İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dünyanın 8. harikası olarak gösterilen Ayasofya Müzesi…

Kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan İstanbul, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına da başkentlik yapmasıyla sayısız tarihi zenginliğe sahip kentlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu noktada özellikle Tarihi Yarımada olarak adlandırılan bölümde bulunan yapılar, kentin geçmişi ile ilgili olarak tarihi bilgi edinmek isteyenlere adeta ışık tutuyor. Bölgede pek çok tarihi nitelikte eser bulunmasına rağmen bunlar arasında en görkemlisi de şüphesiz ki Ayasofya Müzesi. 

Kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan İstanbul, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına da başkentlik yapmasıyla sayısız tarihi zenginliğe sahip kentlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu noktada özellikle Tarihi Yarımada olarak adlandırılan bölümde bulunan yapılar, kentin geçmişi ile ilgili olarak tarihi bilgi edinmek isteyenlere adeta ışık tutuyor. Bölgede pek çok tarihi nitelikte eser bulunmasına rağmen bunlar arasında en görkemlisi de şüphesiz ki Ayasofya Müzesi. Görkemli kubbesinin altında saklanan tarihi açından benzersiz eserler ile Ayasofya Müzesi, asırlardır tarihe düşkün kişilerin en uğrak noktalarından biri oluyor. Zira Ayasofya’nın keşfedilecek olan sırlarının ve tarihi güzelliklerinin sonu bir türlü gelmiyor.

Ayasofya Tarihi

Ayasofya adı itibarıyla kendi dilimizde “Kutsal Bilgelik” anlamına geliyor. Günümüzde görünen haline büyük bir oranda Bizans İmparatoru olan 1. Jüstinyen’in döneminde kavuştuğu biliniyor. Nitekim Bizans İmparatoru 1. Jüstinyen 532 ile 537 yılları arasında bu görkemli yapıyı 3. kez inşa ettirerek günümüzdeki görünümünü kazandırmış. Ayasofya’nın adı dönem dönem farklı şekilde nitelendirilse de 1. Jüstinyen döneminde Megale Ekklesia yani Büyük Kilise anlamında kullanılmış. Yapının dünyaca üne kavuşmasında öne çıkan en önemli özelliği de yerden 15 metre yüksekliğe sahip olan ve gümüşten yapılmış İkonostasisti olarak dikkat çekiyor. Bununla birlikte sahip olduğu pek çok kutsal emanet de yapının dünyaca tanınmasında etkili olan nedenler arasında gösteriliyor.

Artemis Tapınağı üzerine inşa edildiği düşünülen Ayasofya, günümüze kadar sayısız deprem ve yangın felaketinden sapasağlam ayakta kalmayı başarmasıyla da dikkat çekiyor. Zira dini olarak da görkemli bir görünüme sahip olan Ayasofya, yaşadığı tüm bu felaketlere rağmen 15 yüzyıldan uzun bir süredir hala ayakta kalma özelliğini gösteriyor.

Geride kalan yüzyıllar boyunca yangın ve deprem felaketleri sebebiyle birkaç defa harabeye dönen kilise, Bizans imparatoru 1. Jüstinyen tarafından 3. kez inşa edilmesinin ardından tam 1000 yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali olarak kabul edilmiş. Bu sebeple de Hristiyan topluluğunda dini açıdan ayakta kalan en görkemli ve en önemli tarihi eserlerden biri olma unvanını da hala elinde bulunduruyor.

Nitekim Doğu Ortodoks ve Katolik Hristiyan mezheplerinin nezdinde çok büyük bir öneme sahip olan bu dini yapı, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle de İslam dünyasıyla tanışmış. Osmanlıların fethinden sonra Ayasofya’ya kilise olma özelliğinden sonra bir de cami olma özelliği eklenmiş. Bu noktada dünyanın en ünlü ve en başarılı mimarları arasında gösterilen Mimar Sinan’ın çalışmaları da bu yapının yeniden görkemli bir görünüm kazanmasında etkili olmuş. Latin İstilası sırasında yıkılma durumuna gelen ve harap bir hale sokulan Ayasofya, daha sonra Mimar Sinan’ın usta dokunuşları ile tekrardan eski görkemli haline kavuşmuş.

Müzeleşme Tarihi

Osmanlı padişahları arasında da oldukça popüler bir yapı olmasıyla dikkat çeken Ayasofya, padişahların bir kısmı tarafından ebedi ikametgah olarak seçilmiş. Ayasofya’nın günümüzdeki müze halini alma süreci de Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği ile başlatılmış. Takribi 1930 ile 1935 yılları arasında yapılan düzenlemeler ve çalışmalar neticesinde Ayasofya dini uygulamalardan arındırılarak müze haline dönüştürülmüş. Ancak bu süreçte Ayasofya’nın dini mimari özelliklerinden hiçbir şey kaybetmemesine özen gösterilmiş.

Bununla birlikte günümüzde Ayasofya müzesinde ziyaretçiler tarafından büyük ilgi toplayan duvar mozaikleri ve zeminde yer alan döşemeler, müze dönüşümü yapılırken gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları esnasında keşfedilmiş. Bu çalışmaların büyük bir titizlikle sürdürülmesinin ardından ziyaretçilerin ilgiyle incelediği sanatsal eserler gün yüzüne çıkartılmış.

Kadim tarihi boyunca ayakta kaldığı sürelerde iki büyük semavi dinin ibadethanesi olma özelliği gösteren Ayasofya, hem iç mimarisi hem de dış kısımda sahip olduğu mimari özellikleri sebebiyle eşsiz bir kültürel yapı haline geliyor. Ziyaretçilerin tarihin bu dokusunu kolaylıkla deneyimleyebilmesini sağlayan Ayasofya, aynı zamanda pek çok kültürel hazineye de ev sahipliği yapıyor.

Padişah Türbeleri

Ayasofya’nın dış kısmında bulunan Padişah Türbeleri, bu tarihi yapının Bizans’tan Osmanlı egemenliğine geçtiği dönemin sonrasına da ışık tutuyor. Mimar Sinan tarafından 1574 ile 1577 yılları arasında inşa edilen türbeler arasında en çok ilgiyi de 2. Sultan Selim Türbesi çekiyor. Bu tarihi bölümde aynı zamanda 3. Murad, 3. Mehmed, 1. Mustafa ve Sultan İbrahim türbeleri yer alıyor.

KAYNAK: ALFA HABER AJANSI (AHA)

https://www.haberlerankara.com/gezi-rehberi/dunyanin-8-harikasi-olarak-gosterilen-ayasofya-muzesi-h2855173.html

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: