İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Faşizmde süreklilik esastır ya da cumhursuz…

Aynı toprak aynı gök, göçler kıyımlar olmuş ama nüfus büyük ölçüde aynı kalmış. Egemenler arada bir elbise değiştirir belki ama ruhları kolay değişmiyor.

Biz ne zaman bu kadar kötü olmaya başladık? sorusu akademide de sorulur, içki masalarında da. Her Adem ve her Havva mezhebine göre bu soruya cevap verir. İslamcılar mesela ‘’1923’’ der,’’ Parantezi açtık kapattık’’ gibi sözler ederler üstüne. Kimi tarihçiler, o başlangıca isim bile vermişler, ‘’Duraklama Dönemi’’ derler. ‘’Istanbul ne zaman bozulmaya başladı?’’ diye soranlara kendinden pek emin bir şekilde ‘’1453’’ cevabını çakar kimileri. 1299’dan başlamıştır kötülük diyenler de var. Elektrik kesintisi nedeniyle Orta Asya’dan ayrılmak zorunda kalıp Anadolu’ya gelen atalarımızın erken dönem göçmenler olduğu öne sürülür.

Ece Ayhan’ın ‘’Kötülük Toplumu’’ olarak nitelediği Türkiye’nin en az 17 yıldır bu dünyadan koptuğu, kendine has, farklı ama haksız, hukuksuz, adaletsiz neredeyse bir Serseri Devlet haline geldiği hem Batı’da hem Doğu’da yani hem içeride hem dışarıda geniş kesimlerin paylaştığı bir saptama.

En basitinden, ben bir süredir Cuma akşamları, Artı TV’de Artı Gerçek programında en fazla 5-10 dakika süren bir global medyada Türkiye taraması yaparken ve sunarken, bu saptama somut olarak her olayda kendini bir kez daha gösteriyor. İngilizce ve Fransızca olarak yayınlanan gazete, dergi, İnternet siteleri ile haber televizyonlarının Türkiye hakkında yer verdikleri haber, yorum, röportaj, söyleşilerinde uzun bir süredir Ankara lehinde tek bir satıra rastlamak mümkün değil. ABD, İngiltere, Fransa, Kanada’nın yanısıra Rusya, İsrail ve Orta Doğu ülkelerinin yayın organlarında Erdoğan’ın iç ve dış politikası sert bir şekilde eleştiriliyor hatta yerden yere vuruluyor. Erdoğan da bunun farkında ki geçenlerde yaptığı açıklamada ‘’Dış basın hep aleyhimizde yazıyor’’ mealinde bir açıklama yaptı. Türkiye ve Erdoğan hakkında İngilizce ya da Fransızca olarak iyi, daha doğrusu toz pembe haber okumak istiyorsanız, TRT, AA ile Hürriyet ya da Yeni Şafak’ın İngilizce edisyonlarına bakacaksınız. İlginçtir o haber ve yorumlarda da Ankara aleyhine tek bir satır bulana aşk olsun.

Akademi ve yayıncılık dünyasında da durum hiç de farklı değil. Milli ve yerli akademi, özellikle ilahiyat sektöründe dudak uçuklatan araştırmalar üretiyor, sosyal bilimlerde de Reis’in başarılarını teorize etmeye çalışıyor.

Fransa’da yeni çıkan bir kitap, Türkçe’ye herhalde çevrilmeyecek. Milli ve yerli mecralarda da kimse bu kitaptan söz etmeyecek. Aslında sadece başlık bile, kadim ve yeni resmi çevrelerde yeteri kadar sıkıntı hatta buhran yaratacak nitelikte: Jön Türk Canilerinin Geri Dönüşümü. Altbaşlık kitabın içeriğini anlatıyor: Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine aktörlerin devamlılığı, düşmanca duyguların sürekliliği ve yapıların kalıcılığı.

Kitabın yazarı Marc de Garine. Kitap Revue Europe et Orient’ın (Avrupa ve Doğu dergisi) Eylül 2019 tarihli özel sayısı olarak Sigest yayınevi tarafından basılmış. Çobanyan Enstitüsü’nün yayın organı. Ermeni kimlikli kurum da, dergi de, yayınevi de, müstear isimli yazar da çok açık seçik bir şekilde taraf.

Çalışmanın özü basit: İttihat Terakki’nin yönetici ve önde gelenlerinin ayrıntılı biyografisi, yani önce Osmanlı’nın son dönemindeki resmi makam ve görevleri sonra da Kemalist Cumhuriyet’deki konumları tek tek incelenmiş. 31 üst düzey yöneticinin siyasi kariyerleri, Cumhuriyet’in aslında Osmanlı’nın devamı olduğunu gösteriyor.

“Efendiler yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz!’’. Büyük bir şaşkınlık. Ve Cumhursuz Cumhuriyetin, malforme bebeğin doğumu.

Ermeni Soykırımından değişik ölçülerde sorumlu olup bilahare suikaste kurban giden Osmanlının üst düzey 9 yetkilisinin siyasi hayatı da ayrıca ele alınıyor.1915 Soykırımında Vali, mutasarrıf ya da Genel Müdür gibi önemli mevki ve makamlarda bulunan çok sayıda yetkilinin Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde de Bakan, Vali olduklarını saptamış yazar.

Kemalist Cumhuriyet, aslında Osmanlıyı inkârla işe başlamış olsa da, 1915 Soykırımı olumlu bir miras olarak üstlenilmiş ve bugün hâlâ yüzleşmeyi reddeden ve inkârcı (Négationniste) tutumun sürdüğü belirtiliyor kitapta.

Frédéric Solakian’ın kitapla ilgili bir incelemesinde, İttihat Terakki-Atatürk-Recep Tayyip Erdoğan’ın aynı zincirin halkaları olduğu savunuluyor.

Valilerin aynı zamanda Belediye Başkanı olduğu Tek Parti dönemi ilginç bir örnek.

“Zo diyenleri temizledik, şimdi sıra lo diyenlerde’’ zihniyeti de geçmişin nasıl da aynen devam ettiğini gösteriyor değil mi?”

Zincirin önemli halkalarından biri de aslında Adolf Hitler. Stefan Ihrig’in Türkçe’ye ‘’Naziler ve Atatürk’’(Alfa yayıncılık) başlığıyla çevirilen orijinal başlığı ise ‘’Nazi Tahayyülünde Atatürk’’ olan kitap ise Hitler’in savaştan yenik çıkan ülkesini yeniden yaratırken Atatürk’ü örnek aldığı, milliyetçi, laik, totaliter ve tek etnik kimliğe sahip ulus inşaasında Atatürk’e hayran olduğunu savunuyor. Holokost ile 1915 arasındaki benzerlikler ve Hitler’in bu konudaki görüş ve tutumu da kayda değer.

Ermeni tarihçiler ve uzmanlar, kaçınılmaz olarak egosantrik perspektifleriyle Osmanlı ve Cumhuriyet dönemini özellikle de 1915 Soykırımını değerlendirirken Türk toplumunun ya hiç bilmediği, bilenlerin de inkâr ettiği bir dizi gerçekten yola çıkıyor.

Ermeni perspektifi bu açıdan gerekli ve önemli. Eski milleti sadıka o zaman ve bugün seni nasıl görüyor, nasıl tanımlıyor? Ermeniler bence Türklerin alteregosu. Egosuz insan da millet de yoktur. E alternatif de her insana ve her millete gereklidir.


Artı Gerçek

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: