İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

‘İşkence gören ruhlar’ – Ragıp ZARAKOLU

Demir Sönmez, Cenevre’nin gözü diye bilinir. Elinde kamerası tanıklık yapar yaşananlara, protestolara, özellikle BM’nin Cenevre’deki binasının önündeki meydanda yapılan eylemlere. Hatta bunları kitaplaştırdı, Place des Nations/Palace des peuples/L’honner de Genevé (Uluslar Meydanı/Halklar Meydanı) diye, açtığı sergiden sonra.

O sergiyi kaçırdım ama geçen yıl Cenevre Kitap Fuarında imzalattım, bizim Banned Books/ Yasak Kitalar sergisini, Maison Internationale des Associations’da (Uluslarararası Dernekler Evi) açtığımızda.

Şimdi yine kitap fuarı var Cenevre’de. İsteyen gider imzalatır albümü.

Demir 78 kuşağından, Erzurum doğumlu. 78 kuşağı olur da, başı derde girmez mi? Onu Ankara’dan Dost kitabevini genç bir elemanı olarak çalışırken hatırlıyorum. 1990 OHAL uygulamaları sırasında uygulamaları sırasında gelmek zorunda kaldı Cenevre’ye.

Cenevre deyip geçmeyin, havaalanı onun adına; aynı zamanda Jean Jacques Rousseau orada doğdu. Ermeni devrimci hareketi orada filizlendi. Onun doğduğu evde, 2012 de serbest bırakıldıktan sonra konferans vermek iyi gelmişti bana. Hadi Yeni Osmanlıları Jön Türkleri es geçmeyelim. Onların yolu da geçti Cenevre’den.

Cenevre aynı zamanda IPA/Uluslararası Yayıncılar Birliğinin merkezi. Orada yayınlama özgürlüğü sorumlusu olan Alexis Krikorian ile son dereceli başarılı çalışmalar yürüttük. Ondan önceki sorumlu, aslında aynı zamanda yayınlama özgürlüğü kavramının babası olan IPA genel sekreteri J.A.Koutchoumow’u evinde ziyaret etmekten, onun Rusya’da Başkırtlara uzanan soy ağacına bakmaktan büyük keyif almıştım.

Cenevre daha BM kurulmadan, Milletler Cemiyeti’nin merkezi olmuştu. Şimdi de aynı binalarda BM’nin kurumları yer almakta.

IHD yöneticileri olarak BM’de birçok toplantıya katıldık. Her geldiğimizde Demir Sönmez’in samimi dostluğu ile karşılandık.

Ama en iz bırakan anı, Hrant Dink’in de yer aldığı bir delegasyon ile Cenevre’ye gidip orada BM çatısı altında düzenlenen toplantılara katılmamız olmuştu.

Hrant Dink, İşkence Gören Ruhlar anıtının kimliksiz insanları arasına girip onlarla aynı hizada dikilerek. Buz kesildiğimi hatırlıyorum. Fotoğraf kim bilir nerede? Kimde? Vurulmasından 2 yıl falan önce. Genelkurma’yın Sabiha Gökçen kampanyasını başlattığı sıralar olmalı.

Demir Sönmez uzun yıllar Cenevre Halkevinin başkanlığı yaptı, İnsan Hakları Derneği ile siyasal tutukluların ve ilticacıların sorunlarına yardımcı olmak için çalıştı.

Bana genç yaşta yitirdiğimiz İHD İstanbul şubesinin en genci Şaban Dayanan ile de koşturdu. Zaten ikisi arasında 78 kuşağı olarak benzerlikler de vardı. Şaban da kamerası ile, işkence görenlerin, açlık grevine gidenlerin, cezaevlerinde direnenlerin, cumartesi annelerinin, polis şiddetinin tanığı olmuştu.

Ne kadar çok istemiştim onun fotoğraflarını kitaplaştırmayı. Kısmet olmadı.

12 Eylül’ün daha ortaokul öğrencesi iken işkence görenlerindeydi. Bir gün işkencecisi ile TV programında buluşup onu utandıracaktı, hala koruduğu saflığı ilen, insanlığı ile.

Onun fotoğraflarını kullanacaktım, Belge’nin insan hakları dizisinin kitaplarında çok kez. Telifini kitapla ödeyerek, komekon usulü!

Bütün bunlara bana, Demir Sönmez’in “Türkiye’de Yenilmeyen Faşizm ya da Genetik Yapısı Değiştirilmiş Toplum” yazısı hatırlattı. Yazısını şöyle sonlandırıyordu Demir: “Leyla Güven’nin başlatığı ‘Sınırsız ve dönüşümsüz’ eylemi aynı zamanda toplumsal tepkisizliğe karşı bir duruştur. ‘Beni bu eylem karşısında sessiz kalanlar öldürür’ diyor; bu eylem toplum için sınavdır. Bu sınavı atlatamayanlar yarın ‘biz hak savunucusuyuz, insanız’ diyemeyecekler’ diye haykırıyor Leyla Güven.”


Evrensel Gazetesi

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: