İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘Politika yapmıyorum sorular soruyorum’

Bu yıl Berlin Film Festivali’nde yarışan ve Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan yeni François Ozon filmi ‘Grâce à Dieu / Yüzleşme’, gerçek bir davadan yola çıkıyor. Fransız sinemasının en üretken isimlerinden Ozon, Lyon’da yaşanan Katolik bir kilisedeki pedofili skandalını, üç kurbanın; Alexandre Guérin (Melvil Poupaud), François Depord (Denis Ménochet) ve Emmanuel Thomassin’in (Swann Arlaud) hikâyeleri üzerinden anlatıyor. Bu travmanın bu üç yetişkin adamın hayatlarına etkilerini gösteren filmin Berlin’deki prömiyerini davanın kritik bir aşamasından kısa süre önceydi. Ozon’la filmini konuştuk.

– ‘Yüzleşme’yle kilise ve pedofili tartışmalarına ne eklemeyi hedefliyorsunuz?

Hedefim hiçbir zaman politik bir film çekmek olmadı. Çünkü önerebileceğim bir çözüm yok. Sadece sorular sormak istedim. Bu soruları izleyiciye değil, kendime de soruyorum. Umarım bu filmin Katoliklerin tartışmalarına bir katkısı olur. Bir yaratıcı filmin kaderini öngöremiyor.

– Filmin zamanlamasıyla günceli nasıl bu kadar yakaladınız?

İlk amacım bu değildi. Dava ertelendi, Fransa’da adet olduğu üzere. Filmi 2018’de çektik ve bir yıl sonra gösterime çıkması normaldi. Filmin Berlin’e seçilesi ve Fransa’da davayla aynı anda gösterime girmesi planlı değildi. Davanın sonucuna etki edeceğini de düşünmüyorum. Zaten böyle bir şeyin peşinde değildik. Davaya ve sürece insani bir yerden yaklaşmaya çalıştım.

– Bu filmi çekmenin en büyük zorluğu neydi?

Açıkçası en büyük zorluk bu insanların verdiği mücadeleye layık olabilmekti. Ki bu mücadeleyi çok takdir ediyorum. Onların kavgasını hakkıyla gösterebilmek istedim. Onlar da filmi izlerken duygulandılar. Filmdeki olaylar 2014-2015 yıllarında geçiyor. 20-30 yıl önce değil. Bana çok dokunan bir şey söylediler: “Mücadeleye dördüncü olarak katıldın”. Alexandre inançlı biri ve kiliseye karşı içeriden bir savaş veriyor. François medyaya olayları açıklıyor. Emmanuel ise kendi kavgasını veriyor. Ardından ben sanatsal bir katkı sunuyorum.

– Bu üç ana karaktere nasıl karar verdiniz?

İlk önce Alexandre’la tanıştım. Onun hikâyesinden yola çıkan kurmaca bir çekmeye karar verdim. Sonradan üç kişinin mücadelesinden yola çıkan bir filme dönüştü.

– Filmi gerçek mekânlarda çekerken sorun yaşadınız mı?

Hayır. Çünkü filmi sahte bir isim altında çektik. Filmin sahte proje ismi ‘Alexandre’dı. Eğer ‘Grâce à Dieu’yü kullansaydık, filmin neyle ilgili olduğunu hemen anlarlardı. Filmin Fransızca adını tüm Fransızlar biliyor, özellikle de Lyon’lular… Kilise içi çekimleri ise Belçika’da yaptık, Lyon’da gerçek amacımızı gizlemek için…

– ‘Yüzleşme’yi planlarken özellikle göz önüne aldığınız filmler oldu mu?

Senaryoyu izlediğiniz gibi üç karakterli bir yapıya getirdiğimde benzer filmleri düşünmeye başladım ana karakterin 45 dakikadan sonra kaybolduğu fazla film aklıma gelmedi. Hitchcock’un “Sapık”ı tabii ki. Ama o, bambaşka bir film. Bu durum, yapımcıları endişelendirdi. Benim için de zordu hikâyeyi bu şekilde anlatmak. Çünkü bu, filmden ziyade TV dizilerinde rastlanan bir yapı. Amerikan filmlerini düşünmeye başladım. “Erin Brockovich” mesela, bir kuruma karşı savaşan bir kadının öyküsü olduğu için aklıma geldi. “Spotlight” da konuşmalarda gündemeydi. Kurbanlardan biri benden “Fransız Spotlight’ı”nı çekmemi istedi.

‘Politika yapmıyorum sorular soruyorum’

‘Fransa engellemek istedi ama…’

– Filmin Fransa’da gösterime girmesini engellenmeye mi çalışıldı?

Evet. Filmin gösterimini ertelemek istediler. Çünkü rahibin davası devam ediyordu. Savunma avukatı Barbain’in suçsuz olduğunu savunuyordu. Kardinal Barbarin suçları haber vermediği için yargılanıyor. Rahip Preynat çocukları istismar ettiğini inkâr etmiyor. Kardinal bu konuda bilmesine rağmen bir şey yapmıyor. Bu dava çoktan belli. Bu yüzden yargıyı etkileyecek bir durum yok. Fransa sanat özgürlüğünün varlık gösterdiği bir ülke. ‘Yüzleşme’ de herkesi ilgilendiren bir konuda çekilmiş bir film. Eğer gösterimi engelleselerdi bu kilise için bir felaket olurdu.

‘Filmin tonu farklı’ 

– ‘Yüzleşme’yi diğer filmlerinizden farklı görüyor musunuz?

Hayır ama herkes çok farklı olduğunu söyledi. Ama bana öyle gelmiyordu. Her yeni filmimde anlatmak istediğim hikâyeye en uygun yapıyı ve sinema dilini kullanmaya gayret ediyorum. Evet, bu filmin tonu farklı olabilir. Aynı diğer filmlerle aynı yerden geliyor. Kendi ego yolculuğunda imza tarzlarını oluşturup buna bağlı kalan sinemacılar grubunda değilim. Sanki 1940’lar 1950’lerde Avrupa’dan Hollywood’a gelen yönetmenlerden biriymişim gibi geliyor. Onlar, bazen bir müzikal, bazen bir komedi, bazen dram veya western çekmekten çekinmezdi. Kendimi böyle görüyorum.

‘Politika yapmıyorum sorular soruyorum’

http://www.milliyet.com.tr/gundem/politika-yapmiyorum-sorular-soruyorum-6011410

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: