İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye’de misyonerlik ve Tıp

***HyeTert, bu kaynağın ve/veya içeriğin yanlış ve/veya yanıltıcı bilgiler ve/veya soykırım inkarcılığı, ırkçılık, ayrımcılık ya da nefret suçu içerdiği/yaydığı kanısındadır. Metni paylaşmadan önce bu uyarıları göz önüne alarak, içeriği ve/veya kaynağı güvenilir kaynaklardan kontrol ediniz.***

İnci MUTLUER

Değerli okuyucularım, geçen hafta eşimin kurucu başkanı olduğu Türk Pediyatrik Nöroşirürji Gurubunun 8. Dönem 1. Kursu için Kayseri’deydik. Çeyrek yüzyılı bulan sürede ülkemizdeki beyin cerrahisi konusundaki ilk ve  en organize eğitim kursu, çok güzel bir şekilde gerçekleştirildi. Erciyes Üniversitesi’nden Prof. Dr. Suat Öktem ve Doç. Dr. Ahmet Küçük ev sahipliğinde fevkalade ağırlandık, başarılı bir kurs için kendilerini kutladık. Kursun açılışındaki sosyal programda Erciyes Üniversitesi eski rektörlerinden Prof. Dr. Mehmet Şahin’in konferansı çok ilginç bilgiler içeriyordu. Alabildiğim notlarla, konuyu özetleyerek sizinle paylaşmak istedim.

***

1810 yılında, Protestanlığı bütün dünyaya yaymak amacıyla  yabancı ülkelerde görevli Amerikalılar kurulu diye tercüme edebileceğimiz American Board of Commissioners for Foreign Missions (ABCFM) kurulmuştur. Buna kısaca American Board denmektedir. Hemen ardından gönüllü misyonerler dünyaya yayılmaya başlamıştır. Anadolu, Hristiyanlar için önemli bir alan olarak görülüyor. İlk Hristiyan kilisesi Antakya’da kurulmuş, Saint Paul Tarsuslu, Meryem Ana Efes’te gömülü, Noel Baba Antalyalı.

***

1820- 1830 tarihleri arasında yaklaşık on yıl süreyle Osmanlı coğrafyasının her tarafına misyonerler gönderilerek keşif gezileri yapılmıştır. Nerelerde kimlerin yaşadığı, bunların hangi inançlara mensup olduğu, hangi dili konuştukları, ekonomik yapıları, dini ve siyasi önderlerinin kimler olduğu, bunlara nasıl yaklaşılabileceği vesaire gibi konular belirlenmiş ve buna göre haritalar çizilmiştir. Müslümanlara, Hristiyanlığı yaymanın imkansızlığını gördüklerinden, Rum, Süryani ve Ermenileri hedef kitle olarak almışlar. Daha Fatih Sultan Mehmet zamanında kapitülasyonlarla kendilerine verilen imkanları da çok iyi kullanmışlar. 1831 yılında İstanbul Türkiye misyonu karargâhı olarak belirlenmiştir. Zamanla gayrimüslimlerin yoğun olduğu Edirne, İzmir, Bursa, Merzifon, Trabzon, Kayseri, Konya, Sivas, Erzurum, Elâzığ, Diyarbakır Van, Antep, Mardin, Adana, Tarsus gibi şehirlere 2-3 misyoner gönderilmek suretiyle bölgesel karargahlar  (Stations) kurulmuştur. Misyonerler karargâh olarak seçilen yerlerde birer protestan cemaati oluşturduktan sonra gayrimüslimlerin yaşadığı civardaki diğer şehir kasaba ve köylerde de cemaatler oluşturarak buraları şube haline getiriyorlar. Mesela 1854 yılında Kayseri’ye iki misyoner ailesi geliyor ve burada bir misyoner “karargâhı” kuruyorlar. Daha sonra da Niğde Nevşehir, Ankara, Yozgat, Sungurlu, Boğazlıyan, Gemerek, Pınarbaşı, Develi gibi yerlere ve buraların bazı köylerine şubeler açıyorlar.

***

1852 yılında Amerikan Board Kayseri’yi bir misyoner karargâhı haline getirmeye karar vermiş ve bunun için Amos Wilson Farnsworth ile Jasper Newton Ball’u görevlendirmiştir. Misyonerler önce Kayseri’de oturmuşlar sonra Talas’a taşınmışlardır. Bu 50 yıllık dönemde Farnsworth’lerle beraber değişik tarih ve sürelerde 34 misyoner ve 39 yardımcı eleman olmak üzere toplam 73 Amerikalı burada görev yapmıştır. İstanbul ve İzmir’e iki tane modern matbaa kuruyorlar. Çok çeşitli diller ve yazılarda dini edebi, ilmi kitap ve broşür günlük haftalık aylık gazete ve dergi basıyor ve bunları gezici kitapçılar vasıtasıyla Osmanlı coğrafyasının her tarafına dağıtıyorlar. (mümkün olduğunca ucuza satıyor ama asla bedava vermiyorlar) Eğitime, özelikle kızların eğitimine büyük önem veriyor ve anaokulu dahil her seviyede 450 tane okul açıyorlar. Sağlığa çok büyük önem veriyorlar. İstanbul, Kayseri Merzifon, Sivas, Elâzığ, Mardin, Antep vs. gibi yerlerde dispanser ve hastaneler kuruyorlar. Hastalıklar konusunda halkı aydınlatıcı broşürler basıyor ve dağıtıyorlar.

***

Misyonerler doğrudan din propagandası yapmanın zorluğunu hemen anlamışlar ve başlangıçtan itibaren fakir -zengin, Müslüman-Hristiyan, yöneten yönetilen, her sınıftan insana yaklaşmanın en iyi ve en güvenli yolunun sağlık hizmetleri sunmak olduğunu görmüşlerdir. O dönemde Osmanlı’da Askeri Tıbbiye’nin kurulmuş olmasına rağmen yeterli doktor yoktu. Misyonerler bu tür gözlem ve tecrübeler neticesinde İstanbul, Merzifon, Kayseri, Konya, Sivas, Erzurum, Harput (Elâzığ), Van, Antep, Mardin, ve Diyarbakır da klinikler ve hastaneler açmışlardır. Bu hastanelerde Amerikalı doktor ve hemşirelerle beraber Ermeni doktorlar hemşireler ve hastabakıcılar da çalışmıştır. Antep Amerikan Hastanesi ise bir tıp fakültesi gibi görev yapmış ve 1903 yılına kadar buradan 224 doktor mezun olmuştur. Ayrıca misyoner okullarında yetişen ve İngilizce öğrenen bir çok gayrimüslim genç, Amerika başta olmak üzere yurtdışına giderek tıp eğitimi almış ve sonra Osmanlı coğrafyasındaki kendi özel kliniklerinde veya cemaat hastanelerinde hekimlik yapmıştır. Benzer şekilde bir çok gayrimüslim eczacı yetişmiştir.

Misyonerler, diğer tüm yabancı uyruklular gibi Fatih döneminden itibaren verilen kapitülasyonlar ve özel anlaşmalarla ve diğer imtiyazlar nedeniyle dokunulmazdır. Bunlar Osmanlı mahkemelerinde yargılanamaz güvenlik güçleri bunlara ait binalara giremez okullarını denetleyemez ve binalarının üzerinde Amerikan bayrağı dalgalanır çünkü bu mülkler Osmanlı toprağı dışında (exterritoria) sayılmaktır. Sağlık konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşanan Osmanlı coğrafyasında misyonerlerin tıbbi faaliyetlerinin hem tedavi edici hem de eğitici nitelikte çok önemli katkılarının olduğuna şüphe yoktur. Ancak bu hizmetin etnik ve dini unsurlar arasındaki dağılımının tarafsız olmadığı ve sağlık hizmetinden ibaret kalmadığı yani dini, siyasi ve hatta ticari boyutlarının olduğu da açıktır. Bütün bunların hala araştırılmamış olması ise büyük bir eksiliktir ve hazindir. Cumhuriyet’in kurulması ile kapitülasyonlar kaldırılıp, sağlık hizmetleri ruhsata bağlanınca çekilmeğe başlamışlardır.

***

Konuyu aktarırken Kayseri’nin diğer tarihi özelliklerine, lezzetlerine değinemedim. Eşlerimiz bilim yaparken bizlere Kayseri’yi ve özelliklerini tanıtan Nuran Öktem ve Serap Küçük’e emekleri, gayretleri ve inanılmaz misafirperverlikleri için ayrıca teşekkür ederim.

https://www.haberekspres.com.tr/turkiye-de-misyonerlik-ve-tip-makale,7753.html

İlk yorum yapan siz olun

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: