İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sonbaharda Ege yolculuğu

Sevim Güney

ege sonbahar

Bir yaz mevsiminin daha sonuna yaklaştık. Eylül ayı ile birlikte havalar biraz serinledi ama Eylül ve Ekim bence tatil için en güzel aylardan. Henüz yaz tatilini yapmamış, bu aylarda gezmeyi düşünüp karar veremeyenler için bir rota sunmaya çalışayım. Yol şarkılarınız hazırsa buyurun yola çıkalım…

Hemen hemen her yıl benim için rutin haline gelen Ege gezilerine yine Çanakkale’den başladım. Buralara gelince, daha önce yazdığım yerleri yeniden ziyaret etmeden geçemedim elbette. O sebeple; Assos, Küçükkuyu, Altınoluk, Adatepe, Yeşilyurt, Assos, Edremit, Akçay, Güre, Zeytinli, Ören, Burhaniye ve buralarda bulunan cennet gibi yerlere değinmeden geçiyorum. Ama siz hala buraları gezmediyseniz, mutlaka görmenizi öneririm. Zira, Ege buradan başlıyor.

Tam Ayvalık’tan da vazgeçecektim ki, son yıllarda adını çokça duyduğum ama bir türlü gidemediğim bir yer olan Küçükköy’e(eski adı; Yeniçarhion)girmeden geçemedim. İyi ki de geçmemişim. 

Küçükköy (Yeniçarhion)

Ayvalık’ta bulunan bu şirin belde, bir köyde, mahallede veya kasabada yaşayan insanların ne kadar önemli ve değerli olduğunu bir kez daha düşündürdü bana. Çünkü; böyle güzel bir yer yaratmak, ancak orada yaşayan güzel, değişime açık ve çalışkan insanlar sayesinde var olabilirdi. 

Sokaklar, ağaçlar çok hoş objelerle süslenmiş, masalar ve sandalyeler rengarenk. 

Küçükköy 1462 yılında kurulmuş. Fatih Sultan Mehmet midilli adasını aldığında, yeniden korsanların eline geçmesin diye küçükköye yeniçeriler yerleştirmiş. Eski adı“Yeniçarhion”yeniçeri anlamına gelen bu isimden geliyor.

sevim güney

*** 

Buraya ilk önce 1890 yılında kırım savaşı nedeniyle yurtlarından gelen müslüman boşnaklar yerleşmiş. Bu göçler 1912-1922 arasında da sürüp gitmiş. Küçükköy’de, Balkanlardan gelen boşnaklar,“adalı”diye tabir edilen midilliler ve birazda serezli yaşıyor. Gelenekleri ve kültürleri içe içe geçmiş insanların burada yaşadığını öğrenince böyle güzel bir köy yaratma çabalarına şaşırmadım. 

***

Beldeyi daha iyi tanımak için ilk olarak kent müzesi olarak açılmış yere girdim. Müzede, eski eşyalar, giysiler ve o dönemlere ait aletler sergileniyor. Ayrıca buralara göç edenlerin anlattığı hüzünlü hatıraları da panolardan okuyabilirsiniz. 

Müzde bulunan yazılı açıklamalarda, Şerafettin İlter anılarından şöyle bahsediyor;”Split’ten geldiğimizde(1917)300 hane boşnak vardı. 100 ev ada’dan gelenlerdi. 100 hane de serez’den. Geldiğimiz sene sıtma’dan kırıldık. 1950 yılına kadar yokluk kök söktürdü.”

Şakire Uzun ise 1922-1923 yıllarında buraya geldiklerini ve komşularının çoğunun rum olduğunu anlatmış. O yıllarda burada 3 taş fırın, 2 tuğla imalathanesi, 6 tane kuyu, 12 tane çeşme ve 8 adet kilise olduğundan bahsetmiş. Ve geniş bir alanda üzüm bağları olduğundan…

Mübadeleden sonra kilise ve şapeller yıkılmış. Sadece şu anda cami olarak kullanılan eski “Ayiu Athanasiu”kilisesi var. Bu kilise 1923 yılında camiye çevrilmiş.

***

Müzede bulunan panolarda okuduklarım, beni oldukça duygulandırdı. O yıllarda insanların barışa, birliğe, saygıya değer veren anlatımlarını okurken imrendim. Burada yıllarca din, dil, ırk ayrımı olmadan birbirleri ile yaşamışlar, kültürlerini, yemeklerini, gelenek ve göreneklerini birbirlerine aktarmışlar. Hüzünlerini, sevinçlerini, bayramlarını birlikte kutlamışlar. Burada sütçü sütünü 3 dilde bağırarak satarmış. 

Ortak hüzünleri ise göç…

Diyor ki;”Bir çiçeği köklersin,toprağı silkelersin götürür başka bir yere dikersin. Göç bu demek. Başka toprak, başka ülke, başka dil…Köklendiğin topraktan sökülmek demek. Hasret demek göç. Komşuların, anıların geldiğin yerde kalır. Sudan çıkmış balığa dönersin. Bizim küçükköyde serez, karadağ, midilli göçmenleri hep bilir birbirini, göç ne demek iyi bilir…”

Burada daha neler yokmuş ki! Hıdırellez kutlamalarında çömleğe atılan ve sonra okunan dilekler, bol çeşitli düğün yemekleri, eğlence için yapılan yarışlar…

cunda

***

Sokakların döşemelerine, evlerin yapısına bakınca rumlara özgü bir mimari olduğunu anlayabiliyorsunuz. Taş evler küçük, bir kaç katlı ve bahçeli. Bu binalar örneklerini cunda adasında ve ayvalıkta gördüklerimiz gibi sarımsak taşından yapılmış. Balkan ülkelerinin insanının doğası gereği, burada da çiftçilik ve hayvancılık ile uğraşmışlar. O zamanlarda sahil boydan boya bahçeymiş. Bu bahçeleri yapmak için toprak taşımışlar ve bereketli hale getirmişler. Zeytin ve bağlık alanlar çok olduğundan, bölgenin sebze ve meyve ihtiyacı sarımsaklıda bulunan bu tarlalardan sağlanmış.(Hatta bir dost meclisinde eski hatıralardan bahsederken meşhur çengelköy salatalığının da bu köyden çengelköye gittiğinden bahsedildi) O yıllarda burada 4 şaraphane olduğundan bahsediliyor. 1900’lü’yıllarda ise burada 3000 küçükbaş, 2000 de büyükbaş hayvan varmış.

*** 

Burada kadınların el emeği ürünlerini sattıkları tezgahlardan alışveriş yapabilir, küçükköye göç edenlerin mutfaklarına özel yiyeceklerinden yiyip, el açması böreklerle kendinize ziyafet çekebilirsiniz. Bir de soka denilen ve tuzlu sütle yapılan biber turşusu varmış ancak onun tadına bakamadım. Bir daha ki sefer gidişimde mutlaka tadacağım.

***

Yolunuz bu tarafa düşerse şirin beldeye uğramadan geçmeyin sakın.. 

Bu güzel sokakları gezmeye dalınca elbette vakit geç oldu. Sabah yollara düşmeden evvel Sarımsaklı’da, Badavut’ta denize girmeden, Şeytan sofrasında güneşi batırmadan, Cunda adasında yemek yiyip, dondurma ile serinlemeden dönmek olmaz elbette.

***

Sabah olup güneşi selamladıktan sonra yeniden yollara düşme zamanı diyerek, Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Kilisesi ziyareti için istikamet İzmir…Bu civarda oldukça kalabalık turist kafileleri görmek sevindirici oldu. Şirince’yi de gezip, şarap tadımı yaptıktan sonra, yeni yerler görmek amacıyla istemeyerekte olsa buradan da ayrılmak zorundayım. 

izmir karaburun

İzmir/Karaburun

Yemyeşil ağaçların sağlı sollu ışık oyunları yaptığı, biraz virajlı ama nefis manzaralı yollardan geçerek geldiğim Karaburun’da artık yüzme molasını hakettik değil mi? Karaburun, İzmir’in en batısında, tam karşısında ise Foça bulunuyor. Çok fazla turistik bir yer olmadığından hala bakir. (Umarım hep böyle kalır diye içimden sayıklıyorum.) Denizi biraz taşlık. Burada fazla konaklama tesisi yok. Merkezine en yakın iki köy var. Saip ve Ambarseki köyleri. Kafa dinlemek isteyenler için ideal.

Vaktiniz bol ise isterseniz Mordoğan’a da uğrayabilirsiniz. Daha gidecek o kadar yer var ki, bir kısmını sonraki seyahatlere bıraktım. 

Yine yola çıkma vakti ve istikamet Muğla.

Dalyan/Ortaca

Köyceğiz’den geçerek geldiğim Ortaca, Dalyan beldesi yakınlarında ufak, sakin bir yer. “İstanbul’dan kaçağım ama nereye gideceğimi bilemiyorum”diyen varsa, gelsin bir baksın derim. Burada en çok merak ettiğim yer İztuzu plajıydı. Burası, farklı yıllarda en iyi plajlar arasında değerlendirilmiş. 2013 yılında Avrupan’nın en iyi 7.plajı seçilmiş. Deniz kaplumbağalarının üreme alanı olduğundan, 08:00-20:00 saatleri arasında giriş yok. Bazı yerlerde de caretta caretta’ların yumurtalarını bıraktığı alanlar işaretlenmiş ve buralarda güneşlenmek yasak. Deniz muhteşem, uzun ve geniş bir plaj var, kumu ise harika. İçeriye küçük bir giriş ücreti ödeyerek girebiliyorsunuz. İnsanların bu plajdan keyifle faydalanması için herşey mevcut. 

Artık şundan kesinlikle eminim ki, yabancı misafirler ülkemizin en güzel yerlerini bizden daha iyi biliyorlar. Epeyce turist ziyaretçi vardı. 

***

Gelelim bu sakin yerin gecesine. Bilirsiniz bazı yerlerde geceler ve gündüzler farklı yaşanır. Burası da öyle yerlerden biri. Akşamla birlikte o sakin yer bambaşka bir kimliğe büründü. Nasıl eğlenceli, nasıl canlı anlatamam. Barlar, kafeler, restaurantlar dolu. 

Kaunos kral mezarlarını da burada ziyaret edebilirsiniz. Dalyan’da görebileceğiniz yüksek kayalara oyulmuş 2800 yıllık olduğu söylenen kral mezarlarının gece manzarası ışıklandırma sayesinde cok daha ihtişamlı. 

Gündüzleri sakinliğin, mis gibi denizin tadını çıkarmış insanlar eğlenceye doyamıyor. Buradan sabah hareketli günlük yat turlarına katılabilirsiniz. İztuzu plajına, Köyceğiz Gölüne, Kuanos Antik Kenti ve Kaya Mezarlarına yemekli seyir gezileri yapılıyor.

***

Ve yine harika bir yer olan Sarıgerme var sırada. Türkiye’de bu kadar uzun ve geniş plaj olabileceğini sanmıyordum ama 7 km.’lik bir sahil şeridi ile Sarçed plajı’da İztuzu gibi beni büyüledi. Bu bölge Ortaca’ya 18 km, Dalaman’a ise 12 km. uzaklıkta bulunuyor. Soyunma kabinleri ve duş yerleri, piknik yapılabilecek gölge ve ağaçlık alanlar var. İçerisinde yiyecek ve içecek alabileceğiniz bir kafeterya’da mevcut. Bu alanda sadece beni üzen şey milli park içinde bulunan tavuskuşlarının kafeslerinin çok küçük oluşuydu. Kanatlarını doya doya açamıyorlardı.

***

Benim için geri dönüş vakti geldi. Ama önce muhteşem yapıları ve sokaklarıyla göz şöleni yaptıran, güneşin en güzel battığı yerlerden biri olan İzmir’in güzel beldesi Foça’ya uğrayacağım. 

Hepinize iyi tatiller dilerim, yolunuz açık olsun…

Sevgiyle kalın 

https://www.gazetedamga.com.tr/sonbaharda-ege-yolculugu-makale,2385.html

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: