İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İnanç Özgürlüğü Raporu yayımlandı: Köklü bir dönüşüme ihtiyaç var

***Metinde yer alan görüşler yazar(lar)ına ait olup, HyeTert’in görüşlerini yansıtmak zorunda değildir.***

Uygar Gültekin

İnanç Özgürlüğü Girişimi, 2016- 2019 yılları arasını kapsayan Türkiye’deki İnanç Özgürlüğü Hakkını İzleme Raporu’nu yayımladı. Rapor, din veya inanç özgürlüğünün etkili bir şekilde korunması için köklü bir dönüşüme ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekti. Raporda hak ihlallerine ve ayrımcılık örneklerine de yer verildi.

İnanç Özgürlüğü Girişimi,  Türkiye’de düşünce, din veya inanç özgürlüğüne dair konularda 2011 yılından bu yana izleme çalışmaları yapıyor ve 2013 yılından bu yana raporlar hazırlıyor. Girişim, Birleşmiş Milletler nezdinde İnsan Hakları Komitesi’ne, Evrensel Periyodik İnceleme sürecinde İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne ve Avrupa Konseyi nezdinde Bakanlar Komitesi’ne Türkiye’de düşünce, din veya inanç özgürlüğünün korunmasına ilişkin raporlar sunuyor.

Dr. Mine Yıldırım tarafından hazırlanan son rapor Ocak 2016 ile Mart 2019 arasındaki dönemi kapsıyor. 

İbadethanelere dönük saldırılar, Ermeni toplumunun patrik ve vakıf yönetimlerinin seçilmesi önündeki engeller, zorunlu din dersleri gibi pek çok konu raporda yer alıyor. 

Ayrımcılık

Türkiye’de, inanma, inanmama veya inancını değiştirme hakkının yasal olarak koruma altında olduğuna dikkat çekilen raporda, buna rağmen ayrımcılığa maruz kalındığına dikkat çekildi.  

“Özellikle İslam’dan farklı bir din, inanç veya dünya görüşüne sahip olanların aile, iş hayatı ve sosyal çevre bağlamında baskı ve ayrımcılığa yaygın bir şekilde maruz kaldığı veya bu riskle karşı karşıya olduğu bildirilmektedir. Bu durumun ateistler, Hristiyanlık dinine geçenler, Aleviler ve gayrimüslim azınlığa  mensup bireyler tarafından yaygın bir şekilde deneyimlendiği anlaşılmaktadır. Bireysel vakalar üzerinden hak arama yollarının çeşitli sebeplerle (ispatlama zorluğu, daha fazla baskı görmekten çekinme, din veya inancını açıklamak istememe, işini kaybetme korkusu vb.) pek etkili olamadığı bu gibi durumların önlenmesine yönelik genel ve
yaygın önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır.” 

Kimliklerde yer alan din hanesinin isteğe bağlı olarak konulmasının olumlu bir gelişme olduğuna dikkat çekilen raporda, nüfus kayıtlarında yer alan din alanın kaldırılması, kaldırılana kadar ise bireylerin kendilerine sunulan liste dışında yer alan bir din veya inancı, ateizm, agnostisizm gibi dünya görüşlerini belirtmelerinin mümkün hale getirilmesi gerektiği belirtildi.

Saldırılar

İbadethanelere dönük saldırılara geniş yer verilen raporda, saldırıların cezasız kaldığı vurgusu yapıldı. İbadet yerlerinin ve inananların güvenliğinin etkili bir şekilde sağlanması, saldırı ve tehditlerin etkili bir şekilde soruşturulması ve cezasız kalmaması gerektiği belirtilen raporda, İçişleri ve Adalet Bakanlığı’na din ve inanç temelli nefret suçlarının izlenmesi, raporlaştırılması ve önleyici önlemlerin alınması konusunda öneriler sunuldu.

‘Paskalya için izin hakkı olmalı’

Raporda Türkiye’de dini bayram olarak sadece Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı’nın resmî tatil günleri arasında sayıldığı ancak diğer çeşitli grupların özel bayram ve dinlence günlerinin resmi tatil kapsamı içinde olmadığı belirtildi ve şu ifadelere yer verildi:

“Hristiyanların genellikle ibadetleri için bir araya geldikleri pazar günleri hafta tatili günü sayılmaktadır. Türkiye’deki çeşitli Alevi grupları, Yahudiler, Hristiyanlar ve Bahailer açısından geçerli olan özel bayram ve dinlence günleri resmî tatil kapsamı içinde değildir. İnananların bu özel günlerde aile ve topluluk olarak bir araya gelebilmeleri, inanç ve dinlerinin icaplarını yerine getirebilmeleri kimliklerinin gelişimi ve yeni kuşaklara aktarımı açısından önem taşımaktadır. Ne var ki, gerek devlet kurumlarında gerek eğitim kurumlarında resmî tatil olan günlerin dışında kalan dinî bayramlar veya özel günler için izin hakkı bulunmamaktadır.”

Raporda, kamu ve özel sektörde çalışan bireylere resmî olarak tanınan dinî bayramlar dışındaki dinî bayramlarda ve özel günlerde izin kullanma hakkı tanınması gerektiği, eğitim kurumlarında hazırlanan sınav programlarında Türkiye’deki din veya inanç çeşitliliğinin dikkate alınması gerektiği önerilerinde bulunuldu. 

Noel saldırıları 

Son yıllarda, Noel’de yapılan açıklamalar ve protestolar da raporda yer aldı. 

“Noel (Doğuş Bayramı) dönemlerinde yeni yıl kutlamaları, hediye alışverişi, Noel ve Noel Baba üzerinden dezenformasyona dayalı protesto, kampanya ve medyada yer alan söylemler giderek artmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Hristiyanlıkla ilgili yanlış bilgilerin yayılmasına ve Hristiyanlara karşı önyargıların beslenmesine sebep olabilecek bu durum Hristiyanların bayramlarını kutlamalarını olumsuz şekilde etkileyebilir. Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde yer alan kurum ve yetkililerin okullarda “milli değerlerimiz” arasında yeri bulunmayan yeni yıl kutlamalarının yapılmaması ve ‘Çocuklara Noel’i anımsatacak herhangi bir etkinlik yapılmaması’ yönünde talimatları dikkat çekicidir.” 

Raporda, eğitim sistemindeki inanç özgürlüğü, vicdani ret zorunlu din dersleri gibi pek çok konuda ortaya çıkan ihlallere de yer verildi. Çeşitli önerilerde de bulunulan raporda köklü bir dönüşüme ihtiyaç olduğu belirtildi. 

“Türkiye’nin din veya inanç özgürlüğü alanında gerek uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve Lozan Antlaşması gerekse Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan kaynaklanan önemli insan hakları yükümlülükleri bulunmaktadır. Öte yandan eski ve yeni pek çok inanç özgürlüğü meselesi mevzuat ve uygulama değişikliği ile halen çözüm beklemektedir. Raporda ayrıntılı bir şekilde ortaya konan bulgular herkesin din veya inanç özgürlüğü hakkının etkili bir şekilde korunmasının güvence altına alınması için insan hakları standartlarını temel alan ve kapsayıcı bir danışma süreciyle hayata
geçirilecek köklü bir dönüşüme ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir.”

Dr. Mine Yıldırım
Dr. Mine Yıldırım

Patrik seçimine müdahale 

Ermeni toplumunun patrik seçimine dönük gerçekleşen devlet müdahaleleri de raporda yer aldı. 

“Diyanet İşleri Başkanlığı yapısı dışında ruhani önderlerin atanması konusunda en fazla müdahaleye maruz kalan gruplar Ermeni Ortodoks, Yahudi ve Rum Ortodoks topluluklarıdır. Ermeni Ortodoks toplumu 84. Patrik Mesrob Mutafyan’ın 2008 yılında hastalanmasıyla görevlerini yerine getirememesi üzerine önce eş Patrik, sonrasında da Patrik seçmek üzere İstanbul Valiliği aracılığıyla İçişleri Bakanlığı’na başvurduğu halde seçimleri özgürce gerçekleştirememiştir. Devletin müdahalesi sonucunda 2010 yılında Patrik Genel Vekili atanmıştır. Son olarak Şubat 2018
tarihinde İstanbul Valiliği’nin Patrik Mesrop Mutafyan’ın halen hayatta olduğu ve yeni Patrik seçimi için koşulların oluşmadığı ve Patrik Vekili Aram Ateşyan’ın halen görevde olduğuna dair yazısıyla seçim sürecine müdahale edilmiş ve seçim engellenmiştir.” 

Raporda, din veya inanç topluluklarının din görevlisi seçme ve atama konusunun kendi iç meselesi olduğu ve içişlerine müdahale edilememesi gerektiği belirtildi. 

Vakıf seçimlerinin da yapılamıyor olması raporda eleştirildi. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan atama genelgesinin ise insan hakları yükümlüklerine uymadığı belirtildi. 

“İnanç topluluklarının örgütlenme özgürlüğünü  etkili bir şekilde kullanabilmesi için Seçim Yönetmeliği’nin çıkarılması kamu görevlilerinin pozitif yükümlülükleri arasında bulunmaktadır. Seçim yapılabilecekken ve cemaat vakıflarının isteği bu yöndeyken bunun yerine atama talimatı verilmesi insan hakları yükümlülüklerine uygun bir tedbir olmayıp bu toplulukların içişlerinde özgür olma ve örgütlenme haklarına yönelik ağır bir müdahale oluşturmaktadır. Kaldı ki, söz konusu vakıfların yönetim kurulu üyelerinin tarihsel belirlenme yapısına ve geleneklerine aykırı olduğu gibi, ihtiyaçları da karşılamamaktadır.”

http://www.agos.com.tr/tr/yazi/22651/inanc-ozgurlugu-raporu-yayimlandi-koklu-bir-donusume-ihtiyac-var

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: