İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir uzun bayram daha…

***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***

Burhan AYERİ

Ağustos’un 11’inde yine bir bayram başlıyor. Dini bayramların ikincisi; Kurban Bayramı. Şimdilerde millete bakıyoruz, olayın amacına aldıran yok. Varsa yoksa tatil. Hem turizmciler, hem vatandaş aynı şeyin peşinde; para ve dinlence…

Bakanlar Kurulu işin havasına dünden hazır. Artık gelenek haline geldiği gibi bayramın önüne ve arkasına ilaveler yapılıyor. Alın size uzun bayram.

Günümüz Türkiye’sinde her hafta cumartesi-pazar günlerinde dini ve millî bayramlarda devamlı tatil yapıyoruz. Anlayacağınız yılın en az üçte birinde tatildeyiz.

Hemingway’in kaleminden

Bundan önceki senelerde, mesela 1920 başlarında acaba durum nasıldı? Bunun cevabını Ernest Hemingway’in ağzından alalım. Bilindiği gibi 1922’de Ulusal Kurtuluş Kuvvetlerimizin İstanbul’a girdiği zaman o da buradaydı:

“İstanbul’da yılda tam 168 resmî izin günü mevcut.

Cumaları Müslümanların.

Cumartesileri Musevilerin.

Pazarları Hıristiyanların tatil günleri.

Ayrıca Latin Katoliklerin, Ortodoks Rumların ve Müslümanların dini bayramları mevcut. Yahudilerin dini bayramlarını da bunlara ekleyebilirsiniz.

İşte bu yüzden İstanbul’da yaşayan gençlerin en büyük arzusu bir yolunu bulup banka memuru olmak.

Hep kapalı

Bugünlerde banka gibi finans kurumları, bol olan bayram günlerinde genelde kozmopolit olan müşterilerine şirinlik için kapalı oluyorlardı.

Ancak şu unutulmamalı ki, tarihte tatil rekoru Roma İmparatorluğu’ndadır. Roma’da yılın tam 182 günü tatildi. Bunlara ek olarak yöresel bayramlar, karnavallar ve İmparatorluk egemenliğindeki yerlerin büyük panayırlarını eklerdiniz. Yani yılın üçte ikisi tatil ve eğlence ile geçirilirdi.”

Bir benzeşen

Osmanlı’da padişah tatile çıktığında müthiş geçit törenleri yapılırdı. Yani inanılmaz etkinliklere tanıklık edilirdi. Şimdiki Gülhane Parkı girişinin sol tarafından geçişler başlardı. Esnaf alayıöncüydü.

Evliya Çelebi, ünlü Seyahatname‘sinde bu esnafı anlatır. Geçit resmine katılan grubun adı “Ahlaksız Gençler”dir. Bunları zamanımıza uyarlarsak “sapkınlar”dır. Hani Hollanda’da alkışlanan, Türkiye’de gösterileri yasaklananlar.

Katılanlara bakın 

Merasime katılanlar içinde gidilerise hayli ilginçti. Tamamı yankesiciler, muhabbet tellalları gibi şeceresi bozuklardan oluşurdu.

En büyük kontenjan ahlaksız gençler esnafınındı. En az 500 kişiyle katılırlardı. Bunlar genelde yersiz-yurtsuz, ahlaksız, ulufesiz yüzsüzlerdi.

Ekibin tamamına yakını Kumkapı, Sampolo ve Kalatyonoz gibi semtlerin meydancılarından seçilirdi. Bir de Fener’de Kilise (Patrikhane)arkasında bulunanlardan. Ara sıra da Tatavla’nın(Kurtuluş)varoşlarında ikamet edenler görülürdü.

Bunların belirlenmesinde en büyük görev Subaşı’na (güvenlik kuvvetleri başı)düşerdi. Bunlar hırsızlık yapanları bile tanırdı. İlginç olan, kentin en pis işlerine bulaşanlarına bu kadar değer verilmesiydi.

Sesi gür çıkanlar

İmkan olup 150-160 yıl önceye gidilse pek çok gür sese tanık olurduk. Sadece Galata ile Karaköy gibi kısa mesafede şu bağırtıları duyardınız:

* Tramvayların önünde, belden yukarısı çıplak koşup yol açan görevli “savulun”diye bağırırdı.

* Su satıcısı Ermeni saka: Var mı sudan içen!

* Rum saka; Crio nero.

* Eşek süren adam; deeeh!

* Şerbetçi: Buzzz.

* Gazete satıcısı: Neologos

* Frenk araba sürücüsü: Varda, vardaaa!

Bayram düğünleri

1914-1918 arası yani Birinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye 400 bini cephede olmak üzere 1 milyon insanını kaybetti.

Padişah nüfusun artırılmasına çare olsun diye ilk “toplu nikah”ları başlattı.

Buna göre Mayıs ayının ilk gününden itibaren herkese duyuruldu. Ne evleneceklerden, ne davetlilerden para alınmayacağı belirtildi. Valilere verilen talimat ise şöyleydi; “En fazla nikah kıyılan yerde siz de hazır bulunacaksınız.”

Bütün çocuklar Ertuğrul

İlginç bir talimat ise dikkatlerden kaçmadı. Bu düğünlerin meyvesi olarak doğacak çocuklara mutlaka Ertuğrulismi konulacaktı. Bu ad, padişahın şehzadesine aitti. Kızlara ise Ulviyeismi verilecekti. Bu da padişahın kızının adıydı. İlk doğacak bebeklere birer altın takılacaktı. Hem de bizzat ilin valisi tarafından. İstiklal Savaşı başlayıp Vahdettin ülkeden kaçınca toplu nikahlar da ortadan kalktı…

BAŞSAĞLIĞI: Arkadaşımız Servet Avcı‘nın babası Rahmi AvcıHakk’a yürüdü. Sürmene ilçesi Baştımar Köyü’nde toprağa verilen merhuma rahmet ve Servet Avcı’nın şahsında tüm aileye başsağlığı diliyorum.

GÜNÜN SÖZÜ

Tarih, söylentilerin damıtılmasıdır. Thomas Carlyle

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bir-uzun-bayram-daha-52740yy.htm

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: