İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ragıp Zarakolu – Gonstantinoboli hayları üstüne

Vercihan, Ermeni toplumu içinde 90’lı yıllarda başlayan uyanış dönemine ve bunun trajik sonlanışına tanıklık ediyor kitabında.

Vercihan Ziflioğlu (Ziflian) bir anlamda İstanbul Ermeni toplumunun asi çocuğudur. Yeni çıkan Varla Yok Arasında /İstanbul Ermenileri (Sosyal Y.) kitabıyla da, bu asi kızlığını bir kez daha doğruluyor. Görüşlerinin bütününe katılmayabilirsiniz, ama sorunları örtmeden önemli sorular ortaya koyuyor. Vercihan her şeyden önce bir şair. Yok olma tehlikesi altında olduğu saptanan diller arasında Batı Ermenicesi. 18. yy.dan itibaren rönesansını yapan, İstanbul’u bir kültür ve basın merkezine dönüştüren bir dil için bu çok acı. Bir anlamda, Doğu Avrupa Yahudilerinin dili olan Yidiş dilinin ya da İspanyol/Safarad Yahudilerinin dili olan Ladino’nun akıbetini paylaşıyor Batı Ermenicesi. Ermeni dilinde eğitimin Lozan Barış Antlaşması’nın “koruması” altında olmasına karşın.

Vercihan Ziflioğlu, foto muhabiri Selahattin Sönmez, 2012 Çağdaş Gazeteciler Derneği Ödülü’nü aldığında.

Belge’de dedesinin İzmir 1922 Günlüğü’nü yayınladığım için onur duyduğum Prof. Dr. Dora Sakayan, Batı Ermenicesini, akademik düzeyde inceleyen, bunları kitaplaştıran araştırmacılardan biridir. Marmara gazetesinin editörü Rober Haddeciyan, Batı Ermenicesini hem gazetecilik dili hem de edebiyat dili olarak inatla ayakta tutanlardan biridir. Ve elbette Agos’un Ermenice sayfalarının editörü olan üstad Gobelyan ve onun misyonunu devam ettiren Sarkis Seropyan’ı anmadan geçmeyelim. Ya da Batı Ermenileri folklorunu araştıran, yine ve kitaplarını yayınlamaktan onur duyduğum, İstanbul Ermenilerinin folklorunu kitaplaştıran Prof. Dr. Verjine Svazlian’ı…

Ayşe Nur Zarakolu, “Tehdit altında olan bir ana dilin edebiyatını yapmak aynı zamanda bir direniştir” demişti, 90’lı yıllarda hiçbir yayınevinin yayınlamaya cesaret edemediği Mehmed Uzun’un kitaplarını yayınlamaya başladığında.

İşte Vercihan’ın ismini ilk kez, İstanbul Ermeni edebiyatının saygın isimlerinden duymuştum, Batı Ermenicesi ile yazan harika genç bir ozan yetişiyor diye. Vercihan’ın ilk iki şiir kitabını Aras Yayınları iletti okurlara. 25 yılını dolduran Aras Yayınları, 1940’lı, 50’li yıllarda bile edebiyat dergileri yayınlayan sonra sönümlenmeye başlayan Batı Ermenicesini yeniden hayata döndüren odaklardan biri oldu.

Bir zamanlar istanbul’da Gomidas Vartabed’in Ermeni toplumu içinde 312 kişilik korosu vardı.

Vercihan aynı zamanda birçok ödül alan başarılı bir gazeteci. Daha önemlisi ilkeli bir gazeteci. Gazeteciliğin çıraklık dönemini de Marmara gazetesinde ve daha sonra Agos’un ilk döneminde yaptı.

Ve daha sonra başarılı gazeteciliğini büyük medyada sürdürdü. Bu da kolay iş değil. Hem ilkeli olmak hem de kendini kabul ettirip, saydırmak. Hele medyada. Hürriyet grubu içinde Hürriyet Daily News’in (devralınmadan önce adı Turkish Daily News idi) görece özerk konumu olmuştur. Türkiye’deki diplomatik çevrelerin, yabancı iş ve kültür çevrelerinin takip ettiği bir yayın organı olduğu için belli bir düzeyi tutturmak zorundadır. Bunun için Hürriyet’in giremediği konulara girme, daha nesnel olarak ele alma ya da öyle bir izlenim yaratmaya çabalama kaygısı olmuştur Daily News’in. Türkiye, Avrupa, diyaspora ve Ermenistan’da yaptığı çok iyi röportajları yayınlandı orada. Vercihan vazgeçilmez elemanlarından biri oldu. Keşke Vercihan röportajlarını kitaplaştırsa. Erivan’da hapsedilen, kanserden kaybettiğimiz, ezeli ve ebedi “muhalif” Sarkis Haspanyan ile hapishanede yapmayı başardığı harika röportaj aklıma düştü şimdi. İşte gazetecilik budur demiştim, bir yandan da bunun hikayesini dinlerken gülerek.

Ne yazık ki, Türkiye basını son on yıl içinde en büyük çöküşünü yaşadı ve yaşamakta. Bundan Daily News’in de payını alması kaçınılmazdı. Murat Yetkin’in editörlüğü döneminde Vercihan da işine son verilen profesyonel gazeteciler listesinde yerini aldı. Fiilen tasfiye oldu Daily News ve bütün medya gibi tam bir resmi yayın organına dönüştü. Makyaja bile gerek duymuyorlar artık. Kaba propaganda anlayışı egemen.

Sadece Batı Ermenicesi değil, Türkiye basını da bir sönümlenme sürecinde, en ağır koşullarda misyonunu devam ettiren muhalif basın dışında… Neyse ki, Marmara’sı ile, Jamanak’ı ile, Agos’u ile Ermeni basını ayakta.

Vercihan, Ermeni toplumu içinde 90’lı yıllarda başlayan uyanış dönemine ve bunun trajik sonlanışına tanıklık ediyor bu kitabında.

Türkiye Ermeni toplumu, bu uyanışın önünü açan iki insanı Hrant Dink’i ve Patrik Mesrop Mutafyan’ı trajik bir biçimde kaybetti. İki önemli kurban verdi bu toplum ve tam bir belirsizlik dönemine girdi. (*)

Diyaspora’da İstanbul Rumları gibi İstanbul Ermenileri de pek sevilmezler ve uzun zaman dıştalanmışlardır. Biraz “burnu havada” kabul edilirler. Belki de iki kadim imparatorluğun mirası oldukları için biraz da öyledirler! Cemaat için de cemaat olmuşlardır. Anadolu olanları İstanbullular ikinci sınıf kabul etmişlerdir. Varto depreminden sonra İstanbul’a gelen Ermeni çocukları, İstanbul’daki okullarda, “Kürtler geldi” diye karşılanmışlardı.

Ama İstanbul’a göç ile, İstanbul’daki cemaat içinde de farklı bir birleşim ortaya çıkmış, buna Sovyetlerin çöküşü ile gelen Doğu Ermenileri de eklenmiştir. Ve en son kendi kimliğini keşfeden Müslüman Ermeniler…

Vercihan, Ermeni toplumu içinde 90’lı yıllarda başlayan uyanış dönemine ve bunun trajik sonlanışına tanıklık ediyor bu kitabında.

Kitabın 1960 sonrası kurulan ilk Marksist yayınevi Sosyal Yayınlar tarafından yayınlanması beni ayrıca sevindirdi. Sevgili Zeynep Aytekin’in, babası Enver Aytekin’den devraldığı yayıncılık misyonunu başarıyla sürdürdüğü için mutluyum.

Hasılı Vercihan’ın bu görünüşte pek hacimli olmayan kitabı, hayli belalı, çapraşık konulara el atıyor. Bunun sağlıklı tartışmalara yol açması dileği ile.

(*) Birlikte yola çıkan ve daha sonra yol ayrımına giren Hrant Dink/Patrik Mesrop Mutafyan’ın ortak trajedisine ilişkin şu yazılarıma bakılabilir.


Artı Gerçek

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: