İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İkinci Cumhuriyet’in ilk konseri veya Eski Türkiye’nin son konseri

Sezen Aksu’nun “Türkiye Şarkıları” konseri üzerinden neredeyse iki kuşak geçtikten sonra müzik platformlarına yüklendi birkaç ay önce. Aslında normal şartlarda üzerinde durmazdım, ama albümün zamanlaması bana tarihin bir cilvesiymiş gibi geliyor. Konserin yapıldığı 2002’de Türkiye bir değişimin eşiğindeydi, 2019’da bu konseri Apple Music’ten dinlerken yine bir dönemeçteyiz.

O yıl siyasete ve dünyanın gidişatına dair bildiğimiz bütün ezberler yerle bir oluyor, yeni tartışma konuları gündeme oturuyordu. Mahallede bir “glasnost” ve “perestroyka” havası hakimdi.

90’ların ortasındaki cılız çıkışın ardından sayıları az ama sesleri gür Türk liberalleri nihayet iktidara gelmeye, en azından düşünce ikliminde belirleyici olmaya başlıyorlardı.

Medyada ucundan kıyısından tabulara dokunmaya başlamıştık. Eşcinsellik, Kürtlük, Alevilik, Ermenilik, asker gibi konular daha önce hiç olmadığı kadar sık ve rahat gündeme geliyor, üzerinde konuşuluyordu. 80’lerde Nokta, 90’larda “Siyaset Meydanı”nda bu konuları gündeme getirince toplumsal şok olarak algılanıyordu, 2000’lerde ise çeşitlilik.

“Türkiye Şarkıları” böyle bir iklimin, biraz da meydan okumanın ürünüydü.

TÜRKİYE MOZAİĞİ GİRİŞİMİ

Aslında Sezen Aksu açısından Türkiye mozaiği girişimi yeni değildi. 90’larda “Siyaset Meydanı”nın sağladığı açıklığa paralel “Işık Doğudan Yükselir”albümüyle bu sulara açılmıştı. Ermeni, Laz, Kürt, Alevi ezgilerini birleştiren albüm halkta karşılığını bulmamış, ama entelektüeller onu çok yüksek bir yere taşımıştı. Dönemin ruhuna uygun olarak albümün tanıtımında öncelik Ali Kırca’ya verilmişti.

Askeri okuldan terk Ali Kırca yine Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi müzisyenlerin sahne aldığı, Sefarad türküleriyle Laz ezgilerinin aynı sahnede söylediği “Türkiye Şarkıları” konserinin de seyircileri arasındaydı. Dönemin Radikal’ini yöneten İsmet Berkan, birkaç sene sonra suikastla hayatını kaybedecek Hrant Dink de.

Ozan Doğulu’nun orkestrayı yöneterek şahlandığı bu konserde Sezen Aksu’nun rolü daha çok küratör gibi. Kendi şarkılarını şöyle bir söyleyip geri çekiliyor, başkalarına güvenli alan açıyor. 17 sene sonra izlendiğinde ya da dinlendiğinde bile etkilenmemek mümkün değil. Bir yandan kimin Ermeni, kimin Kürt, Alevi olduğunu umursamadığımız, bunun öneminin olmadığı eski Türkiye’nin bir yansıması. Bir yanıyla da 90’ların ortasında açılan bir özgürlük penceresinin devamı, liberal bir Türkiye fantezisinin hayata geçmiş hali.

Kesin olansa bir dönüm noktası olduğu: Eski Türkiye’yle Ergenekon arasında bir yerlerde.

BİREYSEL ASKERİN KURUMSAL İTİRAZI

“Türkiye Şarkıları” kolektif hafızamızda dönemin paşalarından Hurşit Tolon’un itirazıyla kaldı daha çok. Konserin 30 Ağustos’ta yapılmasını, Rumca, Ermenice şarkıların bu tarihte söylenmesini eleştirmişti. Kimse de “Sana ne” diyemedi, resmi ideolojinin sözcüsü Hürriyet de bu eleştirinin bir kıymeti varmış gibi konuyu büyüttükçe büyüttü.

Tolon’un sözü askerin resmi görüşü değildi, hatta askerin resmi görüşünü yansıtmadığını göstermek için Çetin Doğan kızını ve eşini konsere göndermişti. Ama böyle algılanmadı, kuruma mal edildi, hatta Sezen Aksu’nun kendini eve kapatmasına, basınla arasına duvar örmesine bile yol açtı.

Konseri takip eden süreçte artık birliktelik, mozaik gibi konular konuşmuyorduk. Ergenekon, Balyoz gibi kumpaslarla Türkiye sarsılıyor, devlet içindeki bir terör örgütünün yönlendirmesiyle ciddi bir eksen kayması yaşıyordu ülke. Tolon ve Doğan da bu kumpasta tutuklananlar arasındaydı; Sezen Aksu’nun arkadaşlık yaptığı liberaller de bu tutuklamaların haklılıklarını anlatıyorlardı. Ali Kırca artık “Siyaset Meydanı”nda “Türk sineması” gibi zararsız konuları tartıştırıyordu artık. Liberal fantezinin liberal faşizme dönüşmesine itiraz edenlere de kolaylıkla Ergenekoncu damgası vuruluyordu ne de olsa; bizzat yaşadım.

Kısa süre önce Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuran Ergenekon kumpası mahkemenin verdiği kararla resmi olarak tarihe gömüldü. Ergenekon’un bir kumpas olduğu, haksız mağduriyetler yaratıldığı nihayet tescillendi. İleride 2019 almanaklarında “Türkiye Şarkıları” albümünün kaydının yayınlanmasıyla Ergenekon kumpasının bitişi alt alta yazılacak, aralarında sadece birkaç aylık süre var. Buna da tarihin cilvesi denmezse neye denir.

Acaba Hurşit Paşa bu konsere itiraz etmeseydi Ergenekon kumpası başarıya ulaşır mıydı?

***


Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler

17 yıl sonra “Türkiye Şarkıları”nı dinlerken bu kaybolan yılları da düşünüyorum tabii ki.

Artık paşalar olur olmaz her konuda fikir beyan etmiyor, gazeteler bu boş laflara haber değeri atfedip manşet yapmıyor örneğin. Ama binlerce mağduriyet yaratan Ergenekon kumpasının olumlu bir sonucu diye alkışlayacak halim yok; olması gerekendi zaten bu. Normal sürecine bırakılsa, rejimin manipüle edilmese Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda kendiliğinden bu noktaya gelecektik.

Bu konser bunun işaretiydi.

Kumpası düzenleyenlerin ustalığı seçtiği hedeflerin liberal çevrelerde tepki toplayan isimler olması, mevcut önyargılara güvenerek seçilen hedeflere kimsenin itiraz etmeyeceğinin hesaplanmasıydı. Sezen Aksu’ya bile laf söyleyen bir paşanın mağduriyetini medyada kim neden savunsun? İşi gücü yokmuş gibi eşcinsellik üzerine kitap yazan Doğu Perinçek’e Cihangir’de herkes“Oh olsun” diyecekti elbette. Bunu hesapladılar, başarıya ulaştılar. Türkiye’de entelektüel hayatın ilkeyle değil kişisel ilişkilerle yürüdüğünü çözmüşlerdi kumpasın arkasındakiler.

ALÇAKLIK VE APTALLIK

Oysa 2002’de “Türkiye Şarkıları”nı dinleyip 2007’de Ergenekon kumpasına itiraz etmek de mümkündü. İnanın o kadar zor değildi, ama Türk liberali aptallıklarından ya da alçaklıklarından bu yolu tercih etmedi.

Diyorum ya, her şeyin ucu bir şekilde konsere dayanıyor diye.

Aynı Türk liberalleri değişim rüzgarlarının kokusunu alıp mezardan dirilmeye çalışıyor şimdi. Dün baktım, bir dönem Sezen Aksu’yla aşk yaşayan Ali Bayramoğlu ait olduğu mezarlıktan hortlamış, Ali Babacan’ın kuracağı partiyle ilgili kulis bilgilerini anlatıyor. İyi de sen nereden çıktın kardeşim, demek zorundayım. Onun söyleyeceği herhangi bir sözün, verdiği istihbaratın neden kıymeti olsun?

“Türkiye Şarkıları”ndan bu yana tek değişen askerin üzerine vazife olmayan konularda fikir beyan etmemeyi öğrenmesi olmadı. Düşük liberallerin hesapları, çıkarları, kumpaslarını ciddiye almamayı da öğrendi. En azından öyle umuyorum, yoksa Türkiye’nin önünde daha çok kaybolan yıllar olacak. 

https://www.haberturk.com/yazarlar/oray-egin/2506791-ikinci-cumhuriyetin-ilk-konseri-veya-eski-turkiyenin-son-konseri

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: