İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir anıt adam: Agop Dilaçar

PROF. DR. CÜNEYT AKALIN 

Ne yazık ki yeteri kadar tanımadığımız Türk dilinin nakkaşlarından Agop Dilaçar, Atatürk’ün Türk kültürüne armağanıdır. Dilâçar soyadını ona veren Atatürk’tür; Mustafa Kemal’e Atatürk soyadının verilmesini ilk öneren kişi de Agop Dilaçar’dır.

ŞAM’DAKİ BULUŞMA

İkili ilk kez, Anadolu’dan uzakta bir yerde, Şam’da karşılaşır. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesine gönderilen, Kafkas cephesinde yaralanan Agop Martanyan gösterdiği yararlılıklardan ötürü madalya ile ödüllendirilir.

Savaştaki çatışmaların durulduğu sırada Alman subaylara Türkçe öğretmeye başlar. Yabancı subayların elindeki J. Németh’in “Türkische Grammatik”i Agop’un ilgisini çeker.

Azınlık subaylarından kimisinin doğudaki cephenin gevşemesinden yararlanarak savaştan kaçması üzerine Agop’un da aralarında bulunduğu kimi subaylar Güney Cephesine sevkedilir.

Mustafa Kemal’in komutasındaki 7. Ordu’nun karargâhına vardığında, Kafkas Cephesinden gelen onurlu bir asker olarak değil de “casus” kuşkusuyla Mustafa Kemal’in karşısına çıkarılması asteğmen Agop’u üzer. Hakkındaki suçlamanın nedeni, Halep’teki tutsak bir İngiliz subayıyla İngilizce konuşmasıdır.

Mustafa Kemal’in karşısına yanındaki süngülü bir erle çıkarıldığında üstünde bulunan “tabancası, ilmühaber” ve bir “kitap” kendisini getiren yüzbaşının elinde durmaktadır. Paşa şaka yollu sorar:

– Sen niye kaçmadın?

Agop birden sinirlenir:

– “Ben bu vatan için kan dökmüşüm, bu madalya sahte değil. Kafkas cephesinden kaçmayan, herhalde Şam sokaklarından kaçacak değildir! Emir buyurun süngüyü çıkarsınlar.”

Mustafa Kemal Paşa, Agop’un yanındaki ere süngüsünü çıkarmasını söyler. Agop’un üstünden çıkanlar masanın üstüne konur. Agop’un yanındaki kitap Mustafa Kemal’in ilgisini çeker. Saatlerce süren bir sohbet başlar. Agop’un Türkçeye ilişkin açıklamaları ve kitabın Latin harfleriyle yazılmış olması Mustafa Kemal’i etkiler, Türkçenin Latin harfleriyle yazılışını ilk kez görür.

TÜRK DİL KONGRESİ 

Bu tanışmadan sonra kalıcı bir dostluğun başlangıcı olacak olan ikinci buluşma 1932 yılında Türk Dil Kongresi sırasında gerçekleşir. Savaş sonrası engeller nedeniyle o sırada Sofya Üniversitesinde çalışan Agop Martayan, Atatürk’ün daveti üzerine Dil Kongresi’ne katılmak üzere İstanbul’a gelir.

Ülkeye ayak basar basmaz Sirkeci Garı’nda gazetecilere verdiği demeç bir manifesto niteliğindedir. Martayan pek çoğumuzun anlamayacağı kadar derinden Türkçe konuşur.

“Bengin iltuta olurta çı sen Türk Budun.” Anlamı:

“Ey Türk milleti! Sen ebedi bir imparatorluğu muhafaza edeceksin.”

Türk Dil Kongresi’nin kalıcı sonuçlarından birisi Agop Martayan’ın Türk Dil Kurumu’nun ilk genel sekreteri oluşudur. Ermenice ve Türkçenin yanında İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarca bilen Martayan efendi, 1934’de Soyadı Kanunu çıkınca Atatürk’ün önerisi üzerine Dilaçar soyadını alır. Çalışmalarını o tarihten sonra A. Dilaçar olarak imzalar. Türk Dil Kurumundaki çalışmalarını ölümüne kadar sürdürür.

Çoğumuzun tanımadığı bu dev şahsiyet, özgün Kutadgu Bilig incelemesini “öğrencilere ve geniş halk kitlelerine, Türk yazınının bu ilk büyük eserini ve yazarı olan Balasagunlu Yusuf Has Hacib’i, eserin yazılışının 900. yıl dönümü (1069-1969) dolayısıyla tanıtmak, sevdirmek için kaleme aldığını” kitabın önsözünde belirtir.

A. Dilaçar’ın İstanbul’un, Ankara’nın bir köşesine bugüne kadar anıtını dikmemiş olmak büyük eksikliktir.

Temeli kültür olan Cumhuriyet’in Türk dilinin sadeleşmesinde gösterdiği çaba ulusal birliğin pekişmesinde çimento işlevi gördü. Bu büyük başarının arkasındaki güç Türk Dili Kurumu ve onun çatışı altında görev yapan A. Dilaçar gibi değerli, vatansever uzmanlardır.

Atat%C3%BCrk%2C%20T%C3%BCrk%20Dili%20Kurultay%C4%B1%E2%80%99nda%20Agop%20Dila%C3%A7ar%20ve%20bir%20grup%20delege%20ile%20birlikte.%20A%C4%9Fustos%2C%201936
Atatürk, Türk Dili Kurultayı’nda Agop Dilaçar ve bir grup delege ile birlikte. Ağustos, 1936

A.DİLAÇAR KİMDİR? 

A. Dilaçar Mayıs 1895’te İstanbul’da doğdu. Babası Kayserili, annesi Yozgatlıdır. Aile İstanbul’a taşınır. Robert Kolej’den mezun olur. I. Dünya Savaşında Kafkas Cephesinde görev alır. Dünya Savaşı sonrası Robert Kolej’de İngilizce öğretmeni olarak çalışır, ardından Beyrut’ta bir Ermeni okulunun müdürlüğünü yapar. Beyrut’ta Ermenice yayınlanan ilk gazete olan Luys’un yayın yönetmenliğini yapar. Sofya’da, eski Türk dili ve Uygurca dersleri verir. 22 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı’nda, Atatürk’ün başkanlığında gerçekleştirilen Birinci Türk Dil Konferansı’na katılır.

Daha sonra araştırmalarını, Türk Dil Kurumu’nda sürdürür. Kurumun ilk genel sekreteri olur.

Agop Martayan, 1934 yılında, soyadı kanunu çıkınca, Atatürk’ün kendisine teklif ettiği ‘Dilaçar’ soyadını alır. Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi çalışmalarına katılır. 1936-1951 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde Dil-tarih ve Türkoloji dersleri verir. Latin harfleriyle yeni Türk alfabesi oluşturulması çalışmalarına baştan itibaren katılır. 1942-1960 yılları arasında, Türk Ansiklopedisi’nin hazırlanması çalışmalarında başdanışmanlık yapar. Türk Dil Kurumu’ndaki dil çalışmalarını, ölümüne kadar sürdürür. Mustafa Kemal’e, “Atatürk” soyadının verilmesini, TBMM’ye teklif eden kişidir. 12 Eylül 1979’da aramızdan ayrılır.

https://www.aydinlik.com.tr/bir-anit-adam-agop-dilacar-ozgurluk-meydani-eylul-2019

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: