İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Êzidi Kadını Kalıpları Kırıp, Toplumu Yeniden İnşa Ediyor”

Nurcan Keskin
Atölye BİA, 2019 Eylül Temel Gazetecilik Programı katılımcısı.
Kadın ve Kız Çocukları Destek Ofisi’nden Khidler Domle toplumu, yasalardaki sorunları, cinsel saldırıdan doğan çocukların ve annelerinin haklarını, kadın mücadelesinin gücünü anlatıyor, yorumluyor.
Anneliğin kutsal kabul edildiği bir çok din, kültür ve toplumda annelik hakkı bir grup Êzidî kadına verilmiyor. Savaşta tecavüz sonucu doğan bebekleri yoluyla edindikleri annelik kimliklerinin kabul edilmeme sebebi çocukların biyolojik babalarının farklı bir dine mensup olması mı yoksa katliamı yapan savaşçı olması mı?
Bu soruların yanıtlarını ve henüz seslerini duyamadığımız bu kadınlara söz ve karar hakkı tanınmadığı gibi annelik kimliğinin din-yasa ve benzeri sebeplerle ret edilmesinin eleştirisi dahi yapılmıyor Ezidi toplumunda.
Hala esaret altında tutulan kadınlara rağmen dini liderlerin yaptığı çağrılar, esaretten çocuklarıyla kurtulan kadınlara yönelik toplumda uygulanan dışlayıcı-politikalar “esaretten dönmek istemeyenler’in olduğu söylentileri için haklı bir gerekçe belki de.
Kızını anlamak
Suriye’nin kuzeydoğusunda, çoğunluğu IŞİD sempatizanları ve ailelerinden oluşan El Hol kampında kalmayı sürdüren iki ayrı kadının aileleriyle konuştum. Kadınlardan birinin annesi kızının yaklaşık bir yıldır İŞİD’in esaretinden kurtulduğunu ama çocuğunu bırakmamak için geri gelmediğini söylüyor.
“Kızım çoğunluğu Êzidî sempatizanı ve ailelerinin de yaşadığı Suriye’deki El Hol kampında kalıyor. Onlar gibi siyah çarşaflı ve benimle telefonda Arapça konuşuyor. Onun can güvenliğinden endişelensem de artık çocuğunu terk etmesi için onu ikna etmeye çalışmıyorum.”
Çocuklarını geride bırakıp dönen kadınların çocuklarına ağlayıp üzülmelerinin aile ve toplum içinde hoş karşılanmadığını gördükten sonra artık kendisinin de kızını desteklediğini dile getiriyor.
“İlk başlarda kızıma çocuğunu terk edip yanımıza geri dönmesi için yalvarıyordum. O ise her seferinde ağlayarak ‘yapamam’ diyordu. Ona öfkeleniyordum oysa ben de bir anneydim. Zamanla çocuklarını terk ederek dönen kadınların hallerini gördüm. İçim yandı ve kızımın da artık bir anne olduğunu o zaman kabul ettim ve onu daha iyi anladım.”
Görüştüğüm diğer bir kadın ise iki ablasıyla birlikte esir alınan Fahima. En büyük ablasından hala bir haber alınamadığını diğer ablası Rayan’ın da babaları İŞİD’li iki kızıyla El Hol kampında olduklarını söylüyor.
Fahima özgürlüğüne Musul’un Kayyara köyünde kavuştuğunu ve babası IŞİD’li çocuğunu Kürdistan sınırında (Kuzey Irak) bırakmak zorunda kaldığı için pişman olduğunu söylüyor.
“El Hol kampında bulunan ablam Rayan’ın iki çocuğunu neden bırakmak ve geri dönmek istemediğini anlıyorum, onu destekliyorum. Beni Irak sınırından almaya gelen ve çocuğumu orada terk etmem için zorlayan ağabeylerimle aynı kampta kalıyorum. İki yıl önce beni sınırdan almaya gelen ağabeylerime çocuğumu bırakmak istemediğimi söylediğim için hala her tartışmamızda bu isteğim yüzüme vuruluyor ve suçlayıcı hakaretler işitiyorum.”
Son iki yıldır konuşulan ancak tartışılmayan konulardan biriydi Êzidî kadınlarının İŞİD’li erkeklerin cinsel saldırılarından doğan çocukları. Yukarıda okuduklarınız sayıları teyit edilmemiş olduğu söylenilen kadınlardan yalnızca ikisiydi. IŞİD’in zulmünden kurtulup da çocuklarını terk etmemek için Êzidî toplumuna geri dönemeyen.

2014’te savaşın hemen ardından Irak Duhok Sağlık Bakanlığı ve bir çok uluslararası kurum ve UNFPA (Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu) desteğiyle kurulan Duhok Kadın ve Kız Çocuklarını Destekleme Ofisi Genel Koordinatörü ve Duhok üniversitesi Toplumsal Barış İnşaa birimi üyesi ve eğitmeni Khidher Domle ile “Êzidî kadınlar ve çocukları”nın toplumda neden istenmediklerini ve Ezidi toplumunun içinde bulunduğu süreci konuştuk.
Dönmek
“Çocuklarını terk etmemek için esaretten dönmüyorlar” deniyor, doğru mu?
Edindiğimiz bilgilere göre geri dönmek istemeyen veya geri dönemeyen kadınların olduğu doğrudur maalesef. Suriye’de sahalarda çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının bizimle paylaştıkları bilgiler doğrultusunda kadınların DAİŞ zulmünden kurtulduktan sonra sığındıkları Kürtlerin ya da Suriye Rejiminin denetimindeki kamplarda kaldıkları yönünde.
Ama bunlar sadece DAİŞ’ten çocukları olan kadınlar değil. DAİŞ hakimiyetinin zayıflamasıyla özgürlüklerine kavuşan kimi çocuksuz kadınlar da vardı geri dönmek istemeyen; çünkü geri dönünce ailesinde ve toplumda nasıl karşılanacaklarını bilmiyorlardı.
Beş yıllık esaret sürecinde ailelerinden kimse ile iletişim kuramadıkları gibi hiç televizyon da izleyemediler. Ve dolayısıyla Êzidî toplumunun veya ailelerin esir düşmüş kadınlarını, kızlarını suçlamadıklarını şefkatle kucakladıklarını bilmiyorlardı. Haliyle de korkuyorlar ve geri dönecekleri hayatın daha da kötü olacağını düşünüyorlardı.
Ancak hem uluslararası hem de yerel kurumlar kamplarda kalan Êzidî kadın ve çocukların topluma geri dönmelerinde hayli önemli rol oynadılar. Bilhassa DAİŞ’in son kalesi kabul edilen Suriye’deki Bagus saldırısıyla bir çok esir kadın özgür kaldı ancak nereye gideceklerini bilmedikleri için El Hol kampında kaldılar.
Yerelde hizmet veren Male Ezdiyan Derneği sayesinde aileleriyle temas kuruldu ve kadınların çoğu ailelerinin yanına dönebildiler. Ancak bu çocuklu kadınlar için geçerli olmadı maalesef. Sayılarını bilmemekle beraber çocuklu kadınların El Hol ve benzeri kamplarda kalmayı sürdürdükleri bilgileri var. Çünkü kadınların çocuklarıyla Irak’a gelmelerinde aile ve toplumsal problemlerin yanı sıra yasal engeller de var. Dolayısıyla Irak’a çocuklarıyla gelenlerden bazıları çocuklarıyla bir süre sonra yurt dışına çıktılar. Bazıları ise Irak’ta olası bir yasal düzenleme için bekleyişteler.
İntiharı önlemek
Çocuklarını terk edip evlerine dönen kadınlar ve terk etmek istemeyen kadınlar toplum içinde nasıl karşılanıyor?
Hassas ve bir o kadar da karışık bir konu bu. DAİŞ stratejisi geçmişteki Êzidîlere yönelik tüm saldırı ve soykırımların aynısı ve devamıydı. DAİŞ de geride Êzidî toplumu diye bir toplum bırakmak istemedi. Kaçırılıp esir alınanlar sadece genç kadınlar değildi. Orta yaş üstü kadınları da kendi günlük işlerinde çalıştırdılar. Esir aldıklarını kendi halkına karşı askeri kamplarda eğitip silahlandırdılar.
Soykırımın devamı olarak kendilerince Êzidî kadınların “adlarını, dinlerini değiştirerek pazarlarda satışa çıkartıp onları kirlettiklerini ve Êzidî toplumunun bu kadınları dışlayıp kabul etmeyeceklerini” düşündüler. Bir savaş taktiği olarak da kadınları hamile bırakıp kendi soylarının devam etmesini istediler.
Geçmişteki saldırılarda esir alınan kadınların çoğu intihar etti veya toplumda istenmedi. Ancak hem DAİŞ’in bu stratejisi hem de Êzidî toplumunun bu dinamikleri kadınların topluma geri gelmeleriyle yıkıldı. Kadınların masumiyet ve özgürlük mücadeleleri toplum içindeki genel olumsuzlukların hepsini çürüttü.
Kadınların esaret yıllarında yaşadıkları vahşeti anlatmaları toplum normlarını değiştirdiği gibi intihar vakalarının da önüne geçtiler. Mesela savaşın ilk dönemlerinde esir tutulduğu yerde veya geri dönen bir çok kadın maalesef intihar etti. Ancak kadınların vahşeti anlatmalarıyla değişen aile ve toplum yapısı esaretten dönen kadınları ve yaşadıkları zulmü şefkatle kucakladı. Hatta imkanı olan aileler kızlarının özgürlüğü için fidye ödedi.
Toplum hazırlıklı değil mi?
Ancak ve maalesef aileler ve toplumun bu olumlu yaklaşımı DAİŞ’in çocuklarını da kabul etmeye hazır değildi. Dolayısıyla çocuksuz dönenler ve çocuğuyla dönenler farkı henüz toplum içinde bir kutup oluşturmadı. Çünkü çocuklarıyla dönen kadınlar bunu başta ailelerinin de kabul etmeyeceklerini biliyorlar ve zaten kimliklerini gizliyorlar.
Toplumun çoğunluğu bu çocukları neden istemiyor, babaları farklı bir etnik ve dine mensup olduğu için mi yoksa, savaşçı oldukları için mi?
Bu da önemli bir soru. Ancak bu sadece toplumun çocukları kabul etmesiyle çözülecek bir sorun değil. Yasalar ve büyük yaralar var. 3 ağustos 2014 saldırısı öncesi kimi Êzidî birlikte aynı köyde yaşadıkları Müslüman komşularının kıyımından geçtiler. Bugün tecavüz sonucu dünyaya gelmiş kimi çocukların babaları bir zamanlar komşu oldukları Êzidî kadın ve kızlarına tecavüz ettiler. Ve Êzidî ailelerin babaları DAİŞ’ten olan çocukları istemesi ve veya ret etmesi son derece anlaşılır bir durum.
Çünkü bu çocukların DAİŞ’li babaları veya yakınları o çocukları ve annelerini tanıyor. Dolayısıyla anne kendisini ve ailesini ne kadar koruyabilir ki DAİŞ’liden ve onun yakınlarından? Kaldı ki tek engel ve sebep bu da değil. Toplum genel olarak o çocukları babalarının bir devamı olarak algılıyor. Ve bu da katliamdan geçmiş ve parçalanmış bir toplum açısından son derece anlaşılır bir durum. Ayrıca böylesi Yaraların dışında yasalar da engel bu çocukların Ezidi toplumuna dahil edilmelerine.

Yüksek Ruhani Meclisi ve Ezidi toplumu babaları IŞİD’li olan çocukları Ezidi cemaatine kabul etse, Irak Anayasasında hangi mezhebe mensup kabul edilecekler? Müslüman mı Êzidî mi?
Irak’ta kanunen babası belli olmayan her çocuk Müslüman kaydediliyor. Bu kanun babası DAİŞ’li annesi Êzidi bir çocuk için çıkarılmış yeni bir kanun değil. Ancak savaşla beraber Êzidîler için yeni ve bir o kadar da tartışmalı bir konu.
Böylece DAİŞ’in zulümle, katliamla, öldürmekle zorla Müslüman yapamadığı Êzidîler yasa yoluyla Müslümanlaşmış oluyor. Bu sebeple, çocuklarını kendi adlarına kaydetmek ve durumun aslını tescil etmek istedikleri halde edemeyen kadınlar var. Zira yasalar nezdinde çocukla beraber annesi de Müslüman sayılıyor.

Yani Êzidî bir kadın esaret yıllarında doğurduğu ve yanında getirdiği çocuğunu kendi nüfusuna almak istediğinde sadece çocuk ve anne değil, annenin eğer varsa babaları Êzidî olan diğer çocukları da otomatikman Müslüman sayılıyor, aile de Müslüman bir aile olarak kayda geçiyor.
Ayrıca DAİŞ’ten olan çocuğun babası, varsa kardeşleri, ailesi de Êzidî mal ve mülkünün mirasçısı olabiliyorlar. Sonradan gelip çocuklarının mirasını isteyebilecekler.

Irak’ta bu problemlerin üzerinde uzun süre tartışmalar yürütüldü, çözüme kavuşturulmak istendi ancak herhangi olumlu bir sonuç çıkmadı. Böylece Êzidîlik bu şekilde zayıflatılıp küçültülmüş oluyor. Bu nedenle de diyorlar ki vallahi biz DAİŞ’i ve Êzidî çocukların bu sorununu çözemiyoruz. Sorunun en büyüğü o ki bu meseleyi çözmek de istemiyorlar..
Neden peki?
Çünkü, DAİŞ’in Müslüman bir örgüt olduğunu kabul etmiş olacaklar böylece. Bu sebeple de Irak hükümeti ve Iraklı merciler bu konuya hiç girmiyorlar, DAİŞ’in Müslüman olduğu dile gelmesin diye.
Bugüne kadar onlar DAİŞ’in Müslümanlıkla alakasının olmadığını söylüyorlardı. DAİŞ’in Müslüman olmadığını, İslami değil silahlı terörist bir grup olduğunu söylüyorlar. Bu da sorunun çözülmesinin önündeki en büyük engel.
Erkeklerin kararı
Tüm daimi üyelerinin erkeklerden oluştuğu Yüksek Ruhani Meclisi bu kararı aldığında çocuklarını bırakmak istemeyen kadınların görüşlerini alıp söz hakkı tanıdı mı?
Evet ruhani cemaatin tüm üyeleri erkek, bu çıkan kararın da tamamı erkekler tarafından yazıldı. Ve bu karar tamamen şekilsel bir karardı, çözüm odaklı değildi. Eğer toplum içinde olumlu bir yaklaşım olsaydı ve Irak Hükümeti de yasaların değiştirilmesinde daha kararlı olsaydı Êzidî Ruhani Cemaati’nin de bu yöndeki tutumu daha olumlu olacaktı.
Senin değiminle erkekler tarafından verilen bu karar maalesef kadınlara söz hakkı tanınmadan alındı. Bu kararın alınmasında belirleyici olan kadınlar olmalıyken. Irak yasaları ve toplumun baskısı oldu. Çünkü yasalar dışında örneğin hiçbir Êzidî metninde, bir Êzidî kadın babası belli olmayan bir çocuk doğurduğunda ne yapılacağına dair bir ibare olmadığı gibi.
Çözüm odaksız
Bu çocuğun kadın tarafından sahiplenilip ya da sahiplenilemeyeceğine dair de herhangi bir metin veya belirleme de yok. Toplum içinde bilhassa da radikal kesimin talepleri ve maalesef ki yasalar karşısında Ruhani’nin aldığı bu karar çözüm odaklı değildi.
Ancak olası bir yasal değişim Ruhani Meclisi’nin bundan sonraki karar ve yaklaşımının daha çözüm odaklı olacağını düşünüyorum. Çünkü ne Baba Şeyh ne de Ruhani Cemaati bir kadının beraberinde getirdiği çocuğunu şu ana kadar ret etti.
Hala esir tutulan kadınlara ve devam eden savaşa rağmen sizce de bu karar biraz erken değil miydi? Ve bu karar aynı zamanda çocuklu kadınlar için de bir tehdit değil miydi?
Erken olması açısından kesinlikle haklısın bu sadece hala esir tutulanlar için değil çocuklarını terk etmemek için El Hol ve benzeri kamplarda kalan kadınları da zor durumda bıraktı. Bu düşünülmeliydi. Bu kararın alınmasında deminde söylediğim gibi babaları İŞİD’li çocukların Ezidi toplumuna kabul edileceği söylemi toplum içinde her ne kadar kitlesel bir tartışma hareketi yaratmadıysa da genel çerçevede çocukların istenmediği yüksek sesle duyuluyordu ve bu sesin bastırılması için alınan bu kararın olumsuz etkileri var ama bir tehdit algısı olduğunu düşünmüyorum.
Bosnalı aktivistler
Kimisinin Musul Yetimhanesi’nde, kiminin de Suriye’de olduğu söylenen çocukların yarınları, bugünün, “unutulan ya da görülmeyen çocukları” diye bilinen Bosna Hersek savaşında tecavüz sonucu doğmuş sayısız çocuklar gibi mi olacak?
İki farklı toplumu karşılaştırarak sorduğun soru savaşın toplumları nasıl dönüştürülmez parçalara ayırdığı açısından önemli. Yakın zamanda bizleri Irak’ta ziyarete gelenlerin içinde Bosna Hersek savaşında tecavüz sonucu doğmuş aktivistler vardı. Aktivistler arasında anneleriyle gelenler ve terk edilenler de vardı.
IŞİD Esaretinden Nobel’e… Nadia Murad’ı Tanıyalım
Bu iki toplumun yaşadıkları benzerlik önce kadınlar ve sonra terk edilen çocuklar üzerinden karşılaştırdığımızda Bosnalı anneler ve kadınların kadınların bizlere anlattıkları ve çocukları için verdikleri mücadeleleri bugün Êzidî kadınlarının yaşadıklarıyla neredeyse aynı. Toplum baskısı aileler, yasalar vb. Ancak hem Bosnalı kadınlardan hem de onların terk edilmiş çocuklarından öğrendiğimiz başka bir gerçek daha vardı. O da kadınların çocuklarıyla birarada olma mücadelesi değil.
Çünkü kadınlar açısından bakıldığında her kadın tecavüz sonucu doğurduğu çocuğa annelik etmek istememe hakkına sahip. Bu kadın için haklı bir sebep iken terk edilen çocuklar açısında bakıldığında durum farklı.

Örneğin Bosnalı ziyaretçiler içinde genç bir aktivist olan Bosnalı bir kadın tecavüz bebeği olduğunu yıllar sonra öğrendiğini ve hayatta olan annesine ulaştığını ancak annesinin onunla görüşmek istemediğini bizlere aktardı. Genç aktivist annesinin yaşadıklarını her ne kadar anladığını aktarsa da onu terk ettiği için öfkeli olduğunu sık, sık vurguladı. Bu örnekten bakıldığında terk edilen çocuk hakkı olduğu kadar annesinin de (kadının) bir o kadar hakkı olduğunu düşünmekte fayda var.

Bosnalı Kadınların ziyareti bizlere terk edilen ve edilmeyen çocukların toplumda ki yerlerini de göstermiş oldu. Bugün kimi Êzidî kadınları da tıpkı Bosnalı kadınlar gibi çocuklarıyla bir arada olma şansını maalesef başka ülkelerde edinebildiler. Ve Êzidî kadınları da çocuklarını alıp Almanya, Avusturya ve Kanada’ya gittiler.
Kürdistanlı Kadın Vekiller IŞİD’in “Ezidi Soykırımı”nı Lahey’e Taşıyor
Musul Yetimhanesi’nde ve Suriye’de kalan kimsesiz çocukların sayılarını bilmiyorum. Ancak genelde maalesef bu çocukların geleceği de tıpkı Bosnalı veya diğer tecavüz sonucu doğan çocukların kaderleriyle aynı. Çünkü sorun hükümetlerin yaklaşımı, iyi bir yetimhane ve barınak değil. Sorun kimsesiz kalan çocuklar.
Sığınak
Ben yakın zamanda kimsesiz kalmış Êzidî çocuklarının kaldığı Khanke ve Şehxan kamplarını da ziyaret ettim ve yetkililerden bir yetimhanenin açılacağı bilgisini aldım bu yetimhane tecavüz bebeklerine de bir sığınak olacak mı?
Êzidî toplumunda yetimhane kültürü bugüne kadar hiç yoktu. Ancak savaşla bunu da öğrenmiş olduk. Evet şu an kimsesiz kalan Êzidî çocukların kaldıkları iki kamp uluslararası fon ve desteklerler sayesinde kurulum aşamasında olan bir yetimhane olacak. Ancak sorunun cevabı olan tecavüz bebekleri de kalabilecek mi inan ben dahil hiç kimse bilmiyor. Ancak öngürüm Irak yasaları onay verdiği taktirde bebeklerinde bilgileri gizli tutulursa bunun mümkün olacağını düşünüyorum. Çünkü Ezidi toplumu zaten bu kimsesiz çocukların haline üzülüyor ve yardım da etmek istiyor.
IŞİD’liler hangi maddelerden yargılanıyor, Irak yasalarında tecavüz suçu var mı?
Irak yasalarında savaş sırasında işlenen cinsel saldırı suçuna dair herhangi bir ceza yok. Şu an yargılanan ve hükümlü DAİŞ’liler tecavüz suçundan cezalandırılmadılar. Sadece Terör Yasası’nın 4. maddesiyle yargılanıyor. Bu da Êzidî soykırımını, tecavüzü ve daha birçok suçtan mesul olanların bu suçların hiçbirinden yargılanmamasını ve ancak terör suçundan yargılanmasına neden oluyor.
Ne yasalar ne de yargıçlar Êzidî bir kadını mahkemeye çağırıp başından ne geçtiğini ve ne yaşadığını sormuyor ve sormayacak. Tecavüzün savaş suçu kapsamına alınması ve faiilerin bu suçtan yargılanmaları için uluslararası destekli bir mahkemenin kurulması ve gerekli yasal düzenlemelerin hazırlaması gerekiyor. Çünkü bu Irak Hükümeti ve mahkemeleriyle çözüme kavuşabilecek bir konu değil. Ve zaten bu konu gündemlerinde bile değil.
Şayet öyle bir mahkeme kurulursa kadınlar mahkemeye çıkar mı?
Ben, Çatışma Barış ve Çözüm alanlarında bir araştırmacıyım. Ortadoğu coğrafyasında ilk kez kadınlar toplumun kalıplarını kırıp yeni bir denge yarattılar. Ve tecavüz ilk kez kısık seslerle birebir yapılan görüşmelerde gizli saklı kalmadı. Bizzat kadınların kendileri bulundukları her platformda yaşadıklarını dile getirdiler. Ve eğer bir mahkeme kurulursa ben kadınların mahkemeye gideceklerini ve hatta onları daha yüksek sesle duyacağımıza inanıyorum. Tecavüzün bir savaş suçu kapsamına alınması için kadınların bu seslerini dünya duymalı.
Êzidî kadınlar Ruhani’nin kararını ve toplumun baskısını eleştirip mücadele mi edecekler, yoksa esir kadınların kaderi olarak mı kabul edecekler?
Şüphesiz ki bu karar tamamen kadınların olmalıydı. Ama bu yalnızca ruhanin de kararı değildi. Burada sorun toplum baskısı ve Irak yasaları. Bir kadının annelik hakkı veya kararı bir toplumun baskısı altında olmamalı öyle değil mi? Karar tamamen kadında olmalıydı. Ancak buradaki tek sorun ne kadınlar ne de yüksek ruhaninin kararı. Çocuklarını kendileriyle getirmek isteyen kadınlar vardı, ve getirenler de oldu. Şu an kimliklerini gizleyip bekleyişteler.
Sen mücadele mi edecekler dedin değil mi? Kadınların kendileri de biliyorlardı ki çocuklarının en yakınları tarafından bile istenilmeyip sevilmeyeceğini. Kadın kiminle ve nasıl mücadele edecekti? Bu her ne kadar ailevi bir mesele gibi görünse de toplumsal ve hukuki bir problem aslında.
Herkes bu çocukların suçsuz ve masum olduğunu biliyor hatta toplumda bu çocuklara yardım edilmesini isteyen bir kesim de var. Ama bir Ezidi kadının DAİŞ’li birinin çocuğunu getirdiğini kabul de etmek istemiyorlar. Bu durumda çocuğun terki kadının şahsi kararı değil. Kadın toplum, aile veya diğer baskı güçlerinin isteğini yapmış oldu.
Bu da eleştirilmesi ve tartışılması gereken bir konu elbette. Çünkü hükümet ve kurumlar bunu en başından bilmeliydiler. Kadınlar esaret yıllarında anne oldular. Ve bir gün çocuklarıyla birlikte döndüklerinde yasal düzenlemeler oluşturulmuş olmalıydı. Ancak bu şu an bile konuşulan bir konu değil. Dolasıyla annenin ve çocuğun tüm hakları gerekli yasal düzenlenmelerle korunup sağlansaydı eğer kadınlar aile ve toplum baskısı karşısında kaderlerine boyun eğmek yerine kararlarını daha özgür verebileceklerdi.
Savaşta yaşadıkları zulümlerle adları duyulan Êzidî kadınların, toplumun yeniden inşasında da adları duyulacak mı?
Çok önemli bir soru, evet dünya Êzidî kadınlarının adlarını ve yaşadıklarını savaşla duydu. Ancak bugün o kadınlar yani esaretten dönenler sivil toplum geleneğinin en zayıf topraklarından olan Irak’ta hala DAİŞ’le mücadele ediyorlar. Esir kadınlara yönelik kurtarma çalışmalarının ön safında yer alıyor ve bunun için mücadele ediyorlar.
Benim programıma dahil olan çok sayıda kadın şu an dünyanın ve hayatın farklı yerlerindeler. Eğitimi yarım kalanların çoğu şu an üniversitelerdeler. Bak bu gördüğün yedi ay önce esaretten döndü ve şu an toplu mezar kazıları yapan bir sivil toplum kuruluşunda gönüllü çalışıyor.
Ve kazıların yapıldığı yer onun yıllarca esir tutulduğu bölge, Musul. Yanındaki diğeri ise tek başına dört kız kardeşini DAİŞ’ten kurtardı şimdi hala esir tutulan bir kardeşi ve diğer kadınları kurtarma arayışında ve bir kadın derneği kurmanın eşiğinde. Dünya onları görür ve adlarını yeniden duyar mı bilmem ama Êzidî kadını toplumu yeniden inşa ediyor. (NK/APA) (SON)
Êzidî Kadınlar Anlatıyor: O Benim Çocuğum
Pazartesi bianet’te: O Benim Çocuğum
Zozan’a Ailenin Şartı: Doğacak Bebek Yetimhaneye Gidecek
Meyrem: Uzaklara Gitmekten Başka Çare Yok
İki Kardeş Fahima ve Rayan ile Kuzen Seher
Viyan’la ve Mizgin’le Bir Gün
Leyla: Beni Hala Ayakta Tutan Oğlumu Görme Umudu
Musul / Dar Al – Zahur (Çiçekler) Yetimhanesi
“Êzidi Kadını Kalıpları Kırıp, Toplumu Yeniden İnşa Ediyor”


bianet

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: