İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Siyasete Fransız kalmadı!

***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***

İrfan Özfatura

68 kuşağının grevleri köpürttüğü günlerde sendika görüşmelerine belinde silahla gider. ABD ve İngiltere’nin siyasetine karşı “çok kutuplu”
bir dünyadan yanadır. Klasik siyasetçiydi. Ermenistan’ın yanında dursa da yeri geldi mi Türkiye’ye methiyeler düzer. Demokrat görünse de Fransız okullarına başörtü yasağı getirir, tavizsiz uygular.

Jacques René Chirac, 29 Kasım 1932’de Paris’te doğar.
Genel Müdür Francois Chirac ile Marie-Louise Valette’nin oğludur. Kalburüstü bir ailedir ama iddia ettikleri gibi Andorra prensleri ile kan bağı bulunmaz.
Jack, Le Grand gibi iyi liselerde okur, Institut d’etudes Politiques’ten mezun olup memuriyete başlar.  
Mektep arkadaşı Bernadette Chodron de Courcel’le evlenir (1956). Kızın ailesi Chirac’ı kendilerine layık bulmaz. Düğünü ünlü bir bazilika yerine küçük bir şapelde yaparak tepkilerini koyarlar.
Jack, yedek subaylığını Cezayir’de tamamlar. Bir nakliye gemisinde vazifelidir, savaştı denemez ona.
Lakin militan bir ‘Goullist’tir yani de Goulle’ün yolunda…
Siyasete meraklıdır. Baba memleketi Correze’den milletvekili olmakta zorlanmaz, Georges Pompidou Esnaf ve Ziraat Bakanlığı gibi önemli görevler verir ona.
O günlerde Buldozer diye anılmaktadır. 68 kuşağının, grevleri köpürttüğü günlerde sendika görüşmelerine belinde silahla gider hatta.

İKBAL BASAMAKLARI…
1973 petrol şokunun ardından işsizlik ve enflasyonun çivisi çıkar. 1974 -76 Başbakan olur, Giscard d’Estaing ile olan anlaşamadığını öne sürerek istifasını sunar.
Giscard onu yolundan çekmelidir. Paris Belediyesi iyi bir yem olabilir mesela. 1977 ve 1983’te iki dönem belediye başkanlığı yapar.
1986-88 arası başbakandır. Artık çıtayı yükseltmeli başkanlığa oynamalıdır.
Nitekim “Fiyat denetimini kaldıracağım; özelleştirmeyi hızlandıracağım; vergileri azaltacağım; askerliği bitireceğim; suç ve terörle boğuşacağım…” vaatleri tutar ve Elysee Sarayı’na yerleşir sonunda.
İkinci de sevildiğinden değil rakibi (ırkçı Le Pen) kazanmasın diye etrafında toplanırlar. Düşünün %82,1 oy alır, rekora koşar…
1995’ten 2007’ye 12 sene başkanlık koltuğunda oturur (Rekor Mitterrand’da).
Dediği gibi mecburi askerliği kaldırır. Üstelik kendisi vazifedeyken cumhurbaşkanlığı süresini indirir, yedi yıldan beş yıla.
Son günlerinde belediyedeki yolsuzlukları ortalığa dökülür. Gerçi dokunulmazlığı vardır, bir şey olacak değildir ona.

NÜKLEER SABIKA
Fransa, de Goulle devrinden beri nükleer silaha sahip olmayı ister. Önceleri Alp Dağları mı Korsika mı diye düşünürler. Sonra Cezayir gelir akıllarına. 1960-66 arası 17 nükleer deneme yaparlar. 150 bin Müslümanın yaşadığı, Reggane şehrini Nagazaki’ye çevirirler âdeta. Atıklarını da ortada bırakır giderler, dünya ses çıkarmaz.
Ancak Pasifik’teki Moruroa adalarına yönelince Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda ayaklanır. Denemeler kayalara açılan derin kuyularda gerçekleşir, temizdir güya.
Fransa, nükleerde kararlıdır, Greenpeeece gemisi Rainbow’u batıracak kadar (1990).
Yerliler kanser olmuşmuş. Amaaaan, kimin umurunda? Ki, bunlar mercanları ile tanınan nefis adalardır ayrıca.

Aynı Chirac yaşlanınca çevreci kesilecek “Evimiz yanıyor ve biz körüz” diyecektir titrek bir ses tonuyla.
Başbakanlığında Irak’a da atom reaktörü kurmuştur. Bu teknolojiyi Saddam’a niye verdiniz diye soranlara “Biz vermesek başkası verecekti” der kayıtsız bir edayla. Tek derdi vardır: Para para para…
İsrail’deki şaibeli Dimona santralı da Fransız yapısıdır bu arada.

İNGİLİZ’İN DE İNGİLİZCENİN DE…
Chirac tam bir Fransızdır, İngilizlerden hoşlanmaz. “İngilizcenin bu kadar yayılması vahim” der, “Korkarım alt kültüre yol açacak.”   
ABD ve İngiltere’nin siyasetine karşı “çok kutuplu” bir dünyadan yanadır. NATO’ya karşı Avrupa ordusunu kurmaya çabalar.
Hele olimpiyatları Londra’ya kaptırınca açar ağzını gözünü yumar. “İngilizler çok kötü yemek yapıyor, böylelerine siyasette de güvenemezsiniz. Avrupa’ya getirdikleri tek yenilik var: Deli dana!”
Chirac, çapkınlığıyla tanınan bir siyasetçidir ve bunu saklama ihtiyacı duymaz. Le Figaro’nun muhabiresi (kadın)  için mağaza kapatır mesela.
Karısı Bernadette de kocasının rakibi Sarkozy’yi destekler, intikam alır açıkça.
İki kızı (Claude ve Laurence) vardır, bir de evlatlığı Vietnamlı mülteci Anh Dao… Ancak siyaset yorucudur, onlara babalık yapma fırsatı bulamaz.
Jack Chirac, Rus edebiyatına, Asya sanatlarına (bilhassa çiniciliğe) ve Sumo güreşine meraklıdır.

İPİYLE KUYUYA
 Klasik siyasetçidir. Airbus satmaya gelince “Türkiye’nin mutlaka AB içerisinde olması lazım, sizi aramızda görmek istiyoruz” diye konuşur, Ermenistan’a gidince döner bize sallar.  
“Ermeni Soykırımı İnkâr Kanunu’ndan (ki tam bir komedidir) haberim yoktu” diyecek kadar rahattır.
Demokrat görünse de Fransız okullarına başörtü yasağı getirir ve tavizsiz uygular.
Şu var ki Bosna Hersek’te ilkeli davranır, İngiltere Başbakanı John Major’ı Sırp topçu bataryalarını vurma hususunda ikna eden odur aslında. Yine aynı şekilde Bill Clinton’la görüşür (1999), Kosova’daki Belgrad baskısına nokta koyarlar.
11 Eylül saldırılarını müteakiben New York’a gidip Bush’un yanında durur. Fransız uçakları Afganistan’daki bombardımana katılır.
Ancak ABD’nin düzmece bahanelerle Irak’a girmesine itiraz eder, kesinlikle karşı çıkar.
Tekaüt yıllarında silahsızlanmayı müdafaa eder, “Savaş son çare” demeye başlar.
Niçin siyasetçiler bunu güç ellerindeyken söylemezler acaba?

https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/610043.aspx

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: