İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Afrika’dan İstanbul’a gelenlerin öyküsü: Ofsayta düşmemek için ekmek kavgası veriyoruz…

Kent yaşamı toplumun tüm kesimlerini görme şansına sahip olduğumuz bir alan olma özelliğinde. Kimileri ‘şanslı’ oldukları için daha fazla göz önünde olurken kimileri ise kentin yok sayılanları arasında yer alıyor. Kentin soluğu ile dışlanan yaşam mücadelesine 1-0 yenik başlayanların öykülerini sizinle paylaşacağız. İlk öykümüz İstanbul’daki Afrikalılar…

Futbol uzun zamandır dev bir endüstri. Elbette Türkiye de bu endüstriden hatr-ı sayılır düzeyde payını alıyor. Ama İstanbul’un göbeğinde, Şişli Feriköy’de ‘bambaşka’ bir futbol var: Afrikalı göçmen futbolculardan bahsediyorum. Nijerya, Kamerun, Liberya, Gana, Fildişi, Gabon, Senegal, Mali, Fas gibi ülkelerden gelenlerden…

Bir çarşamba sabahı, futbol topu peşinde koşan Afrikalı göçmen gençlerin hayatlarını, hikâyelerini merak ederek, Feriköy Stadyumu’na doğru adımlıyorum. Bu esnada zihnimde Nijeryalı Festus Okey canlanıyor. Başarılı bir futbolcu olma hayaliyle İstanbul’da yaşayan sığınmacılardan sadece bir tanesiydi Festus Okey. 20 Ağustos, 2007’de gözaltına alındı, Beyoğlu Polis Karakolu’nda, bir polis tarafından öldürüldü. Festus Okey’in ateş edilme mesafesini kanıtlayacak delil niteliğindeki kanlı gömleği, hastanede ‘kaybedildi’. Davası ise hukuk garabetine dönüştü.

Can sıkıntısıyla varıyorum stadyuma, bir süre onları stadyumun dışarısından izlemeye karar veriyorum. Kimisi, antrenman öncesi ısınıyor, kimisi koyu bir sohbete dalmış… Herhalde antrenörlerinin gelmesini bekliyorlar diye düşünüyorum. Sonrasında içeriye girme kararı veriyorum ve ses kayıt cihazımın ‘kayıt’ tuşuna basarak, onların hikâyelerini dinliyorum.

Feriköy Stadyumu’nda ‘keşfedilmeyi bekleyen’ Afrikalı futbolcuların büyük bir çoğunluğu, menajerler tarafından kandırılmış… Türkiye’de Süper Lig veyahut Birinci Lig’e bir takımda oynayacakları belirtilerek getirilmişler buraya. Geldiklerinde ne kulüp, ne de ciddi paralar ödedikleri menajerleri bulabilmişler. Parasız, kulüpsüz, bir başına kalmışlar 16 milyonluk İstanbul’da… ‘Futboldan yüzü gülmeyenler’ kervanına katılmaları da belli ki böyle olmuş. Bu yüzden de çoğunluğu, futbol dışında düşük gelirli, uzun çalışma sürelerinin olduğu işlerde çalışmak durumunda.

Feriköy Stadyumu’nda ‘ciddi’ bir takımda yer almak için, profesyonel futbolcular gibi idmanlarını aksatmadan yapan onlarca Afrikalı var. Haftada üç gün idman yapıyor, sahanın parasını da kendi ceplerinden veriyorlar. Kışın sayının az olduğunu, yazın 50’nin üzerinde futbolcunun olduğunu öğreniyorum.

Keşfedilmek için ter döken bu gençlerin tek bir hedefi var; o da ‘profesyonel’ olmak. Bir nevi, imkânsızlıklara karşı yaşamlarının en unutulmaz golünü atmak istiyorlar. Bir dizi konudan şikâyetçiler; ancak onlara göre, profesyonel futbolcu olmalarının önünde en büyük engel, ‘oturma izni’. Buna bir de TFF’nin geçen günlerde aldığı yabancı kontenjan konusundaki ‘yasak’ kararı eklenince, tablo daha da olumsuz bir hâl alıyor.

Her yıl burada düzenlenen “Afrika Kupası Turnuvası”nı ise iple çekiyorlar. Bu turnuvanın Afrikalı göçmenlerin ‘bir arada’ olmasını sağlayan önemli etkinliklerden biri olduğunu söylemek mümkün.

MAÇ ÖNCESİ DUA

İlk olarak Gift ile buluşuyorum. Bu esnada Gift dâhil, tüm futbolcular orta sahada dizilmiş dua ediyorlar. Maç öncesi yapılan bu duanın anlamının, “sakatlanmamak ve ciddi bir kulübe transfer olmak” için yapıldığını aktarıyorlar.

Gift, sekiz sene önce Nijerya’dan Türkiye’ye gelmiş. Futbolcu olma hayaliyle gelip, ‘menajer çelmesi’ yiyenlerden sadece biri. Önceden ‘topçu’ olmak için Feriköyspor’a ait sahada koşturan Gift, bugünlerde Afrikalılar’ın yardımcı antrenörlüğünü yapıyor. Gift’e, “Neden Türkiye?” diye sormamla birlikte başlıyor sohbet…

Gift, “Çünkü futbol!” yanıtını vermekle yetiniyor. Eliyle diğer futbolcuları gösterirken, “Sen görüyorsun şimdi, hepsi çok iyi futbolcu” diyor ve Bölgesel Amatör Lig’e (BAL) getirilen yabancı kontenjan yasağına tepki gösteriyor.

PARA VERMEDEN TOP OYNAYAMAYIZ

Yardımcı antrenör Gift, bir dönem Süper Lig’de de top koşturan, Yeni Amasyaspor’un futbolcusu Gideon Adinoy Sani’den gururla bahsediyor. “Buradan çıktı, profesyonel oldu” diye konuşuyor.

Gift, şöyle sürdürüyor, sözlerini: “Buradakiler; Kurtuluş, Avcılar, Esenyurt ve Mecidiköy gibi yerlerde yaşıyorlar. Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri antrenman oluyor. Afrika Kupası’na daha iki ay var. Sahanın parasını kendimiz topluyoruz, 300 TL. Para vermediğimizde top oynayamayız.”

DOLAR PROBLEM!

Gift, şöyle noktalıyor sözlerini: “Başka bir iş yapmazsam yemek yiyemem. Futbol bittikten sonra, duş alıp işe gidiyorum. Kargo ofisleri aracılığıyla Nijerya’ya gömlek gönderiyorum. Tekstil işi. Ama şimdilerde biraz sıkıntı var, dolar problem!”

Peşine Jokie ile laflıyoruz. 6 sene önce gelmiş Türkiye’ye. “Hangi takımda oynamak isterdin” diye soruyorum. Gülerek, “Beşiktaş ve Fenerbahçe” diye yanıtlıyor: “Biraz zorla yaşanıyor burada. Futbol için geldik. Menajer sana yardım edecek denildi, yardım etmedi bana. Futbol da çok zor… İkametgâh, oturma izni verilmiyor. Kargo işiyle yavaş yavaş para kazanılıyor ama şimdi daha şartlar çok daha zor, çünkü dolar yükseldi.”

TEK İŞİM FUTBOL

Sözü daha sonra 23 yaşındaki Mohamed alıyor. 1 yıl önce Sierra Leone’den Türkiye’ye yerleşmiş. Antrenman nedeniyle haftanın 3 günü Esenyurt’tan Feriköy’e geliyor. Şöyle diyor, Mohammed: “Ben Türkiye’yi çok seviyorum. Antrenman için 10 TL veriyorum. Antrenman bitince çok yoruyorum, para ise ailemden geliyor Tek işim futbol. Türkiye’de futbol çok problem, büyük isim istiyor her kulüp. Oynuyorum burada, menajer gelmedi. Gelmelerini istiyorum.”

MENAJERİM TARAFINDAN KANDIRILDIM

Devamında da Olagbemi Daniel Oriyomi ile görüşüyorum. 1998 doğumlu Daniel, Nijerya’dan Türkiye’ye yeni gelenlerden. Sol kanatta oynuyor, Nijerya’da 2011‘den 2016’ya kadar ‘Teslım Thunder Balogun FC’,2018’e kadar ise ‘Water FC Abuja’ kulüplerinin formasını terletmiş. Aktardıklarına göre, oynadığı takımlarda şampiyon olmuşluğu bile var.

Daniel’in Türkiye’ye gelişini merak ediyorum. Hikâyesini, “Menajerim tarafından kandırıldım, oyuna getirildim. Herhangi bir kulüp yok, yani çalıştığım. Kulüp olmamasına rağmen, param da iade edilmedi” diyerek anlatmaya başlıyor.

IRKÇILIK HER YERDE…

Mecidiyeköy’de oturan Daniel’e Türkiye’de ırkçılıkla karşılaşıp, karşılaşmadığını soruyorum. Şu çarpıcı yanıtı veriyor: “Türk halkına, ‘ırkçılık ülkenizde var mı’ diye sorduğunuzda genellikle, ‘Hayır, yok’ denilecek. Yalnızca Türkiye’nin en büyük etnik azınlık grubu olan Kürtlere ve diğer tüm etnik-dini azınlıklara karşı, özellikle de ten renginiz Türk halkının ten renginden daha koyu ise ırkçılık her yerde…”

Daniel, devamında da, “Medya, her gün siyahların ya da Romanların, Türk polisleri tarafından yaşatılanlar da dâhil İstanbul sokaklarında ırkçılığa maruz kaldıkları pek çok hikâye ile doludur” diyor.

Bunu, “Polis kuvvetlerinin sokaktaki siyah insanları durdurma ve onları arama şeklinden dolayı dedim” diyerek de açıklıyor.

Daniel, sözlerini şöyle noktalıyor: “Güvenli bir iş bulamadığım için çalışmaya da başlamadım. Şimdilik bir planım yok. Çünkü param yok. Şimdi Türkiye de bir kulüp bulmayı umuyorum.”

GELDİĞİMDE MENAJER YOKTU

Son olarak Gana’lı Benn ile konuşuyorum. Soruyorum, yanıtlıyor: “Geçen yıl ocakta geldim. Oynamak istediğim için Türkiye’ye geldim. Başka bir şans varsa tabii ki denerim. İdman günlerinde buraya Merter’den geliyorum. Tek işim futbol. Türkiye’de insanlar çok iyi. Sahtekâr menajer nedeniyle geldim, 5 kişiyle birlikte. Ödemeyi de Gana’da yapmıştım. Türkiye’ye geldiğimde menajer yoktu.”

***

SAHTEKÂR MENAJERLER NEDENİYLE GELDİLER

Feriköy’deki futbolcuları ‘çalıştıran’ isim ise Julius Kugor. Eski Fenerbahçeli Stephen Appiah’ın teyzesinin oğlu olan Kugor, bir dönem Balıkesir’de Erdek Belediyespor ve İstanbul’da Topkapıspor’da oynadı. Feriköy’deki organizasyonun ‘tepesinde’ yer alan Kugor, aynı zamanda Afrika Topluluğu Derneği Başkanı. Kugor’un kurduğu JK Futbol Akademisi var.

“Yıllardır Türkiye’deyim. Gana’lıyım, eski futbolcuyum. Başka ülkelerde de oynadım. Örneğin Tunus… 2008’de Antalya’da Şifo Mehmet Hoca ile idmana çıktım, sonra olmadı. Burada antrenörlük yapıyorum” diyerek başlıyor anlatmaya.

‘Sahtekâr menajerleri’ soruyorum, “Çok, çok” yanıtını veriyor ve ekliyor: “Bu oyuncular, sahtekâr menajerler var ya, öyle geldiler buraya. Şu anda Antalya’da böyle 24 Ganalı futbolcu var, menajerlerin kandırdığı.”

Kugor, TFF’nin kararına değinerek sonlandırıyor sözlerini: “BAL Lig ve Süper Amatör’de oynamamaları çok kötü olur. Afrika’dan Türkiye’ye geldiler. Buradalar, çünkü ekmek parası…”

***

Galatasaray’ı tutuyorum

Futbol için mücadele veren isimlerden biri de İbrahim. Nijerya’dan geçen yıl Türkiye’ye gelmiş ve şu anda Mecidiyeköy’de oturuyor: “Türkiye’ye futbol için geldim. Ağabeyim burada, o yüzden gelmem kolay oldu. Nijerya’da da futbol oynuyordum. Galatasaray’ı tutuyorum, futbol dışında da bir işim yok.”

***

Koç Üniversitesi’nden akademisyen Doğuş Şimşek: Kiliselerin kapatılmasından endişe duyuyorlar

Sosyolog, Dr. Doğuş Şimşek: “Hristiyan Afrikalılar kiliselerdeki aktivitelerin devamı için endişe duyduklarını dile getirdiler”

Türkiye’de yaşayan Afrikalılara dair tek ‘mesele’ elbette futbol değil… Toplumun geniş kısmınca, ‘seyyar satıcı’ olarak bilinen Afrikalılar, ciddi sorunlarla karşı karşıya. Öyle ki, ‘uyuşturucu satıcısından’, ‘hırsız’a, bir dizi yaftalamayla karşı karşıyalar. Koç Üniversitesi İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi’nden, sosyolog Dr. Doğuş Şimşek ile fotoğrafçı Yusuf Sayman, ‘onların’ Türkiye’deki yaşantısına tanıklık etti. İkili; Pencere Yayınları’ndan çıkan ‘Çabuk Çabuk’ isimli kitapla, onların seyyar saat satıcısından ibaret olmadığını hatırlattı. Şimşek’e Afrikalıların yaşadıklarını sordum, cevapladı:

>> İstanbul’daki Afrikalıların hayatlarını araştırdınız. Peki, kitabın ismi neden ‘Çabuk Çabuk’?

Göçmenler tekstil atölyelerinde çalışmaya başladıkları zaman patronlarından en çok duydukları kelime, ‘Çabuk Çabuk’muş… İşlerini çabuk bitirmeleri için, patronlarının sürekli bu kelimeyi söylediklerini aktardılar. Ve de ilk öğrendikleri Türkçe kelime olduğunu söylediler. Bu yüzden kitabın ismi ‘Çabuk Çabuk’.

>> ‘Çabuk Çabuk’ diye tabir ettikleri iş, tekstil işi… Onlar için çok fazla istenen bir iş değil sanırım. Bu doğru bir değerlendirme mi?

Düzensiz göçmen oldukları ve çoğunun çalışma izni olmadığı için, genellikle merdiven altı tekstil atölyelerinde çalışıyorlar. Tabii ki çalışmak istemedikleri bir iş çünkü hem çok düşük ücretler karşılığı çalışıyorlar hem de iş güvencesi yok, maaşlarını alamıyorlar. Kayıtsız çalıştıkları için çalışma saatleri çok yüksek. Çok zor şartlarda çalışıyorlar, dolayısıyla bir emek sömürüsü var. Memnun değiller ama başka çareleri olmadıkları için çalışmak zorundalar.

>> Biraz daha açmakta yarar var: ‘Çabuk çabuk’ diye adlandırdıkları iş nasıl bir iş?

Kargo işi aslında bir nevi ticaret… Laleli’den kıyafet, çanta, tişört vs. alıyorlar. Onları sonra ülkelerine gönderip, orada satıyorlar.

EN BÜYÜK ENGEL OTURUM İZNİ

>> Afrikalı göçmenlerin en fazla görünür olma hali, hep saat satma işi üzerinden… Ancak başka iş kollarında da çalışıyorlar. Ama futbol onlar için başka bir şey. Futbolcu olmak için çok fazla para verip, kandırılan Afrikalılar var. Buna dair neler söylersiniz?

Afrika’dan gelen çoğu genç futbolcu olma hayalle geliyor. Hepsi insan tacirlerinin kurbanı olmamış. Bazıları buraya geldikleri zaman yerel takımlarda oynuyorlar. Konuştuğum kişiler arasında bir kişi Samsun Spor’da oynuyor. Birinci Lig’de yer alan bir takımda oynamak istiyorlar; en büyük hayalleri daha iyi takımlarda oynamak. Ama çoğunun oturum izni yok, bu da engel oluyor. Ancak oturum izni olanlar takımlarda oynayabiliyor. Harekete geçmek için oturum izni almak ya da göçmen statüsünün yasallaşmasını bekliyorlar. Bazı günler Birinci Lig takımlarından onları izlemeye geliyorlar. Beğendikleri futbolcuları yönlendiriyorlar ve onları değerlendirmek istiyorlar ama izin en büyük engellerden birisi.

‘TECAVÜZ YA DA CİNSEL TACİZE UĞRADIKLARINI ANLATTILAR’

>> Tarlabaşı, Kumkapı ve Dolapdere’de saha çalışması yürütünüz. Sizin en net gözleminiz neydi Türkiye’de yaşayan Afrikalılara dair? Önyargılar, ırkçılık meselesini katarak, gördüğünüz en net fotoğrafı merak ediyorum.

Toplum içerisinde çok fazla görünmüyorlar. Göç alan toplum bireyleri, yani bizler, onlarla iletişim kurmaya çalışmıyoruz. Onların hayatlarını merak etmem hem onları biraz endişelendirmiş hem de biraz şaşırtmış ve sevindirmişti. Onlarla iletişime girme çabası bile, onlar için çok iyi bir şeydi.

Afrikalı kadınların göç deneyimleri erkeklerin deneyimlerinden farklı. Kadın Afrikalı göçmenler, cinsel taciz ve tecavüze uğrama deneyimlerden bahsettiler. Sırf Afrikalı kadın göçmen olmalarından dolayı… Toplumda genellikle seks işçisi olarak algılanıyorlar.

TEN RENGİ ÜZERİNDEN IRKÇILIK…

Tabii bir de görünmez ırkçılık var. Bazı kişiler: “Bizim tarihimizde çok fazla siyahi insan olmadığı ve Türkiye’de siyahiler ile yaşamadığımız için, Amerika’ya kıyasla onlara yönelik bir ırkçılık geliştirmedik. Yani, bu bizim tarihimizde yok.” Ben bunun çok yanlış bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum. Bu tür söylemler, şu anda onların maruz kaldıkları ırkçılığı görmezden gelmeye ve onlara yönelik ayrımcılığın meşrulaştırılmasına neden oluyor.

İlginizi çekebilir: Hayallerin yarına bırakılmadığı yerdi Fatsa

Mesela Afrikalılar, yazın otobüste birine yer verdikleri zaman, Türkiyeli birisinin onların oturduğu koltuğa oturmadığını ya da tenlerinin birbirine değmemesi için yanlarına birinin oturmak istemediğini söylediler. Aslında çok içsel bir ırkçılık yaşıyorlar ama bu çok fazla dillendirilmediği ve görülmediği için bilinmiyor. Burada ırkçılığın tensel yönü belli oluyor. Sadece ekonomik, sosyokültürel açısından bir ırkçılık değil, ten rengi üzerinden deneyimlenen bir ırkçılıktan da bahsedebiliriz.

>> Türkiye’de yaşayan Afrikalıların sosyalleşmeleri açısından kiliseler çok fazla anlam ifade ediyor. Yani bir ibadethaneden fazlası… Bir aradalık halini kurdukları mekân üzerinden kurgulamak mümkün. Bu konuya ilişkin neler söylersiniz?

Sosyalleşecekleri fazla alan yok. Zaten çok uzun saatler çalışıyorlar, genellikle sadece bir gün izinliler; o da Pazar. Bir araya gelecekleri dernekleri ya da onlara ait mekânları olmadığı için kiliselerde hem ibadet ediyorlar hem de sosyalleşiyorlar.

Kiliseler; bir araya gelip sorunlarını paylaştıkları, tartıştıkları, konuştukları, birbirlerine iş ve ev bulma konusunda destek oldukları, çeşitli sıkıntılara çözüm bulmaya çalıştıkları ve kendilerini güvende hissettikleri bir yer. Çünkü sosyal alanları olmadığı ve kamusal alanda da çok fazla görünür olmadıkları için, kiliseler tek alternatif onlar için. Kilise dediğimiz alanlar da apartmanda yer alan bir oda veya bir garaj… Tabii özellikle Dolapdere’de bölge halkı kiliselerin faaliyetlerin şikayetçi… Mesela, şöyle şeyler yaşanmış: Pazar günleri kapılara köpekler getirmişler, insanlar girmesin diye… Ya da önüne arabalar park etmişler, girişi kapatmak için… Dolayısıyla mahalleliden bu konuda ayrımcılık görüyorlar. Ayrıca kiliselerinin kapanmasından da endişe duyuyorlar.

>> Peki, o zaman şöyle bir yorum yapabilir miyiz: “Türkiye’de yaşayan Hristiyan Afrikalarının görece daha laik kodları var. Müslüman olanlar ise iktidar partisine biraz yakın.” Bu doğru bir yorum olur mu?

Bunun için, ‘kesin öyledir diyemem’ çünkü ben Müslüman Afrikalılar arasında sadece Senegalliler ile görüştüm. Bunu söylemek için daha kapsamlı bir araştırma yapmak gerekir. Aralarında desteklemeyenler de vardır diye düşünüyorum. Böyle bir sonuca varmak doğru değil, ancak ben, konuştuğum kişilerden öyle algıladım. Müslümanların yoğun olduğu ülkeler ile kurulan ticari ilişkiler ve devletlerarası politikaların da etkisiyle oradan gelen göçmenlerin oturum izni almaları daha kolay oluyor.

>> Son olarak Afrikalıların Türkiye’deki diğer göçmenlerle kurduğu bir bağ var mı? Onlarla iletişim kuruyorlar mı?

Çok yok açıkçası. Onlar, “Bütün kaynaklar, Suriyeli mültecilere veriliyor. Biz kaynaklara erişemiyoruz” diye şikâyet ediyorlar. Diğer göçmenler tarafından da görülmediklerini düşünüyorlar.


BirGün Gazetesi

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: