İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

MUZAFFER BUYRUKÇU’DAN “DAR SOKAKLARDAKİ DUMAN”

***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***
 

Kenar mahallede Rum’u, Ermeni’si, Arnavut’u, Laz’ı, Türk’ü ve muhacirleriyle bir arada iç içe yaşayanların birbirine dokunmayan yaşamlarını inanılmaz bir duyguyla anlatıyor Muzaffer Buyrukçu.

KORKUT AKIN

İnsan, her nerede ve hangi yaşta olursa olsun, çevresinin yani toplumun etkisinden sıyrılamıyor. Hayalini de, umudunu da o çerçevede belirliyor. Bazen, “bir saniyeye bin nesnenin hayali”ni, “bin fikrin çekirdeği”ni sığdırıyor; bütün gerçeklikler bir gerçekte vücut buluyor.

Muzaffer Buyrukçu, İstanbul’un eski mahallesinde, sınırlı ekonomiyle ve geçmişten getirdikleri düşsel birikimlerle yaşayan büyük özlemler taşıyan insanları yazdı romanlarında da öykülerinde de… Daha çok öykücü olarak tanınsa da Buyrukçu, kendi yaşamından etkileri de harmanlayarak bir sosyal olguyla çerçeve çizmeyi romanlarında da başardı.

[Haber görseli]

MÜZİĞİN RESMİNİ ÇİZİYOR…

Kenar mahallede Rum’u, Ermeni’si, Arnavut’u, Laz’ı, Türk’ü ve muhacirleriyle bir arada iç içe yaşayanların birbirine dokunmayan yaşamlarını inanılmaz bir duyguyla anlatıyor Muzaffer Buyrukçu… “Birbirine dokunmayan” dedim, ama birbiriyle iç içe olmalarından kaynaklı sarmaş dolaş oluşlarını da aynı heyecanla dile getiriyor. Okur, bunların arasından geçerken kendince yeni bir dünya oluşturuyor kuşkusuz. Çünkü Buyrukçu, okuruna yorum ve düş kurma iznini baştan veriyor.

İlk sayfalardan, ilk betimlemelerden başlayarak bir ezginin nağmeleri gibi kulağınıza doluyor yaşayanlar ve kentin dar sokakları. 1950’li yılların İstanbul’unda, Yenikapı gibi kenarda kalmış bir mahallede, kendi yaşamlarının peşinde koşan (koşarken de hem birbirleriyle çekişen hem de büyük aşklar yaşayan) insanların müziğini duyuyorsunuz. Hayatın ritmini yakalamak için betimlemelerin gücü yükseldikçe müziğinizin ritmi de yükseliyor, renkleniyor, dünyayı kapsıyor…

YORUMU SİZE KALMIŞ…

Balkanlar’dan göçen, göçerken de farklı yerleşimlerde zaman geçiren, birikimlerini kaybettikleri için de ancak kenar bir mahalleye sığınan, kendi halinde bir ailenin öyküsünü okuyoruz Dar Sokaklardaki Duman’da. Aslını sorarsanız Naci’nin öyküsünü izliyoruz, o amansız takipte de aileyi, köylü kentli çelişkili ayrımını, dünyaya bakışlardaki farklılığı, kadın erkek arasındaki farklılığı, çocukların hele, umudunu izliyoruz. Bu da biz okura yorum olanağı sağlıyor. Öyle mi olmalı, yoksa böyle mi sürmeli… derken okurun düşleriyle yazarın düşleri bir yumak oluşturuyor. 

Biraz cinsiyetçi ele almış Buyrukçu kahramanlarını… Erkek egemen dünyanın erkek egemen insanları… Kadınları da aynı çerçevede ele almış olması biraz – günümüze göre – ayrıksı. Ancak cinselliklerini eşit yaşatması, beklentilerinin cinsiyetçi olmaması belirleyici muhakkak ki. Tekdüze bir yaşamın içinden sıyrılan umutla yüklü, şehvetin doruklara vurduğu, okurunu sevindiren bir roman.

Sahi, öyle değil de böyle olsaydı Naci ile Naciye’nin ilişkisi veya Emriye ile daha önce karşılaşsaydı ya da Sabri girmeseydi devreye nasıl olurdu acaba? Okudukça sizin de belleğinizde büyüyen soru işaretleri oluşacak. Merak ve heyecanla devireceksiniz sayfaları birbiri ardına.

BENİM DERDİM SENİN DERDİNİ YENER!

Herkesin kendince bir derdi var, herkesin kendince bir çözüm süreci ve önerisi var. Herkesin derdi, tabii ki en büyük, en önemli, en hızlı çözüme muhtaç. Muzaffer Buyrukçu, kıvrak kalemi ve sonsuz düş gücüyle romanının kahramanlarını seriyor gözlerimizin önüne. Buyrukçu’nun bir önemli özelliği de alabildiğine görsel ve insanın zihninde canlanan betimlemeleri… Romanın en romantik, en mahrem anlarındaki ayrıntıları okur tamamlamak için yarışıyor yazarla. Naci’nin (yazarın betimlemelerinden anladığımız) her birinin ayrı özellikleri olan birbirinden güzel kadınlarla sevişmelerini gözü açık rüya gibi kendinizce yaşatıyorsunuz. Muhakkak ki, eski mahalleler de eski insanlar da eski ilişkiler de kalmadı; ama Buyrukçu, sizin dimağınızda canlandırmayı başarıyor o eskide kalmış her şeyi… O sıcaklığı, o içtenliği, o umudu ve heyecanı yaşıyorsunuz.

BİTMEYEN BİR ROMAN…

Dar Sokaklardaki Duman, hayatın içinden bir kesit… ucu açık. Muzaffer Buyrukçu, öyle bir noktada bırakmış ki, siz ister istemez devamı gelsin istiyorsunuz. Hatta belki de benim gibi romanın kahramanlarını kendinizce yeni bir dünyaya sürüklüyorsunuz.

İlginç, Muzaffer Buyrukçu’nun en iyi arkadaşlarından, “Kişilerine iğne batırın, batırdığınız yerden kıpkırmızı bir kan sızdığını göreceksiniz. Öylesine canlı kişiler Muzaffer Buyrukçu’nun adamları” diyen Cemal Süreya’nın, – ki, kendisine Öykünün Mareşali unvanını vermiş – çok yıllar önce çevirdiği Nguyen Dinh Thi’nin (1924-2003)“Gök Cephesi” romanını, ilkokul üçüncü sınıfta okumuştum… “Bu roman böyle bitmez” diyerek devamını yazmaya kalkışmıştım hatta. “Dar Sokaklardaki Duman” da öyle… günlerdir kendimce kurguluyorum Muzaffer Buyrukçu’nun en iyi tanıdığı toplumsal kesimi yansıttığı romanını; daha da sürdüreceğimden başka.

Dar Sokaklardaki Duman / Muzaffer Buyrukçu / Kırmızı Kedi Yay. / 590 s. / Ağustos 2019.

[Haber görseli]

(Muzaffer Buyrukçu, gençlik yıllarının yakın arkadaşı, ustası Orhan Kemal ile.)

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/1589259/MUZAFFER_BUYRUKCU_DAN__DAR_SOKAKLARDAKi_DUMAN_.html

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: