İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bu mezar taşı Türkiye’de… Bir Ermeni bir Yahudi için gelen geçenden Fatiha istiyor

Söyleşi: Furkan Karabay

Odatv olarak Nurten Yalçın Erüs ile, Leon Bahar üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Varlık Vergisi’nin üzerinden 77 yıl geçti. Kanun, İkinci Dünya Savaşı yıllarında artan kamu harcamalarını karşılamak ve piyasadaki düzensizliği ortadan kaldırmak gerekçeleriyle kabul edildi. Dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu hükümetinin 17 maddede hükmettiği kanun Cumhuriyet tarihinin çok tartışılan uygulamalarından biri oldu. Vergiyle ilgili herhangi bir oran tespit edilmedi, illerde kurulan Servet Tespit Komisyonları tutarları belirledi. Oluşturulan listelerde ve tarh edilen tutarlarda uygulamanın gayrimüslim mükellefleri hedef aldığı net bir şekilde görüldü. 15 gün içinde ödeyemeyenlere, ceza faiziyle birlikte 15 gün daha mühlet verildi. Hacizler başladı, gayrimüslimlerin malları yok pahasına satıldı. Vergiyi ödeyemeyen ve tamamı gayrimüslim olan 1200 mükellef, Aşkale’ye çalışma kampına gönderildi.

Varlık Vergisi’nin 77’nci yıl dönümünde, Nurten Yalçın Erüs tarafından yayınlanan “Leon Bahar’ı Takdimimdir” adlı kitap Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından geçen hafta yayınlandı. Odatv olarak Nurten Yalçın Erüs ile, Leon Bahar üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

İşte o söyleşi:

-Leon Bahar’ı Takdimimdir… Kısaca kitabın çıkış noktasını anlatır mısınız?

Gazetecilik yıllarımda Üzeyir Garih’in bir yakınına ait bir dilekçeyi bana vermesiyle başladı bütün hikaye. Çok kıymetli bir dokümandı. Varlık Vergisi mağduru Leon Bahar’ın yakarışıydı. Tüyleri diken diken eden bir hak arama, adalet çağrısıydı. Bu tek dilekçe üzerinden çeşitli makaleler yazdıktan sonra, Leon Bahar’ın kızı Tamar Bahar ile tanıştım ve Varlık Vergisi döneminden kalan çok kapsamlı bir özel arşive erişmiş oldum. Bu konuyu biyografik roman şeklinde kaleme almak için de uzun bir süre bekledim.

“KENDİSİNE KAZANCININ KAT BE KAT ÜSTÜNDE BİR VERGİ GELİYOR”

-Leon Bahar kim peki?

Yuda Leon Bahar Ankaralı, çok küçük yaşta babasını kaybetmiş, çok kardeşli bir ailenin çocuğu olarak hayata atılıyor. Önce ağabeyi ile çalışıyor, sonra İstanbul’da bir matbaada çalışıyor, peşinden de yine ağabeyi ile tuhafiye işine devam ediyor. Hayatını İstanbul Sultanhamam’da gömlek, pardösü ve çorap toptancılığı yaparak kazanan genç bir müteşebbis. Kendisine kazancının kat be kat üstünde bir vergi geliyor, tam 120 bin lira. Bir cumhuriyet altınının 8 lira olduğunu düşünürseniz, 15 bin altında bahsediyoruz. Ödeyemiyor ve yaklaşık iki ay içinde sürgüne Aşkale’ye gidiyor.

“ADETA HAPİS HAYATI YAŞIYORLAR”

-Kitapta mektuplar var. Ne anlatıyor Leon mektuplarında?

İki tür doküman var Leon’dan kalanlarda. Karısı Jenny’ye yazdıkları ile hak arama mücadelesine konu olan dilekçeler. Kamp ortamı hakkında çok net bilgileri alıyoruz bu mektuplar aracılığıyla. İlk aylar çok zor geçiyor. Sonrasında büyük bir atalet içinde, adeta hapis hayatı yaşıyorlar. Ama bu hapis hayatını dört duvar arası bir hapis olarak görmüyoruz; adeta sınırlı bir serbestiyle alıkonuyorlar. Kiraya çıkmalarına dahi izin veriliyor. Evlerinden, işlerinden edilmiş yüzlerce mükellef var Aşkale’de. Ödeyemeyecekleri bir tutar nedeniyle adeta vatan haini ilan edilmiş yüzlerce adam. Onuru kırılmış yüzlerce insan, kendini bu memleketin parçası bilen ama devletin hayır bizden değilsin dediği yüzlerce erkek. Trajik bir hadise.

-Neden Şair Edip Dürüst Tüccar?

Çünkü bütün tutkusu yazmak… Aslında tüccar olmak falan da istemiyor. Zaten kazandığını da harcıyor, para tutmayı seven biri değil, tutamıyor da. Ne kazanmışsa kendine, kitaplara, ailesine harcayan bir adam. Okumaya yazmaya çok meraklı. Tüccarlıkta aradığını bulamıyor. Önce Yirmi Kura Askerlik, sonra Varlık sürgünü… Geriye kalan zamanlar da kazandıklarının hesabını vermek, dürüstlüğünü ispatlamakla geçen yıllar… Onun hem bu mücadelesine hem de edebi dünyaya olan merakını en iyi teşhis eden kişi Himayak. Himayak onun Aşkale’den tanış olduğu, dost olduğu sürgün arkadaşı. Ermeni bir tüccar. Leon, Aşkale’den döndükten sonra çok yaşamıyor. 44 yaşında bu hayata veda ediyor. Ardından mezar taşına Himayak bir kitabe yazıyor. İşte bu kitabede Şair Edip Dürüst Tüccar yazıyor. Kitabın ismi ve kurgusunun ilham kaynağı da bu dizeler oldu.

“TOPLAM TAHSİLAT 314 MİLYON”

-Varlık Vergisi’nde ne hedeflendi ne elde edildi?

Toplam tahakkuk edilen vergi miktarı 424 milyon TL’nin üzerinde. Bunun 302 milyonu gayrimüslim ve ecnebilere tahakkuk edilmiş. Toplam tahsilat 314 milyon TL seviyesinde. Bunun yüzde 63’ünü de gayrimüslim ve ecnebiler ödemiş. Toplam nüfusun yaklaşık yüzde 1.7’sini oluşturanlar Varlık Vergisi’nin yüzde 63.5’ini ödemiş. Devlet bütçesinin yüzde 75-80 oranında bu vergiyle karşılandığını söyleyebiliriz. Vergi tamam ama vergi adaleti, adalet duygusu yerle bir oldu.

-Yazar Notu’nda adalet vurgusu yapıyorsunuz.

Bu kitapta çok fazla duygu var. Çünkü insan var. İlişkiler var. Devletle vatandaş arasındaki ilişki, toplumla birey arasındaki ilişki, karı ile koca arasındaki ilişki, ebeveyn evlat ilişkisi, dostluk ilişkisi… Bu ilişkilerin selametini belirleyen çok faktör var ama bana kalırsa adalet ve vicdan iki temel öğe. Adalet bu toprakların geçmişten bugüne rayına oturamamış mevzusu. Bunu görmek acı. Dünü okurken, bugün yaşananların da dünden eksik yanının olmadığını görmek çok acı. O dönem ırk ve din üzerinden yapılmış şimdi düşünceler üzerinden yapılıyor adaletsizlik. “Adalet bir devletin en büyük ve en tükenmez hazinesidir,” diyor Konfüçyüs. Bir toplumda adalete inanç tek bir kişide dahi eksilse büyük ritim bozulur; devlet denilen aygıt gücünden kudretinden kaybeder ve toplumda telafisi zor hasarlar oluşur. Belki de bugün o hasarları hala tamir edemediğimiz için bu haldeyiz.  Vicdana gelince Victor Hugo’nun sözüyle, vicdan insanın içindeki Tanrıdır. Ne kadar kulak veriyoruz acaba içimize? Tüm ilişkilerimiz için bunu sorgulamanın vakti geldi de geçiyor.

“KİTAP BİZE BİR UMUDU HATIRLATIYOR”

-Leon Bahar, yaşadıkları karşısında nasıl bir tavır sergiliyor? Küsüyor mu, isyan mı ediyor, pes mi ediyor?

Mücadele ediyor. Devletinin bir gün onu dinleyip, yanlıştan döneceği inancını uzun bir süre muhafaza ediyor. Küsmüyor ama çok kırılıyor. Bu topraklara aşık. Sürgünde çok güzel dostluklar kuruyor. Leon bugün Ulus’taki mezarlıkta yaşıyor. Aşkale sonrası çok da yaşamıyor zaten. Mezar taşındaki kitabeyi sürgünde tanıdığı Ermeni tüccar Himayak yazıyor ve kitabenin son dizesinde mezarlık ziyaretçilerinden Leon için dua istiyor. İstediği duanın adı Fatiha. Bir Ermeni, bir Yahudi için kitabe yazıyor ve gelen geçenden Fatiha istiyor… Aslında kitap bize bir umudu hatırlatıyor. Bu topraklar, yapılan hatalara, yapılagelmekte olan hatalara rağmen bağrında çok fazla dostluk, çok fazla umut barındırıyor. Ve okuyan yazan insanlar olarak bizlerin gerçeği bağırmadan anlatma sorumluluğumuz var. Daha çok bağırıp, safları keskinleştirdiğimizde aynı fasit dairenin içinde yine aynı yerde debelenip duruyoruz. Varlık Vergisi kara bir lekedir. Bunun aması da yoktur. Bunu anlayan var anlamayan var. Anlamak istemeyene ulaşmanın yolu yok belki ama bir dinleyelim demeye hazır olana ulaşmanın bir dilini, bir yolunu bulmak için çaba harcamak aydın sorumluluğudur. Bana göre Leon gerçek bir aydın. Çünkü en zor şartlarda dahi yılgınlığa kapılmadan bu dili tutturmaya, derdini anlatmaya çaba harcıyor. Mücadeleden vazgeçmiyor. İnancını kaybetmiyor.

https://odatv.com/bir-ermeni-bir-yahudi-icin-gelen-gecenden-fatiha-istiyor-30111922.html

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: