İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Başımıza örülen çorap kafamıza geçirilen çuvaldan büyük…

***HyeTert, bu kaynağın ve/veya içeriğin yanlış ve/veya yanıltıcı bilgiler ve/veya soykırım inkarcılığı, ırkçılık, ayrımcılık ya da nefret suçu içerdiği/yaydığı kanısındadır. Metni paylaşmadan önce bu uyarıları göz önüne alarak, içeriği ve/veya kaynağı güvenilir kaynaklardan kontrol ediniz.***
 

Yılmaz Özdil

Kirk Kerkorian.

Ermeni’ydi.

Tehcirden çoook çok önce, 1800’lü yılların sonunda Maraş’tan ABD’ye göçetmiş bir ailenin çocuğuydu.

1917’de Kaliforniya’da doğdu.

Henüz dokuz yaşındayken okulu bıraktı, girip çıkmadığı iş kalmadı, boksör oldu, bekçi oldu, pilot oldu, ikinci el küçük uçakları alıp satmaya başladı, para biriktirdi, Los Angeles’tan Las Vegas’a charter uçuşlar yapan havayolu şirketi kurdu, voliyi vurdu, arazi alıp satmaya başladı, Las Vegas’ta kumarhane otelleri inşa etti, Las Vegas’taki yatak kapasitesinin yarısına, kumar makinelerinin yüzde 40’ına sahip oldu, Ford’un General Motors’un ortağı oldu, Hollywood’a girdi, Metro Goldwyn Mayer film stüdyolarını satın aldı, 16 milyar dolar servet yaptı, dünyanın en zengin 41’inci insanı oldu, Time dergisi tarafından ABD’nin en önemli 10 hayırseverinden biri ilan edildi.

İki kızı vardı, Linda ve Tracy.

Kızlarının isimlerini birleştirdi, Lincy vakfını kurdu.

Ermenistan’a bir milyar dolardan fazla bağış yaptı, tek kuruş karşılık beklemeden otoyol yaptı, depremde evini kaybeden yoksullar için üç binden fazla konut yaptı, okullar yaptı, hastaneler yaptı.

Tek şartı vardı, “hiçbirine ismimi koymayın” diyordu, inanılmaz servetine rağmen, mütevazı bir insan olarak kalmayı tercih etti.

Ermenistan’ın ulusal kahramanı oldu, Ermenistan cumhurbaşkanının elinden, ülkenin en büyük unvanı olan Yurt Madalyası’nı aldı.

Gümrü şehrinin fahri hemşehrisi oldu.

Ermeni diasporasının milyar dolarlarla ifade edilen sermayesini, Vatikan Bankası IOR’ye kanalize etti, bunun karşılığında, Papa’nın 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelendirmesini sağladı.

Lobi yaptı.

ABD eyaletlerinin tek tek sözde soykırımı tanımasını sağladı.

Los Angeles Üniversitesi/UCLA’e 20 milyon dolar bağışta bulundu, Ermeni Tarihi adı altında “soykırım” kürsüsü kurulmasını sağladı.

Bu kürsünün, Güney California Üniversitesi’nde kurulan ve Steven Spielberg tarafından desteklenen Yahudi Soykırımı Enstitüsü gibi faaliyet göstermesini sağladı.

Hollywood’ta ilk kez “soykırım” filmi çekilmesini sağladı.

100 milyon dolarlık bütçesini bizzat karşıladı.

(The Promise isimli film, romantik sahnelerle dolu bir aşk hikayesi etrafında, alenen soykırım propagandası yapıyor.

Biz Türklerin çoluk çocuk kadın demeden, bütün Ermenileri kestiğimizi, soylarını kurutmaya çalıştığımızı anlatıyor.)

The Promise’in yönetmenliğini, Ruanda soykırımını konu alan Hotel Ruanda filminin Oscar ödüllü yönetmeni Terry George yaptı.

Böylece… Daha vizyona bile girmeden “soykırım tescili” almış oldu.

Başrolünde, Oscar ödüllü Christian Bale oynadı.

Ermeni halkının uğradığı soykırımı dünyaya duyuran Amerikalı cesur gazeteciyi, Associated Press muhabirini canlandırdı.

Günümüzde gerçekten var olan Associated Press’in adı kullanılarak… Filmdeki “haber”lerin de tamamen “gerçek” olduğu algısı yaratıldı.

Türk nefretiyle dolu olan, seyredenleri Türk nefretiyle dolduran bu iftira filmi, 2017’de vizyona girdi.

Los Angeles’taki galaya, George Clooney, Sylvester Stallone, Cher, Kim Kardashian gibi şöhretler katıldı.

Christian Bale bu galada açıklama yaptı.

“Ermeni soykırımı, o tarihten bu yana bütün soykırımları kışkırttı” dedi.

Yani bu arkadaşa göre… Yahudi soykırımı dahil, hepsi bizim başımızın altında çıkmıştı!

İspanya, Portekiz ve Malta’da çekilen The Promise filmi, ABD’nin yanısıra Avrupa’dan Avustralya’ya, Kanada’dan Mısır’a, Tayland’tan İran’a, Türkiye hariç, bütün dünyada yayınlandı.

Kirk Kerkorian seyredemedi.

Film henüz çekilirken, öldü.

Ama…

Amacına ulaşmış oldu.

Parasını, dostlarını, maddi manevi bütün imkanlarını seferber ederek, Washington’da özellikle son on yılda biriken Türkiye karşıtı atmosferi değerlendirerek, sözde soykırımla alakalı film çekmeyi kabul etmeyen Hollywood’un duvarını yıktı.

Cehennem kapısını araladı.

Hollywood demek, Amerikan devletinin resmi dış politikası demektir, 1942 yılından beri, Pentagon’da Hollywood’un irtibat bürosu var.

Dolayısıyla…

Sayın iktidarımız “vız gelir tırıs gider” filan diyor ama, ABD temsilciler meclisinin aldığı soykırım kararı, bundan önce alınan kararlara benzemez, hepimizin haberi olsun.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/basimiza-orulen-corap-kafamiza-gecirilen-cuvaldan-buyuk-5423725/

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: