İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Soykırım anıtlarına İsveç’ten sarı ışık

ABDULLAH GÜRGÜN / Gazeteci – Yazar

İsveç Dışişleri Bakanı soykırım kararına tereddütlü; soykırım anıtlarına olumlu bakıyor.

İsveç Dışişleri Bakanı Margot Walström’ün Temmuz başında yabancı basın mensuplarıyla yaptığı toplantıda, İsveç hükümetinin 1915 olaylarını soykırım olarak tanımasının zorluğunu dile getirmesi Türk basınında yanlış yorumlanarak ve abartılarak alkışlandı.

Bakanın, soykırım anma yerleri kurulmasına olumlu baktığı yöndeki açıklaması ise görmezden gelindi. Bizce bakanın verdiği yanıtlar endişe vericiydi.

BAKANIN ABARTILAN YANITI

Ne demişti bakan?

Hükümetin soykırımı tanıyıp tanımayacağı konusundaki soru ve yanıtlarını kelimesi kelimesine Türkçeye çevirelim:

Soru: Hükümet İsveç’te bir soykırım müzesi kurmaya karar verdi. Soykırıma dikkat çekilmesi iyi… Ama öte yandan parlamento Ermeni soykırımını 2010’da tanıdı, 2014 yılında Stefan Löfven [başbakan] Södertälje’de hükümetin soykırımı tanıyacağını söyledi, tanımadınız, neden?

Yanıt: Hayır. Hemen hemen başka hiçbir ülke de bunu yapmadı. Bunun nedeni, bu tür tarihi olayların çok zor olması. Çünkü bunu yaparsanız o zaman adaletin yerine getirilmesi, birinden hesap sorulması gerekir. Ve hukuki olanaklar yoksa bu nasıl yapılır? Ve bu, bir öge gibi kullanılmaya başlanırsa ne anlama gelir? Bu çok zor… Çünkü ben pekçok kez konvansiyonun [Soykırım Suçunun Önlenmesine Ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme A.G] pek kullanışlı olmadığını düşünebilirim. Bir sözcük eklediğinizde aslında soykırım oluyor. Bu nedenle bunu bir uzmana sorduk. Neden buna soykırım diyemeyiz? Bunu yapmamızı engelleyen ne? O [uzman A.G] tarihsel olarak geri gitmenin ve şimdi onun soykırım olduğuna karar vermenin hukuki ve politik zorluklarını açıkladı.

Bunu kapsayan “o bir katliamdı, o insanlığa karşı işlenen suçtu” gibi daha kolay kavramlar var; denebilir. Ama tarihi olaylar hakkında soykırım kavramını kullanmak sorunlu. Onun için kaçınılıyor… Sanıyorum hükümetlerin bunu yaptığı sadece iki ülke var. Yoksa parlamentolar yapıyor ki buna hakları var. Ama hükümetler için bu karmaşık çünkü bununla bir sorumluluk da gelir. Bunu yerine getirmeniz gerekir. Bu hiç de öyle kolay değil.

Ancak ben şunu demek istiyorum. Biz bunun unutulmamasını sağlamalıyız. Onun için Södertälje’de [İsveç’te Süryanilerin en yoğun olduğu bir kent A.G.] buna bakmamız gerektiğini söyledim. Ve ben BM’in soykırım sorunlarına bakan temsilcisinin de katılacağı bir konferans ya da seminer yapacağımızı ve örneğin, okul öğrencileri için kullanacağımız malzemelere de bakacağımızı [Şimdiden okullarda, üniversitelerde 1915 olayları soykırım olarak geçiyor A.G] ve ileri bakabilmemiz için yapabileceğimiz çok şey olduğunu, bu konuda bildiklerimizi tazelememiz gerektiğini de söyledim.

Sonra, bu hükümetin karar vereceği şey olmasa da bir anma yeri, gidilebilecek yer olmalı. Bence bu iyi bir şey. Ama bu bizim karar verdiğimiz birşey değil. Bu anladığım kadarıyla belediyeler ve Stockholm kentinin işi.

Soru: Daha önce denediler olmadı…

Reklamdan sonra devam ediyor 

Yanıt: Evet, biliyorum. Ama ben buna, hükümetin karar vermesi mümkünse, bir kez daha bakmamıza karşı değilim. Ama bunun için şekil hakkında düşünmeliyiz. Bence bu önemli. [İnsanların A.G] Konuyla ilgili [soykırımla ilgili A.G] düşünceleri ve üzüntüleriyle bir yere gidilebilmesi önemli.

YENİDEN SOYKIRIM ANITLARI 

Bakanın açık ve net bir şekilde “Biz hükümet olarak soykırımı tanıyoruz” dememesi kuşkusuz olumlu. Ancak, “Biz hükümet olarak soykırımı tanımıyoruz. 1915 olayları soykırım den(e)mez” gibi bir ifade de kullanmıyor. Çok dikkatli bir ifadeyle hükümet için bunu yapmanın zorluklarını öne sürerek kaçınmaya çalışıyor. Ve soykırım tüccarlarının ağzına bal sürüyor. Anıt yapmalarını destekler bir tarzda konuşuyor.

11 Mart 2010 tarihinde İsveç Meclisi Riksdagen 1915’te Ermeni, Süryani, Asuri, Keldani, Pontus Rum ve diğerlerine soykırım yapıldığını kabul eden bir karar almıştı. Zamanın Muhafakar hükümeti tereddütsüz bu kararı rafa kaldırmıştı. Sosyal demokrat ağırlıklı hükümetler de bu karara uydu, ancak aynı kararlılıkta değil. Şimdi ise oldukca tavizkar ve tereddütlü bir dil dikkat çekiyor.

Dışişleri Bakanlığına yazılı olarak yönelttiğim, “hükümetin gerekli yasal değişiklikleri yaparak her etnik grubun ölüleri için, örneğin Ermeni çeteleri tarafından öldürülen Türkler için ya da Azerbaycan’da Hocalı’da ölenlerin anısına anıt dikilmesini mümkün kılacak mısınız?” sorusuna aldığım yanıt şöyle:

“Bir belediyede anma yeri yapmak ilgili belediyenin alacağı karara bağlıdır, hükümetin değil. Södertälye belediyesi şu anda böyle bir yer hazırlamaya çalışıyor.”

Nitekim Süryanilerin yoğun olduğu Södertälye belediyesinde anıt dikme çalışmaları başlamış durumda. Belediye Başkanı Boel Godner İsveç Televizyonuna yaptığı açıklamada Dışişleri Bakanının bu girişimi memnuniyetle karşıladığını, şimdi kendilerine hükümetin sıcak elinin uzandığını söyledi. Ardından Södertälye’de bulunan Süryani kilise ve dernekleriyle bir toplantı yaptı.

Toplantıya Asur Federasyonu, hükümetin 1915 olaylarını soykırım olarak kabul etmediği gerekçesiyle katılmadı. Federasyon başkanı başka belediyelerde de soykırım anıtlarının hükümetin bu yönde kararı olmadığı için kabul edilmediğini, o nedenle tüm İsveç’te anıt dikilebilmesinin yolunu açacak kararı ısrarla bekleyeceklerini söyledi. Yani hükümet yetkililerine ısrarla bu konuda baskı yapılacak.

Daha önce Södertälye ve Norrköping belediyelerinin kararı Üst mahkemece reddedildi ve Yüksek mahkeme itirazı kabul etmedi.

Şimdiki durumda soykırım anıtı dikilmesi konusunda topu hükümet belediyelere atıyor. Bu durumda hükümetin ve belediyelerin nasıl bir yol izleyecekleri merak konusu.

SOYKIRIM RAPORU 

Sosyaldemokrat Başbakan Stefan Löfven 2014 yılında 1915 olaylarını hükümetin soykırım olarak tanıyacağı sözünü vermişti. 2015’te Stokholm Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası Hukuk ve Adalet Merkezi [Centre for International Law and Justice) görevlilerinden Prof. Pål Wrange’ye bir rapor hazırlattı. Wrange’nin hazırladığı “Tarihi kitlesel tacizler [şiddet A.G]-tavır alma ve nitelendirmeler (adlandırmalar)” başlıklı rapor konuya esas olarak genel ve ilkesel bakmaya çalışıyor. Ancak zaman zaman kendi görüşlerini yansıtan tümcelere de yer veriyor… Örnekler:

Reklamdan sonra devam ediyor 

– Hükümetler değişse bile devletlerin sorumlu tutulabileceğini öne sürerek tazminat konusunda kendi görüşünü şöyle açıklıyor: “Bence genel olarak bu mantık dışı değildir. Bir devlette doğanlar miras olarak yalnız kaynakları değil borçları da üstlenirler”

Bizce bu yanlış… BM sözleşmesinin 4. maddesinde “ Soykırım suçunu veya ¸üçüncü maddede gösterilen fiillerden birini işleyenler, anayasaya göre yetkili yöneticiler veya kamu görevlileri veya özel kişiler de olsa cezalandırılır” diyor. Devlet yok.

n Raporda yasa yoksa suç da yok, yasa geri dönük işlemez kurallarını belirtiyor ama ekliyor: “Buna karşın siyasi ve ahlaki olarak bu tür eylemlerin mahkûm edilmesinin önünde engel yoktur.”

n “Tarihi kitlesel taciz olaylarında, bir devletin görüş bildirmek için hukuki, siyasi ya da ahlaki zorunluluğu yoktur ama gelecekte bu tür olayların olmaması için tavır alabilir” diyor ve 1915 olaylarının Ermenilerin kişiliklerinde önemli yeri olduğunu söylüyor parantez içinde konunun Türkiye için de hâlâ hassas olduğunu belirtiyor.

n “Soykırım” tanımının pekçok kişi tarafından “en ağır suç” olarak kabul edildiğini belirtiyor ve ölen kişi için kavramların ne önemi olduğunu sorguluyor. BM’in soykırım sözleşmesini gereksiz buluyor.

n “Uluslararası hukukta bir devletin görüş bildirmesi için mahkeme koşulu aranmaz. Örneğin Uluslararası mahkeme kararı istenmesi mahkemeye çıkmak istemeyen tarafı ödüllendirmek anlamına gelir. Ama devletler görüşlerini bir sorumluluk içinde açıklamalıdır” diyor.

n İsviçre – Perinçek davasına da değiniyor ama sadece ifade özgürlüğü açısından:

“Belirgin gerçekleri inkâr etmek mağdur gruba ırkçı bir saldırı olabilir, bu da böyle bir inkârı yasaklamayı haklı kılabilir. Bu sorunda, 1915 olayları hakkındaki, İsviçre’ye karşı Perinçek davasında Avrupa Mahkemesinde (2015) karar verildi. Daha önce Yahudi soykırımına inkârın yasaklanması kabul edilmişti çünkü bu inkârlar nefret yayma amacındaydı. Perinçek davasında mahkeme bir soykırım inkârının hayatta kalanların saygınlık ve onur hakkına tecavüz olabileceğini belirtti. Ama yine de bu davada onun ifade özgürlüğünün kısıtlanamayacağı görüşüne vardı. Çünkü Perinçek’in açıklaması Ermenilere karşı nefret çağrısı olarak anlaşılmıyordu.”

n “Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen sene Birinci Dünya Savaşında zarar gören hem Hıristiyan hem de Müslümanlar için üzüntüsünü belirtse de Türkiye 1915 olayları için özür dilemedi”.

n “1915 olayları, aralarında Fransa, Almanya ve Rusya’nın da olduğu yirmi kadar ülke tarafından soykırım olarak kabul edildi. Ama açıklama çoğunlukla hükümetler tarafından değil parlamentolar tarafından yapıldı (örneğin İsveç ve İsviçre). Pekçok ülkede, örneğin İngiltere ve ABD’de hükümetin konuya nasıl yaklaşacağı tartışılıyor. Hükümetlerin tüm siyasi baskılara karşın açıklama yapmamasının nedeni olarak -çoğu kez doğru temellerde- Türkiye ile ilişkileri bozmak istememesi gösteriliyor”.

HÜKÜMET TANIR MI?

Hükümet yine de raporun ele aldığı zorluklara dayanarak şimdilik 1915 olaylarını soykırım olarak tanımaya yanaşmıyor. Anıt yaptırma, okullarda soykırım yalanını yayma gibi vaatlerle oyalamaya çalışıyor. Ancak Türkiye karşıtı tüm grup ve kişilerin saldırılarına ne zamana kadar göğüs gerebileceğini bilemiyoruz. Bunlar sadece Ermeni eylemcilerle sınırlı değil. 11 Mart 2010 tarihinde İsveç Meclisi Riksdagen 1915 olaylarını yalnız “Ermeni soykırımı” olarak değil, “Ermeni, Süryani, Asuri, Keldani, Pontus Rum ve diğerlerine yönelik soykırım”olarak kabul etti. Soykırım eylemcileri İsveç’in her yanında oldukça geniş bir kitle oluşturuyor ve çok sayıda örgüt, kilise, işadamı, siyasetçi ve akademisyen tarafından destekleniyor.

https://www.aydinlik.com.tr/soykirim-anitlarina-isvec-ten-sari-isik-ozgurluk-meydani-temmuz-2019

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: