait binaların altında birçok sarnıç bulunduğu biliniyor. Bu tür yerlerin sahiplerinden birçoğu tarihi kalıntıları kimseye haber vermek istemiyor, gezilip görülmesine belli çekincelerle müsaade etmiyor. İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ferudun Özgümüş bir kendisiyle yapılan bir söyleşide şunları kaydediyor: “İstanbul’un altı su yolları ve sarnıçlarla kaplı, çünkü şehrin içilebilir su kaynakları çok zayıf. Bizans’tan önce Romalılar, bu sorunu su kanalları ve su kemerleriyle aşmış. Zamanla sayıları artmış. Şehrin altında 100’den fazla büyük sarnıç var, küçük sarnıçların sayısı ise bilinmiyor. Prof. Dr. Kazım Çeçen’in ve James Crow’un araştırmalarına göre, en uzun Roma su yolları da İstanbul’a ulaşanlar. Şehrin çıkış noktalarından ana merkeze yaklaşık 500 kilometre su yolu var. Suriçi’ndekiler bilinmiyor. Her yerden bilgiler geliyor. Son olarak, Beşiktaş’ta pazara bağlanan yolun altında da çok büyük, tonozlu tüneller görülmüş. Maalesef çoğu araştırılmadan kapatılıyor”.

PİYER LOTİ CADDESİ’NDE BULUNAN BUTİK BİR SARNIÇ

İstanbul’da kültür turları yapan Gezgin Tayfa grubuyla İstanbul’un yeraltından birkaç örneği gezme imkanı buldum. Donanımlı rehberimiz Ece Duluk’un anlatımlarıyla sırasıyla Şerefiye Sarnıcı, Ayasofya Müzesi, At Meydanı, Magnaura ve Boukoleon Sarayları’ndan günümüze ulaşabilen yeraltı sarnıçları ve dehlizlerinde dolaştık. Sabah saatlerinde yaklaşık 25 kişiden oluşan grupla ilk durağımız Çemberlitaş, Piyer Loti Caddesi üzerinde, eskiden Eminönü Belediyesi olarak kullanılan binanın altında bulunan Şerefiye Sarnıcı oldu. Hemen belirtelim ki, yakın geçmişe kadar sadece pencereden bakılabilen bu sarnıç 2018 Nisan ayında ziyaretçilere açıldı. Bizans İmparatoru II. Theodosius döneminde 428-443 yılları arasında inşa edilen Şerefiye Sarnıcı, Yerebatan ve Binbirdirek Sarnıcı’nın yanında oldukça minimal kalan bir yapı burası. Bu noktada tavsiyem İstanbul’da sarnıçları ilk kez görmek isteyecekler için buradaki yapı iyi bir başlangıç yeri olabilir…

Şimdilerde ücretsiz olarak gezilebilen sarnıç oldukça başarılı bir restorasyon geçirdiği her bakımdan anlaşılıyor. Bizans’ta şehrin su ihtiyacını karşılamak için yapılan bu su depolarının Osmanlı döneminde başka maksatlarla kullanıldığını belirtelim. Osmanlılar durgun suları pek tercih etmezlerdi, hele hele bu suları içmeye hiç yanaşmazlardı. Bir kuşatma riski ile yaşamadıkları için sarnıçlara pek ihtiyaçları bulunmadı. Özellikle Yerebatan sarnıcının üstünde evi bulunanlar bodrumlardan aşağı kova sarkıtıp su çekiyor, bunu da bahçe sulamalarda kullanıyorlardı. Tarihi kayıtlarda evlerin zemin katından Yerebatan sarnıcına olta sarkıtarak balık tutanları okuyoruz.

AYASOFYA’NIN EN KÜÇÜK DEHLİZİNİ HIRSIZLAR YAPMIŞ!

Şerefiye Sarnıcı’ndan sonraki durağımız Ayasofya. Sırlarla dolu resim ve yazıları ile yerli ve yabancı birçok belgeselci ve araştırmacının gözünü kamaştıran Ayasofya, altında bulunan sarnıç ve dehlizleriyle de gizemli… 1998’de Türk belgeselci Göksel Gülensoy, aralarında dalgıç ve arkeologların bulunduğu bir ekiple, Ayasofya’nın altındaki dehlizlere indi. Ayasofya’nın altında bulunan tüneller, odalar ilk kez görüntülendi. Ekibin çalışmalarında 1917 yılı İngiliz askerlerine ait su mataraları bulundu. Bu eski asker mataralarının, İstanbul’u işgal eden İngiliz askerlerince, Ayasofya’nın kutsal su olarak bilinen sularından almaya çalışırken düşürüldüğü sanılıyor. Ayasofya’nın dehlizlerine girmek için özel izin almak gerekiyor. Tur rehberimiz Ece Duluk, Göksel Gülensoy’dan aktardığı ilginç bir ayrıntıyı naklederek gezimize devam edelim. Gülensoy ve ekibi Ayasofya’nın giriş kısmının (kilise narteksi) sağ tarafında bulunan küçük bir deliği açtıklarında onlarca boş cüzdanla karşılaşmış. Görünen o ki, hırsızlar buradaki turistlerin cebinden aşırdıkları paraları ceplerine indirdikten sonra boş cüzdanları o delikten içeri atıyorlar ve böylece olası bir güvenlik taramasından sıyrılabiliyorlarmış.

600 KAMYON MOLOZ TAŞINARAK ORTAYA ÇIKAN MEKÂN

Sultanahmet’in güney tarafında bulunan Bizans kalıntısına yürüyoruz. Tarihi Sultanahmet Cezaevi’nin (şimdi bir otel) yanından yürüdüğümüzde karşımıza çıkan kafetaryanın altında bulunan kalıntılar görülmeye değer. Kafeterya işletmecilerin kişisel özverileriyle restore etmek için yaklaşık 600 kamyon moloz çıkartarak günümüze kavuşturulan bu yapı I. Konstantius tarafından (324-337) inşaası başlanılan büyük saray (Palatium Magnum) içinde bulunuyoruz. Bizans imparatorları IV-XI. yüzyılları arasında bu bölgede yaşadıklarını tarihi kaynaklardan okuyoruz. Şu anda içinde bulunduğumuz alan Magnura sarayının bir bölümü olarak tahmin ediliyor.

Bu sarayda yabancı elçiler kabulü ediliyordu. Bu mekân tavanları gümüş avizeli içinde iki yanında aslanları olan süslü bir taht, zifaf odası, hamamı, kilisesi olan ünlü sarayın bir zamanlar ne kadar görkemli olduğunu hayal etmek için iyi bir fırsat sunuyor. İçiçe bulunan odaları görmek için bazı yerlerden eğilerek geçmek zorunda kalıyoruz. İşletmenin yetkilileri buranın bakımını gönül temelinde yaptıklarını söylüyorlar. Hatta bilinçsiz ziyaretçiler tarafından tarihi mekâna bıraktıkları çöp, sigara izmariti, poşet gibi atıkları her gece temizlemek zorunda kaldıklarından yakınıyor. Oldukça bakımlı ve ışıklandırılmış olan mekândan yukarı çıktığımızda işletmenin bize ikram ettiği taze çayları yudumlamamızın ardından bir başka yeraltı Bizans yapısına gitmek için yola koyuluyoruz.

21. YÜZYILDAN 20 BASAMAK SONRA 6. YÜZYILA İNMEK

Sultanahmet Camii’nin güneyinde bulunan tarihi arastadan yürüyüp de sola kıvrıldığımızda hemen sağda bulunan Nakkaş Halıcılık binasının önündeyiz. Nakkaş Halıcılık, müze girişini andıran son derece bakımlı bir bina. İşletme Genel Müdürü Mesut İnceoğlu bizi karşılıyor. Mesut Bey’in ‘Şu anda 21. yüzyılda bulunuyoruz. Birazdan aşağıya 6. yüzyıla ineceğiz sözleri” sarnıcı başlı başına cazip kılıyor.

Sarnıç, 6. yüzyılda I. Justinianos zamanından yapıldığı tahmin ediliyor. Oldukça bakımlı ve ışık donanımıyla ziyaretlere açık olan yapıdaki simülasyon yayınları, bir zamanlar Sultanahmet Hipodromu’nu, at yarışlarını, döneme karakterini veren yapılar hakkında bilgi edinmemize imkan tanıyor. Sarnıç oldukça rutubetli olduğundan kameraman arkadaşım çekim yapmaya çalışırken sıklıkla buğulanan vizörünü silmek zorunda kalıyor. Bir süre sarnıcı dolaşıp, At Meydanı’nda sergilenen tanrıça heykellerinin küçük örneklerine göz attıktan sonra tekrar 21. yüzyıla geri dönmek için merdiven basamaklarından çıkıyoruz.

İSTANBUL’UN ALTINDAKİ GİZLİ YOLLAR VE TÜNELLER

Yazımızın girişinde yaptığım ‘tadımlık’ nitelemesi boşa değil. İstanbul’un yeraltında bulunan sarnıç ve dehlizleri elbette bir gün değil aylarca süren gezilerle bitirilebilir belki. Sarnıçların yanısıra kadim şehrin altında bulunan tünel ve yollar da hemen her zaman gizemini korumuş, korumaktan öte söylencelere ve efsanelere bereketli malzemeler oluşturmuş. Sözgelimi 1881’de kurulan, dış borçların denetlendiği, vatandaştan alınan vergilerin, para ve altınların burada toplandığı Düyun-u Umumiye Binası (Borçlar İdaresi) bugün İstanbul Erkek Lisesi’nin altında bulunan tünel ve odalara, Osmanlı asker ve memurları dâhil hiç kimse tek başına giremediği kaydediliyor. Toplanan para ve altınların binaya giriş çıkışı da yoğun güvenlik altında bu tünellerden sağlanıyordu.

TÜNELLERDEN BİRİ YEREBATAN’A DİĞERİ SİRKECİ’YE ÇIKIYOR

Tarihi binanın altında iki ayrı dehliz bulunduğu biliniyor. Bu dehlizlerden biri Yerebatan Sarnıcı’na, diğeri ise Sirkeci Postanesi’ne çıktığı yine bilinenler arasında Bu iki tünel daha sonra Sarayburnu’nda birleşiyor. Dehlizlerden birinin Yerebatan Sarnıcı’na çıkıyor olması ve Sarayburnu’nda denize yakın bir noktada birleşmesi, bu tünellerin Osmanlı döneminden önce su kanalları olarak kullandığını doğrular nitelikte. Ancak Osmanlı döneminde bu su kanallarının bazılarının su taşımak yerine geçit olarak kullanmaya başladığı, ortaya çıkan bilgiler arasında yerini alıyor. Halen Düyun-u Umumiye’nin gizli kasalarının bulunduğu yeraltı odaları ve tüneller, bugün tarihi korumak için kat kat çelik kapılar ve parmaklıklar ile kapatılmış durumda. Bu notların İstanbul Erkek Lisesi’nde okuyan öğrenciler için oldukça kışkırtıcı ve maceraya olduğunu belirtmemize gerek var mı?

“İSTANBUL’UN TÜNELLERİ İSKOÇYA’YA KADAR UZANIYOR (!)”

Tünel ve dehlizlerin karanlık dünyaları olur da gizemleri olmaz mı? Bu yüzden sadece İstanbul değil tüm Avrupa şehirlerinde tünel ve yeraltındaki yollar gezginlerin hayâlhanelerine zengin malzeme veriyor. Almanya’da 2011 yılında yayınlanan bir kitapta yer alan iddialar bunlardan sadece biri. Yeraltı ve mağaralar konusunda uzmanlıkları ile ünlenmiş Heinric – Ingrid Kusch adlı Alman arkeolog çift, kısa adı “Tore Zur Enterwelt” olan “Eski Yeraltı Dünyasına Açılan Kapının Esrarı” isimli kitaplarında, yeraltı tünellerinin rotalarını anlatıyor. Tüm Avrupa topraklarının altının yeraltı tünelleriyle dolu olduğunu iddia eden arkeologlar, bu tünellerin İskoçya’dan İstanbul’a kadar uzandığını öne sürüyorlardı.

İSTANBUL TÜNELLERİ HOLLYWOOD’A BİLE İLHAM VERMİŞTİ

İstanbul tünelleri sadece arkegolog ve gezginlere değil Hollywood’un casusluk filmlerine damgasını vuran 007 James Bond filmlerine bile ilham vermişti. James Bond serisinin “From Russia With Love” (Rusya’dan Sevgilerle) filminin İstanbul sahnelerinde filmin kahramanı James Bond, İstanbul’un yeraltı tünellerinden birini kullanarak Kapalıçarşı’dan Beyoğlu’ndaki Rus Konsolosluğu’na gidiyordu. Aynı şekilde Zülfü Livaneli’nin yönetmenliğini yaptığı ‘Şahmaran’ filminde de İstanbul’un dehlizleri bir plato olarak kullanılmıştı.

Filmin kahramanı Yusuf, Haliç kıyısında kahve işleten dedesiyle beraber yoksul ama huzurlu bir hayat sürdürüyor, dedesinin ona anlattığı ‘yılanların şahı’ Şahmaran hikayesinden olduça etkileniyordu. Dedesi de eski define avcısı olan Yusuf’un hayal dünyası oldukça gelişmiştir. Arkadaşıyla birlikte macera yaşamak için Bizanstan kalma tarihi Anemas Zindanları’na giden Yusuf günün birinde kaybolur ve antika kaçakçılarının eline düşüyordu.

EDEBİYATIMIZIN İLK ÖRNEKLERİNDEN: SEYREYLE DÜNYAYI

İstanbul’daki sarnıçlar başta olmak üzere, dehlizler ve tüneller edebiyat için de ilham kaynağı olmuş. Türkçe romanın ilk örneklerinden sayılan Karamanlı Evangelinos Misailidis’in Rum harfleriyle Türkçe yazdığı “Seyreyle Dünyayı (Temaşa-i Dünya ve Cefakar u Cefakeş)” adlı uzun soluklu eserinde şu bölüm dikkat çekici:

“Ondan kalkıp, bizim sakin olduğumuz Sarnıç höceresinin ta altında bir timur kapu önüne geldik. Pinelopi bir kebir anahtar çıkarıp kapuyu açtı ise, gözümüz önüne ucu bucağı belirsiz bir deniz rastgeldi ki, vasf edemem, meğer orası yer altında Fızılpaşa’daki Binbirdirek denilen sarnıç gibi atik Rum İmparatorları vaktinden kalma çukur bostan tarzı su sarnıcı imiş. Kapunun iç yüzünde bir sofa olup, on iki kademe ayaklı bir merdiven ile aşağı indik. Onda iki çifte süslü bir kayık bağlı idi. Pinelopi ile içine girdik, ben kürek çektim, Pinelopi fener tuttu ki, dikili olan mermer direklere çarpmayalım, bir saat miktarı enine boyuna geçtikten sonra bir mahalle geldik ki yukarıdan kuyu ağzı tarzı baca var idi ve uçlarında kova ile urganlar asılı idi, anladım ki oradan su çekiyorlar, ama, ne mahal idüğini Pinelopi dahi bilmez idi”.

NASIL ULAŞILIR?

Sultanahmet’ çevresinde sarnıç ve dehlizler birbirine çok yakın.

Önce Şerefiye Sarnıcı’ndan başlayalım:

Ulaşım oldukça kolaydır. Marmaray ile tarihi yarımada Eminönü’ne geldikten sonra yürüyerek buraya gelebilirsiniz. Tramvaya binmek isterseniz Sultanahmet durağında inmeniz gerekmekte ve buradan Peykhane Caddesi istikametinde yaklaşık 5 dakika yürümelisiniz.

Metro İle ulaşmak Metroya bindiğinizde Aksaray durağında inip Eminönü Tramvay hattına binerek, Sultanahmet durağına geldikten sonra yaklaşık 5 dakika yürüyerek sarnıca ulaşabilirsiniz.

BİZANS DEHLİZİ

Şerefiye Sarnıcı’ndan çıkıp Ayasofya istikametine doğru yürüyerek günümüzde otel olan tarihi Sultanahmet Cezaevi’ne paralel yüründüğünde karşınıza çıkan kafetaryanın altında Bizans dehlizi bulunuyor. Bizans sarayının kalıntısı olduğu düşünülen yapıya merdivenlerden inerek ulaşabilirsiniz.

NAKKAŞ HALICILIK

Buradan Sultanahmet Camii’nin aşağısında yer alan tarihi arastasına ilerleyerek çarşı çıkışından sola dönüp, biraz sonra sağa kıvrıldığınızda Nakkaş Halıcılık’a ulaşılıyor. Nakkaş Halıcılığın içinde yer alan tarihi sarnıç sizi 21. yüzyıldan 6. yüzyıla davet ediyor…

* Yeraltındaki İstanbul, Ersin Kalkan, İBB Kültür A.Ş. Yayınları

* ‘Ayasofya’nın Derinliklerinde’ Belgesel, Göksel Gülensoy

* İstanbul’un Gizemleri, Giovanni Scognamillo, Bilge Karınca Yayınları

* Şahmaran, Yönetmen Zülfü Livaneli, sinema filmi

* Seyreyle Dünyayı (Temaşa-i Dünya ve Cefakar u Cefakeş) Evangelinos Misailidis, Cem Yayınları

* Rusya’dan Sevgilerle, James Bond, sinema film


https://www.haberturk.com/istanbul-un-yer-ustu-zenginlikleri-kadar-altinda-da-gizemli-ve-buyulu-bir-dunya-bulunuyor-2544922

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: